Yaralandığı yerden

Yaralandığı yerden

Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İlhan Sami Çomak, Narin Yükler’in ‘Aynadaki Çürüme’ adlı şiir kitabını yazdı.

İlhan Sami ÇOMAK*

‘zamanın hırsı, mevsimin sarısında/ geldim buraya/ vicdan kapısı kapanmıştı/ geç kaldım/ sonra hep kaldım’

Okuduğu eserde kendi bilgisini ve hislerini sınamak, deneyimini aramak, bulunca onunla samimi bir bağ kurmak öznel de olsa önemsenmesi gereken bir yol. Şiir okumak zaten şiirin dedikleri kadar okurken duyumsadıklarıyla sürüp tamamlanan bir süreç. Öznel olması kaçınılmaz oluyor bu sebeple. Öte yandan bu izafi yön okura olasılıkların getirdiği bir zenginlik ve dünya, esere ise farklı bakış açılarıyla desteklenmesini bakımından bir güç bulma, yenilenme imkânı katacaktır. Narin Yükler’in “Aynadaki Çürüme” adlı şiir kitabı içeriği ve kuruluşuyla şiirin etkisini ve hayal dünyasının çeşitliliğini bu yönleriyle bir kez  daha hatırlatıyor.

1988 Viranşehir doğumlu olan Narin Yükler Gaziantep Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği ile Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümünden mezun. 2014 yılında politik sebeplerden dolayı Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan Yükler’in şiirleri daha önce kimi dergilerde yayımlanmış. “Aynadaki Çürüme” adlı eser şairin ilk kitabı. Seçici Kurulunda Sina Akyol, Orhan Aklaya, Gökhan Arslan, Meryem Çoşkunca ve Suat Çelebi’nin yer aldığı Arkadaş Z. Özger 2017 şiir ödülünün Narin Yükler’in “ Aynadaki Çürüme” adlı kitabına verildiğini özellikle vurgulamak gerek. Mayıs Yayınları’ndan çıkan kitap Kasım 2017’de okurlarla buluşmuş.

ÇÜRÜME, AYNA, PERDE, HAFIZA…

İlk kitap olmasına rağmen kendini bilen, hakkıyla yetkinleşme çabasında olan bir şiirden ve doğrultudan söz etmek mümkün. Her şeyden önce ilk kitaplarda sıkça görülen falsolar, zorlama duygusallık, aksak ritim ve kendinde olmayanı verme çabaları görülüp sezilmiyor. Okuru hemen çeken bir şiir görgüsü usulca ilerliyor ve ışıldıyor. ,

Kitap “Çürüme”, “Ayna”, “Perde”, “Hafıza” adlı dört bölümden oluşuyor. Kitapta, çürüme, göç ve sınır vurgusu öne çıkıyor. Bu kitabın adıyla sınırlı bir durum değil elbette.Yaşamın, yaşamların bir yansıması. Zira çürümenin dokunmadığı bir şey yok hayatımızda. Günlük yaşamdan insan ilişkilerine oradan da kavramlara uzanıp tüm olgulara  ters takla attıran bu hal ve bozulmanın asıl korkutucu yönü kanıksanması ve çağın kaçınılmaz getirisi olarak görülmesinden doğuyor.

Kitaptaki şiirleri bu kanıksamaya bir ret olarak okumak mümkün. Sadece reddetmiyor şair bu çürümeyi, metaforlaştırıp aynaya yansıtarak dönüştürme bahsini de dert ediniyor. Yaralı bir yerden konuşuyor Yükler. Sırtından, omzundan, gövdeden, zamanın çürüttüğü yaşamlardan…

TOPLUM ERKEK YÜZÜYLE ÇÜRÜMENİN MERKEZİNDE

Toplum ise erkek yüzüyle bu çürümenin tam merkezinde! Yoldan hiç ayrılmıyor şiir! Yol iki türlü soruluyor Yükler’in şiirinde. Tercihen girilip yürünen özgürleştirici bir muhayyel alan olarak hem memnuniyet belirtisi hem de yaşarken kendini sınamanın göstergesi, üretme ve geleceği kurma çabası… Yol ve yürümek iyidir ki buna güç ve istek gereklidir. “Susadım, eşik gidebilen içindir” demesini bu amaçla okumak mümkün.

Öte yandan yol bir de gitmekten, zorunluluğun ve zorlukların ağrısını taşıyarak yollamaktan, gerçeğin dokunup acı veren yüzünü temsil etmesi haliyle çok ağır bir gerçeklik olarak yer alıyor Yükler’in şiirinde. Sürekli olarak kalbe ve akla değen somut bir katılıktır bu! Geride kalanlara, koparıldığı mekân ve insanlara duyulan özlem ile olanca değerine karşın hatıraların bu özlemi gidermede yetersiz kalması, yakın ve gitmek mecburiyetinin bir tamamlayanı olarak görülüyor şiirlerde: “babamın cebime koyduğu ceviz kabuğuna/ sığdıramıyorum gerçekleri/ giderek daha uzak bir şeye benziyor ev”. Sadece ev değil, geride kalan her şey daha uzak ve eksik!

Zaman bütünü öğütüyor, hafıza parçalara tutunarak gerçeği yeniden kuruyor. Kurgu yaratıcı insanın, gerçek, hayatın oyunudur! Şiir her ikisinden besleniyor ama biraz da yaralanmanın ölçüsüyle ilgili bu. Gerçek şiirin karşında konumlanmıyor ama çok ağır! Şiir hem yük kaldırıcı hem onarıcı! “beni getirip sınırın bittiği yere yığdılar. biri bastığım/ toprağı çekti, biri alnımdaki ülkeyi. ayak izim tenimde,/ terk ettiğim evin gölgesiyle, bir ağacın içinde ısınıyorum şimdi” derken yaşadıklarından, kendinden bahsediyor şüphesiz. Sürgünün, köklerinden edilmenin bilinen halini yani çürütme çabalarını aynaya yansıtıyorken umutsuzluğa tenezzül etmeyen şiir dayanak olarak kullanıyor.

DÖNMEK DİLİ EZEN BİR KELİME

Aslında şair kendi deneyimlerini genele teşmil ediyor eseriyle. Acıyla yaşadıklarından bir an uzaklaşıp nesnel bir gözle sağaltma aracı olarak şiire uzanıyor. Sadece benzerlerine seslenmiyor dolayısıyla. Sadeliğe yaslanıyor bunu yaparken. Gerçeğin yıkıcı sadeliğine değil, şiirin tazelik veren hissine ve kötülüğün karşısında “umut ilkesi”ne dayanarak gerçekleştiriyor bunu. İmge ve metaforlardan el alıyor bu amaçla. Oldukça çarpıcı, akılda dönüp dolaşan güçlü dize ve şiirleri var. Aslında yaralandığı yerden hayata bağlanan bir şiir olduğu rahatlıkla söylenebilir, Yükler’in bu eserini oluşturan şiirler için. Başlangıç sonucu belirlemiş. İlk adım oldukça iyi olduğu için aynı güzellikte yani şiirler beklemek hakkımız var, okur olarak.

“Dönmek dili ezen bir kelime” adlı şiir ile yazıyı bitirelim istiyorum: “Bana gitmenin kuşluk vaktine denk geleni öğretildi/ Şeker topladığım sokaklardan koparılmanın gerçekliği/ İçime döndüm-dönmek dili ezen bir kelime-/ Dönemediğim her yol için kelimeler biçtim kendime/ Bana siyah tonu/ Gitmenin hiçbir siyaha sığmadığı öğretildi/ Dönüş biletinin yosun tutan yanını/ Gurbetin sırta dokunan tarafını/ Kaşlarımın altındaki iki çukura gömme öğretildi”.

* Silivri Cezaevi 5 Nolu L Tipi F 9

Son Düzenlenme Tarihi: 26 Şubat 2018 01:28
www.evrensel.net