Mikail Aslan: Sanat, insanın en yüce duyarlılığıdır

Mikail Aslan: Sanat, insanın en yüce duyarlılığıdır

Müzisyen Mikail Aslan, sanata, sanatçıların sorunlarına ve ülkede olan bitene dair Şerif Karataş'ın sorularını yanıtladı.

Şerif KARATAŞ
İstanbul

Dersim coğrafyasını, tarihini ve kültürünü müziğine taşıyan Mikail Aslan, çalışmalarını Dersim’le sınırlı tutmadı. Dersim dışında kalan ve Zazaca’nın konuşulduğu yörelerde yaptığı saha çalışmalarını albümlerine taşıdı. Kürtçe ve Zazaca müziğinin tanınan isimlerinden Mikail Aslan’la, 21 Şubat’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezinde vereceği konserin öncesinde sohbet ettik. Hem konsere ilişkin hem de geçtiğimiz zorlu döneme dair görüşlerini aldık. Aslan, OHAL sürecinde konser vermenin zorluklarını, sanata bakıştaki sığ yaklaşımları ve sanat alanında neler yapılması gerektiğini bizlerle paylaştı.

2018’deki ilk Türkiye konserinizi İstanbul’da vereceksiniz…

2017’nin sonuna doğru Bingöl, Muş, Elazığ konserlerimiz, sahne almamıza 3 gün kala il valilikleri tarafından engellendi. Doğuda başlayan bu engelleme, Afrin’e yönelik operasyon uzun sürerse Batıya da yansıyabilir endişesindeyiz.Şimdilik İstanbul konserimizle ilgili bir engellemeyle karşılaşmadık ama yaşanan süreçten dolayı ciddi kaygılarımız var.

ORGANİZATÖRLER MAĞDUR EDİLİYOR

Kaygılandığınız noktaları ve konser verirken yaşadığınız sıkıntıları biraz açar mısınız?

Biliyorsunuz valiliklerin 48 saat öncesinden bir konseri engelleme yetkileri var, Kürt illerinde konserlerimiz tam da 48 saat öncesinde engellendi. Bu şekilde konseri organize eden firmanın ve sanatçının zararını en üst noktaya çıkartmak istiyorlar ki bir daha böyle etkinliklere yeltenmesinler. Gerçekten bu şekilde mağdur edilen organizatörler bir süre sonra konserleri yapmaktan vazgeçiyorlar. Bu engelleme ve risklere rağmen ısrarla, yeniden yeniden konser başvuruları yapacağız. Karşımızda öyle bir güç var ki soluğumuzu keserek, nefes alacağımız alanları daraltarak yaşamını sürdürüyor... Yurt dışında yaşadığımızdan dolayı  kısmi olarak orada nefes alma imkanımız var ama orası da kolay değil, bir sürü tuhaf sorunlarla karşılaşıyoruz.

Ne gibi sorunlar?

Daha çok içeriden yansıyan sorunlar, sanata bakış açısıyla ilgili... Siyasal anlamda sisteme karşıt söylemler içerisinde olan fakat özde egemen medya tarafından üretilen popüler, arabesk kültürün etkisinde kalan yığınla birey, dernek ve kurumlarımız mevcut. Maalesef bunlar sanata ve sanatçıya sadece kendi “faaliyetleri” için destek ve dayanışma misyonu biçmişler. Çoğunun evlerinde orijinal bir albüm yoktur, sanatı desteklemek motivasyonuyla hiçbir konsere gitmemişlerdir. Sanatın değirmeni nasıl döner, bundan bihaberdirler. Sanatın değirmeninin dönmesi için kendi derelerinden akan suyun yetmeyeceğinin bilincinde değiller.

SANATÇIYA UYGUN ORTAM YARATILMALI

Sanatçıların sanatını icra etmesi konusunda demokratik kurumların katkısı nasıl olmalı. Anladığımız kadarıyla demokratik kurumların sanata olan yaklaşımına da eleştirileriniz var.

Bu tip etkinliklerde amaçlar çok farklı; demokrasi-adalet arayışı, baskı altında tutulan bir etnik topluluğun hayatta kalma mücadelesi, kültür sanat festivali, medya üzerindeki baskılar, yarım kalan bir cemevi, bir lösemi hastasına yardım vb. Hepsi de anlamlı ve gerekli etkinliklerdir. Yüzlercesine katılmışız, katılmaya da devam ediyoruz. Ne var ki bu tip ortamların çoğunda sanatın gerçekleşmesi için gerekli olan en önemli iki şey yok, birincisi sessizlik, diğeri de sahne üzerinde teknik donanım. Gerçek amaç sanat ve sanatın gelişimi olmadığı için sanatın kendisini gerçekleştirmesi için zaruri ortam da sağlanmıyor. Sanatçı buralara desteğini sunuyor ama bu ortamlarda kendi performansını gerçekleştirmesi imkansızdır. Öyleyse sanatın ve sanatçının gereksinim duyduğu ortamı da diğer amaçlara paralel olarak geliştirmek gerekiyor. Bu yaklaşımla bir alanda duyarlılık gösterip diğer alanın gelişimini engelliyoruz. Sanatçılar kendi albümlerini nasıl yapacaklar, nasıl üretken olacaklar, ailelerini nasıl geçindirecekler, sanatçının değirmeni nasıl dönecek? Bunu düşünen pek az. Eğer bu dernek ve kurumlar sanatın gelişimi ve ihtiyaçları için çaba vermiyorlarsa en azından kendileri dışında gelişen sanatsal etkinliklere destek versinler. Maalesef bu duyarlılıkla hareket eden çok az dernek ve kurum var.

Bir taraftan OHAL yasakları, diğer taraftan da sözünü ettiğiniz sorunlar sanatçının işini daha da zorlaştırmıyor mu?

Evet maalesef, gerçek sanatın ortaya çıkması için sanat ve sanatçıya yaklaşım değişmelidir. Sistemin baskısı ve engellemeleri ile kendi cephemizden sanata yönelik dar yaklaşımlar arasında umudunu yitirip sanattan kopan birçok arkadaşımız var. Zele Mele (Mehmet Ali Güler) arkadaşımız bunlardan birisi.

Kendi iç sesini dinleyerek büyük ideallerle yola çıkan birçok müzisyen medya canavarı karşısında çaresizleşiyor. Buna ek olarak kendi cephesinden de bir destek alamayınca kendisine ve halk yığınlarına karşı güveni kalmıyor. Bu yüzden idealist anlamda sanatla uğraşanların sayısı gittikçe azalıyor, ortam buna müsaade etmiyor.

EN BÜYÜK DİRENİŞ, VİCDANI KORUMAKTIR

Sanata dönük engellemelerin temelinde OHAL’in etkisi oldukça büyük. OHAL sürecinde yaşananlara baktığınızda müzisyen kimliğinizle karşımıza çıkan tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu şartlar altında en büyük zorlanma sanat alanında yaşanıyor. Siyasal iktidar alternatif-uyarıcı sanat alanını konser yasaklamak, tutuklamak, korkutmak, bir imkan sunarak kendine tabii kılmak vb. yöntemlerle yok etmeye çalışıyor. Diğer taraftan kendi medyası aracılığı ile popüler-arabesk kültürü en geniş yığınlara angaje ediyor, geniş yığınların kulaklarını bu şekilde kirletiyor. Kulakları kirli, başı dumanlı yığınlar uyur-gezere dönüyor, bu şekilde tek sesliliğe talim etmeleri daha da kolaylaşıyor. Aydınlık ile karanlık arasında, iyilik ile kötülük arasında savaş her alanda sürüyor. Karanlığın ve kötülüğün kaynağı aynı, onun kökünü kurutmak zordur ama insan olarak vicdanımızı koruduğumuz sürece aydınlığın sınırlarını genişletebiliriz. Bu kışkırtmalar ve savaş naraları arasında en büyük direniş, vicdanı korumaktır. İnadına sanatsal üretim, inadına direniş diyorum. Bu duygularla çıkış yolu arıyoruz.

‘SANAT GERÇEKLEŞİYOR MU?’ DİYE SORMALIYIZ

Hep söylediğiniz bir şey var: “Sanatsal performans sürekli gerçekleştirilmeli”. Bu sözü açmakta fayda var. Bu süreklilikten kastınız nedir?

Sanatın gelişimi, donanımı, tecrübesi, üretkenliği için sanatsal eylemin sürekliliği şarttır. Ayrıca bu ortamlar sanat için uygun olmalıdır ki sanatkâr her seferinde kendisini pratikte sınayabilsin. Sanatı geliştirmeye iten biraz da ortamlardır, önce bunu anlatmak gerek. Bu yüzden bir konser yapıldığında hangi dernek yapıyor sorusu yerine “Sanatın gerçekleşmesi için uygun bir ortam var mı?” sorusunu sormak gerek. Orada “Sanat kime hizmet ediyor?” sorusu değil de  “Sanat gerçekleşiyor mu?” sorusunu sormak gerek. Sanatın ve sanatçının ihtiyaçlarını anlayan ve bu noktada duyarlılığı geliştiren kurumlara ihtiyacımız var.  

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Sanat, insanın en yüce duyarlılığı ve masumiyetidir, insanın kendi gerçeğine varması için en büyük disiplindir. Sanatın kutsal olan, ilahi olan yanını anlamamız gerekiyor. Gün geçtikçe kendisinden uzaklaşan asıl itibarını geri kazanması için ortam ve imkan sunmak gerekiyor.

MİKAİL ASLAN’IN ÇALIŞMALARI

Kendi projeleri dışında belgesel filmler için de müzik yapan Mikail Aslan, sırasıyla Agêrayis (1999), Kilıtê Kou (2003), Miraz (2005), Zernkut (2008), Pelguzar (2010), Petag (Dersim Ermeni Hak Şarkıları 2010), Xoza (2013), Vengê Royî (2015) albümlerini müzikseverlere ulaştırdı. Aslan, kendi yaşamından hem de doğup büyüdüğü coğrafyadaki yaşananlardan aktardığı kesitleri “Hayıg” ve “Xayis Zazaca” isimli deneme kitaplarında dile getirdi.

Son Düzenlenme Tarihi: 19 Şubat 2018 10:02
www.evrensel.net