'Bu sermaye düzeni mutlaka değişmelidir, değişecektir'

'Bu sermaye düzeni mutlaka değişmelidir, değişecektir'

Tes-İş Sendikası Yatağan Şube Mali Sekreteri Kemal Özcan, işçilerin gündemine, yasaklanan grevlere ve sendikaların tutumuna dair yazdı.

Kemal ÖZCAN
Tes-İş Sendikası Yatağan Şube Mali Sekreteri

Patronlara tanınan lokavt hakkını asla kabul etmiyorum! Çünkü lokavt işçileri toplu işten çıkarabilme hakkıdır. İşçilerin aldığı grev kararına karşı patronlara lokavt hakkı verilmiştir. Sanki işçi ile patron eşitmiş gibi. Tüm sistem, yasa, kanun, devlet, siyasi iktidar patronun emrinde ve onu korumak için var. Bunlar yetmezmiş gibi bir de lokavt hakları var.

Nedir lokavt? İşyerinde faaliyetin tamamen durmasına neden olacak tarzda, işverenin kendi kararıyla veya üyesi olduğu işveren sendikasının verdiği karara uyarak, işçilerin topluca işten uzaklaştırılmasına lokavt deniyor.

İşçiler grev kararı aldıklarında hükümet hemen iptal ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Tam aksine, şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifadeyle anında müdahale ediyoruz. Diyoruz ki ‘Hayır, burada greve müsaade etmiyoruz çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız” demişti.

Türkiye tarihinde bu kadar grev ertelenen bir dönem hiç olmamıştır. İşçi sınıfının en etkili mücadele yöntemi olan grevler unutturulmak isteniyor. Bu devlet, sermayenin devletidir. ‘Milli güvenlik’ veya ‘halk sağlığını’ tehlikeye sokmak gibi gerekçelerle, Bakanlar Kurulu grevleri erteliyor, daha doğrusu yasaklıyor.

KAVEL GİBİ...

Bazen mücadele Kavel grevi gibi yasalara ve yasaklara sığmaz. İktidar kimden yana olduğunu 15 yıldır emekçilere bağıra bağıra söylüyor.

Ne OHAL, ne de lokavt kararı alma hakları yoktur. İşçilerin grev hakkı vardır!

Metal işçilerinin birliği ve o birlikteliğin sendikaları bir araya getirmesi, gerçekten önemliydi ve bu dayanışma kazanımları da beraber getirdi. Eğer sendikalar geri adım atmamış olsalardı bugün ciddi bir direniş yaşanıyor olacaktı. Kanuni olmayan, fiili işgaller ve direnişler yaşanacaktı. Yasaklanmış bir grevin yapılması, her şeyin göze alınması demektir. İhbarsız tazminatsız işten atılmayı göze almaktır.

Metal grevi sadece işçi sınıfı hareketinin yeniden canlanmasını değil, Türkiye’de demokrasi mücadelesinin yükselmesi için de çok önemli bir fırsat olacaktı.

Metal işçileri direniş kararlılığını gösterdi. Mevcut sendikal yapı işçilerin gerisinde kaldı. Metal işçileri grev beklerken, Başkanlar Kurulu eylemlere devam diyerek oyaladı. Grev işçilerin en önemli ve en etkili silahıdır. Ama tek başına yeterli değildir.

İşverenler lokavt ilan eder ve iktidar grevi ertelerse hiçbir işe yaramaz. Grev bir anda pasif hale geliverir.

Ben burada ayrı ayrı sendikaları ele almak istemiyorum. Bir araya gelip aynı sözleşmenin altına imza atmalarını önemsiyorum.

MESS ayrı hareket eden sendikalarla istediği gibi oynuyordu. Sözleşmenin 2 yıllık olması, denkleştirme ve esnek çalışma maddelerinin çıkarttırılması, kıdeme dayalı zammın olması, yüzde 3,2 zam diyen MESS’in yüzde 24’e imza atması... Bunlar bile topyekun bir grev yapmadan, az çok eylemler yapılması sayesinde alınmıştır.

‘Eylemse eylem, grevse grev’ noktasına gelinmişti. Pasif de olsa işçilere ilk kez sözleşme öncesi fikirlerinin sorulması onları sürece motive etmiştir. Bu birlikteliğin iş kolunda değil, sınıfın bütününde olduğunu bir düşünsenize, sadece sözleşmelere değil hayatın tüm alanlarına müdahale edebilecek bir gücümüz var.
Emeği iktidara taşıyacak bir güçtür.

Gerçek kazanım bu zor koşullarda gösterilen direngenlik, birleşme eğilimi, hareket halinde kazanacaklarına olan inançlarının artması,
patronlara karşı korku salacak bir güç olduklarının farkına varılması oldu.

Türk Metal Sendikası Biga’da konfetiler patlatarak kutladı. ‘Yüzyılın sözleşmesi oldu’ dediler. Yüzyılın sözleşmesi oldu mu bilmiyorum ama yüzyılın mesajı olduğu kesin.

MESS ile Türk Metal en son 12 saat görüştü.

Uyarı eylemleri, grev yasağı, lokavt filan derken 30 Ocak’ta sabaha karşı anlaşma sağlandı.

Anlaşma sağlanmasaydı 130 bin metal işçisi 2 Şubatta greve çıkacaktı.

KAN, TER VE GÖZYAŞI

Patronlar da MESS gibi örgütlerde birleşerek işçilere karşı savaşıyor. İşçi sınıfının metal direnişinden çıkaracağı çok önemli dersler var.

Yaşadığımız düzende, direnmeden, mücadele etmeden hiçbir hakkımızı alamayacağımızı gösteriyor.

Toplusözleşmeleri, göstermelik bir oyuna, pazarlığa dönüştüren sendikal anlayışla işçi sınıfı mücadelesi geliştirilemez.

Aç ve yoksul yaşamaya, iş cinayetlerinde ölmeye, sakat kalmaya, işten atılmaya, geleceğimizin ve özgürlüğümüzün,
patronların iki dudağı arasında kalmasına seyirci kalmayalım.

‘Güç her zaman zoru bozar.’ 1872 yılında Beyoğlu’nda telgraf işçilerinin, 1875’de tersane işçilerinin,

Sirkeci iskelesindeki hamalların, Haydarpaşa demiryolu işçilerinin, Fişekhane işçilerinin gerçekleştirdiği grevlerden günümüze,
zengin bir direniş ve mücadele geleneğine sahibiz.

Osmanlı yönetiminin tüm baskılarına rağmen mücadele devam etmiştir. Bugünkü kadar acımasız, adaletsiz bir şekilde açıktan sermaye savunulmamıştır.

Karl Marx sermayeyi kısaca şöyle tarif etmiş: ‘Sermaye kan, ter ve gözyaşından ibarettir.’ Evet kan, ter ve gözyaşından ibaret olan adaletsiz, bu sermaye düzeni sürgit devam edemez. Mutlaka değişmelidir, değişecektir. Bunu da başaracak olan işçi sınıfıdır.

Hoş kalın, inançla ve dirençle kalın!

www.evrensel.net