Dayaklı geceler

Dayaklı geceler

On iki yıldır her kararan gecede ben o dayağı bir kez daha yiyorum. Anlamıyorum sebebini. Bilmiyorum o korku ikliminin beni nasıl böyle kilit-lediğini

Gökmen ÖZCEYLAN

KORKULUK OL
Yollar kesilmiş, alanlar sarılmış.
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yana 
Korkuluk ol.
Rıfat Ilgaz

Öyle sıcak bir Diyarbakır günü ki, sıcakdan bütün insanlar ya evlerine saklanmış ya da bir ağaç gölgesine sığınmışlar. Yakıcı, kavurucu bu sıcak gününde Diyarbakır’ın, o daracık sokak aralarını arşınlıyorum, elimde kitaplarım. Bağlar’ın o tenha sokaklarından çıkmış, Ofis semtine doğru koşar adım ilerliyorum. Sıcak da bırakmıyor yakamı. Bağlar’dan istasyona uzanan alt geçide o kavurucu sıcakla beraber dalıyorum. Nefes dahi alamıyorum. Öyle rezil bir koku ki alt geçitte; çürümüş et kokusu sanki dört bir yanımda. Tam da o sırada derin düşüncelere dalmışım. Ülkemde yani şu güzel ülkemde neler oluyor, her gün yepyeni gündemler düşüyor köşe başlarından televizyon köşelerine ve aydınlar diyorum kendi kendime, aydınlar aynen benim gibi seyrediyorlar herhalde televizyonlarından olup bitenleri. Ama kızamıyorum kimseye. Korku bu, hiçbir başka savunmaya ihtiyacı olmadan yapamadıklarımızın tek iç fe-rahlatıcı sığınağı...

Bütün bu düşünceler sarmalında yürürken o alt geçitte, yerdeki kötürümün vücuduna basmamak için irkiliyorum. Sıcağı, aydınları, korkuyu, ülkemin sorunlarını unutuyorum bir an. Elimde kitaplarım, düşmesin diye daha bir sıkı sarılıyorum onlara. Biraz inançlı olsam şükredeceğim sanki halime. Utanıyorum o adamın karşısında. Suçlu hissediyorum sanki ellerim ve ayaklarım var diye.

Birden ne o bunaltıcı sıcak ne de alt geçidin iğrenç kokusu kalmıyor belleğimde. Alt geçide  mavi üniformalı bir toplum polisi giriyor. İşte o korku alabildiğine üzerimde. Haklıyım aslında onu görünce ürpermekten, kan kokuyor elindeki silah, kırmızı kan kokusu tıkıyor burun deliklerimi. Alt geçidin kokusunu, yerdeki kötürümün içler acısı halini ve kavurucu sıcağı unutuyorum onu görünce. Tam arkamı dönüp gidecekken birden o iğrenç sahne; bir tekme... Bir tekme daha yerdeki kötürüme. Kanım donuyor o sıcakta.

Bağırıyor olmayan diliyle yerdeki konuşamayan garip. Ve ben seyrediyorum bütün iğrençliğimle. O vuruyor, ben seyrediyorum. Müdahale bile edemiyorum. Utanıyorum insanlığımdan, utanıyorum korkuya bulanmış insafsızlığımdan. Ellerim, ayaklarım kıpırdamıyor. ‘Dur napıyorsun sen?’ diyemiyorum. Bir hafta önce başıma yediğim telsizin ağrısından, cezaevi mahallesindeki emniyette geçirdiğim gecelerin korkusundan. O kavurucu sıcakta buz kesiyorum, donup kalıyorum. O tekmelere değil, o seyre. Bir buzun kaynar suda erimesi misali eriyorum bu sahnedeki seyrime.

O sırada olmayan ayaklarıyla kalkıyor yerden garip. Görünmeyen elleri demirleşiyor suratımda. Konuşamayan dili saçıyor bütün küfürleri anama avradıma. O başlıyor beni tekmelemeye. Olağanca gücüyle yürüyor üzerime olmayan ayaklarıyla, ben dayak yiyorum beynimde. Dövülüyor, sövülüyorum. Bütün hıncını benden çıkarıyor garip. Bitiyorum yavaş yavaş karşısında o kötürümün. O olmayan yumruklar inerken suratıma, ben var olan ellerimi kaldıramıyorum. O tutmayan ayaklar bir balyoz gibi inerken karnıma, benim o güçlü kuvvetli ayaklarım kaçamı-yor. O konuşamayan dili saçarken bütün öfkesini kulaklarıma, ben yeter bile diyemiyorum. Dilim, hücrelerimin ihanetinin son durağı; çıtım çıkamıyor. Sessiz sedasız dayak yiyorum her gece...

On iki yıldır her kararan gecede ben o dayağı bir kez daha yiyorum. Anlamıyorum sebebini. Bilmiyorum o korku ikliminin beni nasıl böyle kilit-lediğini. Keşke diyorum keşke, o kötürümden değil de mavi üniformalı polisten yeseydim o dayağı. Keşke o gün, orada yiyebileceğim bir dayakla kaybetseydim ellerimi ve ayaklarımı. Beynim dağılsaydı keşke; sıcaktan kavrulmuş sokak taşlarına.

Ve aklıma Rıfat Hoca geliyor “Bari korkuluk ol...”
Bari ‘Benden geçti mi diyorsun aç ellerini iki yana korkuluk ol.”
Olamadığım günü hatırladıkça, aklıma hep aynı soru geliyor.
Bu güzelim ülkemde kim bilir aydınlarım her gece kaç kez ölüyor?
Kaç kez dayak yiyorlar beyinlerinde?
Hep aynı yankı dayaklı gecelerde
KORKULUK OL
KORKULUK OL
KORKULUK
KORKU...

www.evrensel.net
ETİKETLER Rıfat Ilgaz