Daha fazla militaristleşme ve rekabet

Daha fazla militaristleşme ve rekabet

Avrupa'nın Gündemi'nde bu hafta AB askeri gücü, NATO, Fransa'daki 'eğitim reformları' ve İngiltere'deki kamulaştırma tartışmaları var.

Brüksel’deki NATO savunma bakanları zirvesi ve Münih’te başlayan Güvenlik Konferansı, NATO, silahlanma ve bağımsız AB askeri gücü konularını gündeme taşıdı. Almanya ve Fransa önderliğinde AB’nin askeri açıdan da güçlü hale getirilmesi girişimleri NATO tarafından kuşkuyla karşılanıyor. Silahlanma bütçelerinin arttırılması ve dünyanın daha da militaristleştirilmesi konusunda ise görüş birliği egemen. Önümüzdeki dönem bu konuda tedirginliğin daha da tırmanması bekleniyor. 

FRANSA GÜNDEMİ EĞİTİM ‘REFORMLARI’

Fransa’da bu hafta ana gündemlerin arasında hükümetin lise ve yükseköğrenim reformları var. Macron hükümeti yükseköğrenimde daha ileriden bir seleksiyon ve eleme mekanizmasını hayata geçirmek istiyor. Öğretmen ev öğrenci sendikalarının ezici çoğunluğu bu yasa tasarılarına karsı ve mücadele çağrısında bulundular. 

İNGİLTERE’DE KAMULAŞTIRMA TARTIŞMASI

İngiltere’de bu hafta gündemde, özel şirketlerin iflası sonucu “kamulaştırma”nın halk arasında daha da fazla desteklendiği tartışılıyor. New Statesman gazetesi bu haftaki yorumunda, elektrik, su ve benzeri kurumlarım kamulaştırılması konusunda, İsçi Partisinin tabuyu kırdığını, öncülük ettiğini ve bunu gerçekleştirebileceğini savunuyor.  


NATO İLERLİYOR

NATO

Jörg KRONAUER
Junge Welt 

NATO savunma bakanlarının çarşamba günü Brüksel’de başlayan buluşmasında, ordu bütçelerinin önemli artışını ve Avrupa Birliği ile Kuzey Amerika’nın militaristleşmesinde yeni yollar ele alındı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in açıklamasına göre Avrupalı NATO ülkeleri ve Kanada’nın askeri bütçesi yaklaşık yüzde 5 oranında arttı. Bu yıl, gayrisafi milli hasılasının yüzde 2’sini ya da daha fazlasını ordusuna ayıran NATO üyelerinin sayısı 8’e çıkacak. Buna rağmen Stoltenberg ve Washington askeri bütçenin daha da arttırılması için baskı yapıyor. 

KARARGAH NE İŞE YARAYACAK?

Bu tartışmalar devam ederken Almanya’da yeni bir NATO karargahı kurulmasının hazırlıkları yapılıyor. Savunma Bakanı Ursula von der Leyen’in de onayladığı lojistik karargah sayesinde askeri tugaylar koordineli şekilde ve jet hızıyla Avrupa dışındaki müdahale bölgelerine gönderilebilecek. Rusya sınırında en hızlı şekilde askeri manevralar yapılması olanaklı hale gelecek. Bu hedefle Avrupa ve NATO ordularının işlerini kolaylaştıracak şekilde askeri transportların kontrol mekanizmaları, sokaklar, köprüler, demir yolları ve diğer gerekli altyapı inşa edilecek. Karargahın yeri konusunda henüz kesin karar verilmemekle birlikte Ulm ya da Bonn’da kurulması düşünülüyor. 

Paralel olarak ABD de Kuzey Amerika’dan gönderilecek askerlerin ve savaş malzemelerinin Atlantik’ten veya Arktis’ten geçirilmesini güvence altına alacak yeni bir karargah daha inşa ediyor. NATO’da bu sularda Rus denizaltı gemileri tehlike yarattığından önlemlerin alınmasının zorunlu olduğu konuşuluyor. 

Brüksel’deki görüşmelerde Avrupa Birliği’nin Berlin ve Paris önderliğinde bağımsız silahlanma ve militarist güç olma çabaları gerilime yol açtı. Pentagon’un yüksek mevkideki bir görevlisi, AB’nin silahlanmasının ancak NATO’nun güçlendirilmesine hizmet etmesi halinde kabul edilebileceğini bildirdi. AB’nin kendini güçlendirmek için askeri güçlerini NATO’dan çekmesinin kabul edilemez olduğu vurgulandı. Gerilimi arttıran başka bir konu da Almanya’nın lojistik karargahı tamamen kendi kontrolünde tutmak, kendi askeri güçleri ile yönetmek ve çalıştırmak, istemesi. Haber ajansları, Alman yetkililerin karargahın olanaklarından sadece NATO’nun değil Avrupa askeri birliğinin de yararlanmasından yana olduklarını belirtiyorlar. 

HEDEFTE HEM RUSYA HEM ÇİN VAR

NATO’nun silahlanma çabalarının hızlandırılmasının sadece Rusya’yı askeri açıdan baskı altına almak için yapılmadığı da Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsünün (IISS) bir raporuyla ortaya konuldu. Londra merkezli bu güvenilir enstitünün‚ “2018’de askeri denge” başlıklı raporunda Batı’nın askeri teknik açısından liderliğinin kaybolduğu endişesi dile getiriliyor. Bu konuda öne geçen, parasal sorunları nedeniyle silah teknolojisini ihmal eden Rusya değil, hızla ilerleyen Çin. 

Raporda Çin Halk Cumhuriyeti’nin hava savunma ve saldırı silahlarını yenileme hızı ‘olağanüstü’ olarak değerlendiriliyor. Chengdu J-20 savaş uçaklarının 2020’den önce yapılmış olacağı ve gizlenme özelliklerinin ABD’nin F-35 savaş uçaklarından çok daha başarılı olduğuna dikkat çekiliyor ve “Son otuz yılda F35’ler ABD ve müttefiklerinin askeri açıdan lider askeri güç olmasını sağlamıştı ama Çin tehdit edici şekilde ilerliyor” deniyor. 

(Çeviren: Semra Çelik)
 


BLANQUER REFORMU: SEÇEN VE ELEYEN LİSEYE HAYIR

CGT Edu’Action 

EĞİTİM Bakanı (Jean Michel Blanquer) Mathiot raporunda hayata geçirilmesi en zor olan önerileri almamış olmasına rağmen, gündeme getirilen Baccalaureat (Liseyi bitirme ve üniversiteye kayıt etme hakkı veren sınav) ve lise reformu hâlâ kabul edilemez olmaya devam ediyor. 

Öğrenciler açısından bu tasarı eleyen bir lise inşa ederken ve erken oryantasyonu yürürlüğe sokuyor... Öğrenimde uzmanlık dersleri öngörülerek, (Yükseköğrenim Bakanı) Vidal reformunda ifade edilen “beklentilere” öğrencilerin uygun olup olmadığı ölçülecek. Bunun yapılabilmesi için de lise bitirme sınavı erkene alınarak ilkbaharda yapılacak ve sınav sonuçları Parcoursup internet platformunda değerlendirilerek üniversitenin beklentilerine uyup uyulmadığı ölçülecek. Sonuç itibariyle sunulan lise tasarısı öğrencileri, lise 1’de yapacakları uzmanlık ders tercihleriyle, yükseköğrenime yönlendirme projesidir. 

Liselerde var olan (sosyal, edebiyat ve bilimsel) bölümlerin resmi olarak ortadan kaldırılması sorusuna gelince, bunların aslında fiili olarak yok edilmediğini, fakat lise son yılda daha ileriden bir uzmanlaşmanın yürürlüğe sokulacağını gözlemliyoruz. Bu bölümlerin resmi olarak var olmaması en iyimser bir durumda bir süs, en kötü durumda ise tasarruf yapmaya yönelik farklı bölüm sınıflarını birleştirmenin ön adımıdır. Teknolojik bölümlerin yok edilmemesi kuskusuz iyi bir haberdir, fakat bu bölümün üniversitelerin beklentileri olan seviyeye ulaşamayacağı yönlü bir karar alınmadığı koşullarda. Bu durumda teknolojik bölümünü bitiren bir liselinin yüksek teknik üniversiteleri (IUT) dışında gidebileceği hiç bir bölüm kalmıyor. 

Bir yandan yükseköğrenim bakanı üniversiteye kayıt yapmada bir elemenin olmasını dayatmaya çalışırken, diğer yandan eğitim bakanı ise genel ve teknolojik lise öğrencileri için bu seleksiyonu lise birinci sınıftan itibaren yürürlüğe sokmak istiyor. Ortaokul son sınıftan meslek liselerine yönlendirilen öğrenciler açısından ise “en iyi ihtimalle” kurumun onlara yüksek teknisyen bölümünde bırakmayı kabul edeceği kimi sınırlı yer dışında başka seçenek kalmıyor. 

Diğer yandan yasa tasarısı, ortak genel ve teknolojik bir kültür sayesinde kendi kanatlarıyla uçabilen bir kuşak yetiştirmeye de sırt dönüyor ve zaten bölümlerin seçilmesinde var olan sosyal determinizmi, üniversitelerin beklentilerine uygun olarak gerekli dersleri seçebilen daha olanaklı çevrelerle diğerleri arasında daha da ağırlaştıracaktır. 

Diğer bir risk ise bakanlığın önerdiği tüm seçmeli dersleri, hatta kendi olanaklarıyla ek seçmeli dersler sunabilen liselerle, tüm seçmeli dersleri sunamayan liseler, ve dolayısıyla bölgeler, arasındaki dengesizliğin daha da ağırlaştırılmasıdır. 

Üniversitenin ilk derecesi ve tüm lisanslara kayıt yaptırma hakkı veren Baccalaureat diploması da (Ulusal nitelikli merkezi bir sınavdan çıkarılarak) öğrenim yılı esnasında alınan notlara ağırlık verilerek ve seçmeli uzmanlık derslerine göre seleksiyonun yapılmasıyla tamamen parçalanmış olur. 

Öğretim görevlileri için şimdilik sorun atama sayısına (Ve lise son sınıfta derslerin bölünüp bölünmemesine) bağlı olarak.... 2019’a kaldı. Diğer yandan (biyoloji gibi) kimi derslerin geleceğinin ne olacağı ciddi soru işaretleri taşımaya devam ediyor, zira öğrencilerin yapacağı tercihler, gelecek müfredat ve çerçevesi hâlâ muğlak olan uzmanlık derslerinin daha da netleşmesiyle belirlenecektir. 

CGT Educ’action sendikası açıktan gerici olan bu yasa tasarısını reddediyor, tıpkı madalyanın diğer yüzü olan üniversiteler seleksiyona karşı mücadele ettiği gibi bu lise reformuna karşı da mücadele edecektir. Tüm orta öğrenim personelini, yükseköğrenimin öğretmenleri, öğrenci ve liseliler ile ortak bir mücadele etmeye çağırıyor. 

(Çeviren : Deniz Uztopal)


İŞÇİ PARTİSİNİN KAMULAŞTIRMA ÖNERİSİ ÖZEL SEKTÖRDEN DAHA İYİ BİR SEÇİM

İngiltere

New Statesman 
Başyazı

KAMULAŞTIRMA, uzun zamandır İngiltere siyasetinde tabu bir konuydu. Tony Blair’in başkanlığı altında başlayan “Yeni İşçi Partisi”, Margaret Thatcher’in başlattığı özeleştirmenin hepsini kabul etti, hatta muhafazakarların girmeye korktuğu alanları da piyasaya açtı (mesela hava trafik kontrolü ve posta servisi). Böyle bir süreç yaşanırken, kamulaştırma fikrin yeniden gündem olmasını kimse tahmin etmezdi.

Fakat, şu anda (kamulaştırma politikası) Jeremy Corbyn’nin başkanlığı altındaki İşçi Partisinin yeni gelişen programının tam merkezinde. Gölge Maliye Bakanı John McDonnell, tren yollarını, su şirketlerini, enerji kurumunu ve İngiliz Kraliyet Posta Servisini tekrardan kamulaştırmak istediğini, ve aynı zamanda Blair ve Brown yıllarında genişletilen özel sektör finans girişimlerine de son vermek istediğini teyit eden açıklamalar yapmıştı.

Muhafazakarlar (iktidardaki Muhafazakar Parti) dalga geçerek kamulaştırmanın gerici ve 1970’lerin stagflasyon ve grevlerini andırdığını iddia ediyor. Fakat anketler, halkın büyük çoğunluğunun devlete ait kamu hizmetlerini tercih ettiğini gösteriyor. Bu değişim isteği nereden geliyor?

Seçmenler özel şirketlerin uyguladığı kalitesiz servis ve abartılı yüksek fiyatlardan kesinlikle yoruldu. 2017’de Greenwich Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre, su ve kanalizasyon hizmetleri (Birçoğunun özel sermaye fonları ya da yurt dışı yatırımcılara ait olan) kamuya ait olmadığı için her yıl fazladan 2.3 milyar sterlin ödendiği tahmin ediliyor. 2006-2016 yılları arasında dokuz firmanın yaptığı 18.8 milyar sterlin kârdan, 18.1 milyar sterlin, hissedarlara ödendi ve altyapı için gerekli yatırımlar ancak yüksek faizli borçlanmayla yapıldı. 

Ulusal teftiş ofisinin kısa zaman önce yaptığı bir araştırmaya göre özel sektör finans girişimlerinin kamu tarafından finans edilen projelere göre çok daha fazla masraflı olduğu görülüyor: Özel sektör finansıyla inşa edilen bir okulun inşası, hükümetin yatırımıyla yapılan projelere göre yüzde 40, ve bir hastanenin inşası kıyaslandığınızda yüzde 70, daha fazla maliyetliydi.

Kamulaştırmayı reddetseler bile, muhafazakarlar mecburen tren yollarının kısmen kamulaştırılmasını gündemine almak zorunda kaldı. East Coast Mainline tren yolu tekrar özelleştirildikten 3 yıl sonra, beceriksiz Ulaşım Bakanı Chris Grayling, Virgin Trains şirketinin 3.3 milyar sterlin değerindeki sözleşmeyi ihlal etmesi sonucu tekrardan East Coast tren yollunun kamulaştırılmasının söz konusu olabileceğini kabul etti. Kamulaştırmaya karşı çıkanlar, bunun çok pahalı bir iş olduğunu da söylüyor. Sayın McDonnell benzer kurumların satın alınmasında, hisselerin yerine hükümet tahvillerini kullanacağını (Ve böylece devletin net gelir sağlayabileceğini) ve de kazancını çoğaltacağını söyledi. İşçi Partisi hükümeti, tren yollarını imtiyaz hakları bittikçe, bunları kamulaştırmak istiyor, bu da uzun bir süreç.

Kamulaştırma her şeye merhem olamaz. Devlet de piyasa gibi kişisel çıkarlar yaratabilir. Britanya tren yolları (eski) günlerine dönmek isteyen çok az kişi var. Avrupa çapında, özellikle Almanya ve Fransa’da, devlet, mülkiyet ve strateji konusunda vazgeçilmez bir rol oynuyor. Britanya’da muhafazakarlar bir zamanlar, Sayın Thatcher’in özelleştirmelerini, “Ailenin gümüşlerini satmak” olarak gördükleri için reddetmiştiler, şimdi bu canavarlar tekrar uykudan uyandırılmalı.

(Çeviren: Çınar Altun)


 

www.evrensel.net