Hacamatçılar mı, bilim insanları mı haklı?

Hacamatçılar mı, bilim insanları mı haklı?

Bir tarafta “savaşın halk sağlığı konusundaki yarattığı tahribatları” anlatmak isteyenler diğer yanda hurafeciler.

Afrin'e yönelik askeri operasyonun neredeyse üçüncü haftasına girmiş bulunuyoruz. Yürütülen savaşa ve savaşı kışkırtıcı politikaların propaganda edilişinin karşısında barışı savunan güçler ise devletin tüm zor aygıtıyla karşı karşıya kalıyor. En son örneklerinden birisi de TTB'nin (Türk Tabipler Birliği) “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” açıklamasının ardından yaşananlar oldu. Bu açıklamanın ardından TTB Merkez Konseyi üyeleri doktor ve bilim insanları hemen göz altına alındı. TTB'ye ilişkin “jet hızında bir tepki” de “hacamatçılardan” geldi. “Söz konusu vatansa, hacamatçılar yanında”, “Terörist sevicilere geçit yok” gibi söylemler kullanan “haccam ve haccameler” safını “Reis'in yanında” ilan etti. Peki şimdi Afrin operasyonuna dair düşünelim “Hacamatçıların yanında mı olacağız, bilimin yanında mı?”

BİLİM VE DEMOKRASİYİ SAVUNACAĞIZ

Bu son yaşanan örnek de safımızın ne tarafta olması gerektiğini netleştiriyor. Savaş politikalarına dair en somut kamplaşma aslında budur. Bir tarafta bilim insanları bir tarafta hacamatçılar... Bir tarafta “savaşın halk sağlığı konusundaki yarattığı tahribatları” anlatmak isteyenler diğer yanda hurafeciler. Bir yanda demokrasi, diğer yanda onu lanetleyenler...  Savaşın bedelini her zaman emekçi halklar öder, Afrin savaşında da yine durum aynıdır. Gelen asker ölümleri, hayatını kaybeden sivillerin haberleri bölgedeki çatışmalı ortamın boyutlarını gösteriyor. ÖSO gibi geçmişte yaptığı katliamları açık seçik bilinen bir örgütle birlikte sürdürülen bu operasyonun kazananı hiçbir zaman emekçiler olmayacaktır. Bölgede askeri, ekonomik, siyasi çıkarları olanlar ülkenin zenginleridir, para babalarıdır. Savaşın bataklığına halkları iten, medya üzerinden “gaz veren”, türlü türlü “özel harekât dizileriyle” gençliği savaşa öykündüren ülkenin burjuvazisidir.  Savaşı savunarak atılan bu tür adımların hepsi de bu noktada “tek adam tek parti rejiminin çıkarlarına” hizmet etmektedir. 

HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN

Yirminci gününe yaklaşan Afrin operasyonunun yanında memlekette başka gelişmeler de oldu geçtiğimiz haftalarda. 130 bini bulan metal işçisinin toplu iş sözleşmesi imzalandı. MESS ve işçi sendikaları arasında aylardır süren pazarlık sona erdi. Bütün bir süreç oldukça hareketli geçmişti, yapılan irili ufaklı eylemlerin ardından sendikalar grev kararı almış, bu grev de sonrasında hükümet tarafından yasaklanmıştı. İşçilerin gösterdiği tepkilerin ardından MESS, “kırmızı çizgimiz” dediği maddelerin tamamından geri adım attı. Mazeretli mazeretsiz işe gelmeyenlerin ikramiyesinin kesilip işe gelenlere dağıtılması, 3 yıllık sözleşme, kıdem zammının kabul edilmemesi gibi MESS'in şartlarını, işçilerin kararlı duruşu “çöpe attı.”
Ekmeği için mücadele eden metal işçileri de bu süreçte hükümetin nasıl patronlarla yan yana olduğunu bir kez daha görmüş oldu. Bugün metal işçilerinin grevini yasaklayan hükümet, aynı zamanda savaşı kışkırtıyor, bilime düşmanlığı kutsuyor. Bu noktada kurtuluşun geçtiği yolun, işçi sınıfının mücadelesine bağlanmaktan geçtiğini savunan bizler barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesini en ilerden sürdürmekten de vazgeçmeyeceğiz. Irkçı, milliyetçi propagandanın ardında kendi ekonomik, politik çıkarlarını hesaplayanların karşısında halkların kardeşliği için, özgürce birlikte yaşayabilmek için birleşmeye devam edeceğiz. 

www.evrensel.net