Türkiye’den AİHM’ye ‘masum değiller’ savunması

Türkiye’den AİHM’ye ‘masum değiller’ savunması

Türkiye, Cizre bodrumlarında hayatını kaybeden onlarca insana ilişkin AİHM’ye savunma yaptı: Ölenler 'masum sivil' olarak görülmemeli.

Türkiye, Cizre bodrumlarında hayatını kaybeden onlarca insana ilişkin AİHM’ye yaptığı savunmada, öldürülenlerin “masum sivil” olarak görülmemesi gerektiğini kaydetti. Ayrıca 48 kişi için yapılan başvurular takipsizlikle sonuçlanmasına rağmen, sorumlu olanların yargılamaya tabi tutulduğu ileri sürüldü.

Şırnak’ın Cizre ilçesinde, sokağa çıkma yasakları döneminde 7 Şubat 2016 tarihinde binaların bodrum katlarında ölümler meydana geldi. Yaşanan ölümlerde onlarca insanın yardım beklerken yakılarak öldürüldüğü iddia edildi. İlçenin Sur Mahallesi Akdeniz Sokağı’nda bulunan binaların bodrum katlarında öldürülenlerden bazılarının cenazeleri ise, DNA gerekçesiyle hâlâ kimsesizler mezarlığında. Hayatını kaybedenler arasında hâlâ kimlikleri bilinmeyenler var. Olayın yaşandığı günlerin hemen ardından İnsan Hakları Derneği (İHD) ve kanun hükmünde kararname (KHK) ile kapatılan Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatları, “üçüncü bodrum” olarak anılan olay mahalli için 11 Şubat 2016’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuru yaptı. Bunun üzerine Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığı imzasıyla 12 Temmuz 2017’de AİHM’ye savunma verildi.

‘STÖ RAPORLARI SOMUT BELGE İÇERMİYOR’ SAVUNMASI

Türkiye adına yapılan savunmanın ilk bölümünde, “Hükümet, kararda yer alan kimi sivil toplum kuruluşlarının söz konusu raporlarının somut belgeler içermediği, herhangi bir resmi veriye dayanmadan hazırlandığı, yalnızca genel yorum ve çıkarımlara dayandığı ve bunların mevcut vaka ile ilgili olmadığı” ifadelerine yer verildi. 

Türkiye’nin, Avrupa Konseyinin (AK) kurucu üyelerinden olduğu ve uluslararası standartları bir rehber olarak benimseyen hukuk devleti olduğunun ileri sürüldüğü savunmada, ilan edilen yasakların Başbakanlık tarafından valilik ve kaymakamlıklara gönderilen “Hükümet Genelgesi” çerçevesinde hukuki olduğu belirtildi. Savunmada yer alan “Ek-13” olarak numaralandırılan bölümde “Hükümet Genelgesi”ne yer verilmezken, savunmanın “Hükümet Talimatı” bölümünde şu ifadelere yer verildi: “...Terörle mücadele operasyonlarını (Türkiye Genelkurmay ve İçişleri Bakanlığı) gerçek anlamda gerçekleştiren güvenlik güçlerinin en üst düzey yetkilileri, ölü veya diri yakalanan teröristlere insani yardım ve yasa çerçevesi içinde muamele edileceğine dair  yazılı talimatı güvenlik güçlerine gönderdi. Bu talimatların uygulanması en üst düzeydeki yetkililer tarafından takip edildi, kötü muamele iddiaları titizlikle değerlendirildi ve sorumlu olanlar gerekli yargılama ve idari usullere tabii tutuldu.” 

İDDİALAR GİZLİ TANIKLARA DAYANDIRILDI  

Kimi telsiz konuşmalarına da atıf yapılan savunmada, “Radyo konuşması kayıtlarından teröristlerin kaçmadan önce 296 N’lu binayı ateşe verdiği, Cudi’de Niran Sokak’ta C3151 No’lu binayı ateşe verdiği; radyo konuşmasının bir bölümünde başka bir evi daha ateşe verecekleri, bazı teröristlerin diğer teröristleri operasyon gereği infaz ettiği, güvenlik güçlerinin ısrarlı çağrılarına karşın ateş açtıkları ve iddia edildiği üzere yaralıları alması için ambulansın çağrıldığı adrese iki kez gidilmesine rağmen hiç kimsenin araca gelmediği anlaşılmıştır” denildi.

Savunmanın devamında; üçüncü bodrumda yakılarak öldürüldüğü iddia edilen Derya Koç, Meryem Akyol, Sıtar Özkul, Sahip Edin, İbrahim İrevendi, Abdullah Özgül, Abdulselam Turgut, Lokman Bilgiç ve Fatma Demir, aynı isimlerden oluşan gizli tanıkların beyanları esas alınarak “örgüt üyesi” olarak gösterildi ve silahlı çatışmalara girdikleri iddia edildi. Sivil toplum örgütleri tarafından hazırlanan raporların somut delil içermediği, dolayısıyla dikkate alınmaması gerektiği belirtilen savunmanın birçok bölümünde gizli tanık ifadeleri dikkat çekti.  

AİHM’ye verilen savunmada isnat edilen suçlamalardan “3 ayrı bodrumda 143 insanın yakılarak öldürülmesi”ne ilişkin ise insanların çeşitli yaralanmalar sonucunda yaşamını yitirdikleri belirtildi. Yapılan savunmada otopsi raporları ile belgelenen cenaze yakılmalarına değinilmedi.

‘AKRABALARI ETKİN İŞ BİRLİĞİ İÇİNDE OLMADI’ 

Savunmada, yaşamını yitirenlerin akrabalarının ulusal yetkililerle etkili bir şekilde iş birliği içerisinde olmadığından, hükümetin sorumlu tutulamayacağı da belirtilerek, “Hükümet, başvurucuların akrabalarının terör örgütü ile bağlantılı olmaları; güvenlik güçlerine yönelik saldırılar başvurucunun bulunduğu adresten gerçekleşmiş olması; gizli tanıklardan alınan ifadeler; süprüntü örneklerinde bulunan atış artıkları ve güvenlik güçlerinin şehit edildiği gerçeğini dikkate alarak mevcut davadaki başvurucuların akrabalarının yaralı halde tıbbi yardım bekleyen masum siviller olarak görülmemesi gerektiği görüşündedir” denildi.

Öte yandan, “başvurucuların işkence ve kötü muamele iddialarının dayanaktan yoksun olduğu” iddia edilirken AİHM’nin bu başvuruyu reddetmesi de savunmada talep edildi.(Şırnak/MA)

Son Düzenlenme Tarihi: 06 Şubat 2018 22:27
www.evrensel.net
ETİKETLER Cizre