'Ekmek mücadelesinde birlik olan işçilerin arası açıldı'

'Ekmek mücadelesinde birlik olan işçilerin arası açıldı'

Tuzla'da işçiler Afrin Harekatı nedeniyle tedirgin. Savaş karşıtı işçiler, ekmek mücadelesinde birlik olan işçilerin arasının açılmasından şikayetçi.

Ali DOĞAN
İstanbul

Tuzla; tersane, deri ve hızla büyüyen sanayi bölgeleriyle İstanbul’un önemli bir işçi bölgesi. Fabrikaların kurulmasıyla birlikte yoğun göç alan ilçe için “Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu bölgesinden gelenlerden oluşuyor” demek abartı olmaz. Dolayısıyla fabrikalarda Karadenizli Türkler ile doğu ve güneydoğu illerinden gelen Kürtler ağırlıklarını hissettirir. Ekmek kavgasında, sendikal mücadelede, grev ve direnişlerde yan yana duran işçiler arasına bu dönem Afrin operasyonunun yarattığı soğukluk girmiş durumda. 

Biz de fabrikaların ve tersanelerin durumunu öğrenmek, için operasyonu destekleyen ve deseteklemeyen işçilerle konuştuk. Karşı çıkan işçiler, savaşta hiçbir zaman kazananın olmadığını, özellikle savaşın işçilere hiçbir faydasının olmadığını söyledi. Sendikalaşma ve hak arama mücadelesinde yan yana olanların, savaş nedeniyle bölünerek kavga eder hale gelmesini örnek gösteren savaş karşıtı işçiler, sorunların ancak barışla çözülebileceğini söyledi. Savaşa destek verenler ise sermaye medyasının sürekli dile getirdiği “terör”, “ABD’nin oyunu” gerekçelerini ileri sürüyor. Ancak konuştukça operasyonun arkasında olanların da hükümete tam destek vermediği görülüyor. ÖSO ile olan yakınlık bu kesimi kaygılandırıyor. Grev yasaklarına ise herkes tepkili. Dikkat çeken bir diğer konu ise ister destek olsun ister karşı çıksın görüştüğümüz işçilerin büyük kısmının son dönem yaşananlar nedeniyle tedirgin olması ve isminin yazılmasını istememesi. 

SAVAŞLARN SONUÇLARINDAN DERS ÇIKARTMALIYIZ

Tersane işçisi: Ülkemizi yönetenler bizi hep bir kavganın içine koyuyorlar. Şimdi bir bakalım Suriye’de olan savaşın sebebi nedir, kimin savaşıdır? Ülkemiz bu işin neden bir parçası oldu? Kendi ülkemizde üç milyon Suriyeli yaşıyor ve çektikleri ızdırap ve çile ortada. Sözüm ona biz onlara kol kanat gerdik. Ama halka sorsunlar, işsizliğin, yoksulluğun, ahlaksızlığın sebebi diye gösteriliyor. Tabi ki ben böyle düşünmüyorum. Bu insanların başına ne gelmişse savaştan dolayı geldi. Bizim de ders çıkarmamız lazım. Savaş ya da operasyon, adı ne olursa olsun biz işçilere bir katkısı yok. Sonu iyi olacak diyorlar ama ben inanmıyorum. Bu savaş sebebiyle komşumla ve işyerindeki arkadaşlarımla arama soğukluk girdi. Bu bizim savaşımız değil. ABD’nin Rusya’nın savaşıdır. Bizim ülkemiz bunların oyunlarına alet olmamalı ve ülke içinde birliğimizi sağlamalıyız. 

BU MESELE AÇILDIĞI ZAMAN NEREDEYSE KAVGA EDECEK DURUMA GELİYORUZ

Tersane İşçisi Hamit: Ben bir insan olarak bu savaşı doğru bulmuyorum. Herkes bu savaş değil diyor ama bu bal gibi savaş. Daha nasıl olacak her gün onlarca uçakla her yer bombalanıyor, top atışları yapılıyor... Savaşı doğru bulmuyorum hem de başka bir devletin işlerine karışmaktır. Savaşın bir an önce bitirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama TV kanallarında bize bu yapılanın doğru olduğunu söylüyorlar. Peki bunun neresi doğru? Bu mesele biz işçilerin arasını da açtı. Mesela benim çalıştığım tersanede, taşeronda benim gibi Kürt olan işçi arkadaşlarım da var, Türk olan da var. Yemekte ya da soyunma odasında konuşuyoruz. Aslında konuşamıyoruz, bu mesele açıldığı zaman neredeyse kavga edecek duruma geliyoruz. Bakın şu masanın etrafında oturan 5 kişiyiz, birlikte oturuyoruz ama bakın siz bu soruyu sordunuz Ahmet farklı düşünüyor, ben farklı... Bakın birbirimize bakışlarımız değişti. Ama patrondan alacak meselesi olsa, birbirimizi asla bırakmayız. 

SERVİSTE KAVGA ÇIKTI, NEYSE Kİ İŞ UZAMADI

Metal işçisi: Bugün bu ülkede yaşayan hiçbir insan, hükümet tarafında reva görülen yaşam koşullarını kabullenmiyor. Bizim çalıştığımız işyerinde arkadaşlarımızın hemen hepsi,  aldıkları maaşla evi geçinemedikleri için eşi ve çocuklarının da çalışmak zorunda kaldığını söylüyor. Ben de onlardan biriyim. Aldığım ücret yetmiyor, eşim de çalışıyor. İşyerimiz vardiyalı olması sebebiyle bir vardiyaya ben, diğerine de eşim geliyor. Dönüşümlü çocuğumuzun yanında kalıyoruz. Biz işçiler bu koşullarda çalışırken işyerinde birlik olduk ve sendikalı olduk. Bu deneyimi yaşayan fabrikadaki arkadaşlarım, iş Afrin operasyonuna gelince bu birliği sağlayamıyor. Kimi arkadaşlarımız desteklerken, kimisi karşı çıkıyor. Örneğin operasyonun ilk günlerinde serviste kavga çıktı, neyse ki iş uzamadı. Ama gelin görün ki o günde beri fabrikada hava çok gergin. Dün mücadelede bir arada olan arkadaşların şimdi arası açıldı. Umarım bu durum çok daha uzun  sürmez. Ben bu durumun ülkemize gergin ve kavgadan başka bir şey getireceğini düşünmüyorum.

SAVAŞIN OLDUĞU HER YERDE EKMEĞİMİZ KÜÇÜLÜR

Deri işçisi: Bu savaşın biz işçilere ve Türkiye halkına hiçbir yararı yok. Yıllardır Suriye’de yaşanan savaşın faturasını biz işçiler ve emekçiler ödüyoruz. Bu hükümetin izlediği yanlış politikanın sebebidir. Düşünün Afrin Suriye’nin  parçası, orası başka bir ülke ve biz bu ülkenin topraklarına giriyoruz ve savaş açıyoruz. Bunu da sınırımızın güvenliğini gerekçe gösteriyoruz. Bir empati kuralım. Suriye’de yaşanan iç karışıklığa karışan bir çok kişi, ÖSO denilen barbar sürüsü ülkemizin topraklarında kurulan kimi kamplarda yaşıyor. O zaman Suriye hükümeti de kendisini tehdit ettiği gerekçesiyle bizim ülkemize sınır ötesi operasyon yapsın, bunu kabul edebilirliyiz? Elbet teki hayır. O zaman bize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi desteklememiz doğru olmaz. Suriye halkı nasıl yaşamak istiyorsa kendisi karar vermeli. Bir başka meselede burada emperyalist ülkeler pazar kavgasında, bizim ülkemizi yönetenler de onların maşası oluyor, ben bunu doğru bulmuyorum. Bu savaş bizin savaşımız değil, bu savaş hükümetin oy savaşı. Bunu ben bir işçi olarak görüyorum. Bakın savaş hiç bütçeyi etkilemiyor diyorlar ama iğneden ipliğe her şeye zam geldi. Bu da yetmedi milli güvenlik gerekçesiyle metal işçilerin grevi yasaklandı. Neyse ki son dönemlerde biz işçileri sevindirecek bir haber geldi, metal işçileri haklarını kazandı. Yine barışı savunan siyasetçiler, doktorlar, sivil toplum kuruluşların yöneticileri tutuklanıyor. İnsanlar baskı altına alınıyor. Evrensel’de okudum barış bildirisi dağıtan insanlar tutuklandı. Bu nasıl bir iştir anlamıyorum. Hükümet bir savaş başlatıyor, insanlar buna karşı çıktığı için hain ve ahlaksızlıkla suçlanıyor. Bunu kabullenmek mümkün değil. Yine Evrensel’de okudum Ankara’da patronlar ‘işçilerimi savaşa götürün, döndüklerinde iş garantisi bizden’ diyorlar. Bu nasıl bir iştir! Tabi patron benim çocuğumu alın demiyor, işçilerimi alın diyor. İşçi kurbanlık koyun ya! Sadece buradan bile baksak bu savaşta biz işçilerin kazanacağı bir şey yok. Bu durumu gören ve sesi çıkmayan işçi sendika konfederasyonlarının ne beklediklerini aklım almıyor. Herhalde savaş kızıştığı zaman onlar da üyelerini alıp cepheye gitmeyi bekliyorlar. Sonu ne olursa olsun biz işçiler bu savaşa karşı çıkmalıyız, çünkü savaşın olduğu her yerde bizim ekmeğimiz küçülür.

KADIN İŞÇİLER SAVAŞA KARŞI OLMALI

Kadın metal işçisi: Ben bir anneyim, aynı zamanda işçiyim. Tabi ki savaşın her türlüsüne karşıyım. Tabi bunu söylerken, aslında samimi konuşmak en doğrusu. Ben bundan birkaç yıl önce ülkemize yönelik terör saldırıları olunca, bunu yapan ve destekleyenlerin hepsini ‘vatan haini’ olarak görüyordum ve ülkemizi bölmek isteyenlere ‘gereğinin yapıldığını’ düşünüyordum. Tabi fabrikada işe başladım, sonrada işyerinde çalışma koşullarına karşı sendikal mücadele sürdürdüğümüzde ben Karadenizli biri olarak yanımda doğulu arkadaşlarımı görünce önce şaşırdım. Güvenemedim. Belki onlar da bana güvenmediler ama zaman içinde birbirimize alıştık, güven duyduk ve sendikayı kazandık. Şimdi başıma bir şey geldiğinde hemen arkadaşlarım yardıma koşuyor. Burası bana çok şey öğretti, dışarıda anlatıldığı gibi değil insanlar. Ben de bu savaş ilk başladığında burada kimi arkadaşlara sordum konuştuk ve doğru olanı kendi fikrimizce bulduk. Bence kadın işçiler savaşa karşı olmalı, çünkü hiçbir annenin yüreği evladının acısına dayanmaz. Siz bakmayın TV kanallarında gösterilenlere, sıkıysa onların çocukları gitsin. Mesela bu ülkeyi yönetenlerin, milletvekillerinin ve patronların çocukları gitsin de görelim.

ÖSO DENEN, NE OLDUĞU BELLİ OLMAYAN BİR ÖRGÜTLE YAPILMASINI DOĞRU BULMUYORUM

Tersane İşçisi Ahmet Kara: Ben 45 yaşındayım, yıllardır biz terörle hep mücadele ediyoruz. Defalarca sınır ötesine operasyon yaptık. Bunu kendi ülkenizin bölünmez bütünlüğü ve terörün belini kırmak için yaptık, asker sivil bir sürü insan da şehit oldu. Peki kazandık mı? Hayır. Her seferinde bu sefer bitecek dedik olmadı, bitmedi. Bu sorunun bitmemesinin çokça sebebi vardır tabi ki ama bu sefer farklı. Bu sefer bizim sınırımızda, ABD’nin desteği ile bir devlet kuruluyor. Buna müsaade etmememiz gerekiyor. Buna müsaade edersek biz kaybederiz. Bunun için Afrin harekatını destekliyorum. Ama ÖSO denen, ne olduğu belli olmayan bir örgütle yapılmasını da doğru bulmuyorum. Tabi ki başka bir ülkenin topraklarında olup biten bizi ilgilendirmez ama burada bizim ülkemize bir saldırı oluyorsa buna sesiz kalamayız. Umarım en kısa zamanda bu iş biter bizde rahat bir nefes alırız.

GREVİN YASAKLANMASINI DOĞRU BULMUYORUM

Metal işçisi: Ben peşinen söyleyeyim hükümetin bu operasyonunu destekliyorum. Nedeni ise ülkemizin sınırında oluşan bir oluşuma izin verilmesini doğru bulmuyorum. Zaten bu ülkenin çoğu da böyle düşünüyor. Böyle düşünmeyenler de ülkede olup biteni anlayıp destekleyecek. Bu savaş değil, bir operasyon. Bu da kendi ülkemizin güvenliği için yapılıyor. Tabi ki bunun bir karşılığı olacak bunu da hepimiz göze almalıyız. Onun için bu yapılan doğrudur. Yalnız beni rahatsız eden şey ÖSO denen örgüt. Hükümet bunu neden destekliyor anlamıyorum. Bizim askerimizin donanımı her şeye yeter. Bunu için umarım önümüzdeki dönemde bunlarda da kurtuluruz. Hem sınırımızdaki terör örgütünü, hem de bunlara destek verenlerin hesabını görüp hayırlısıyla da döneceğiz. Tabi ki devletimizi yönetenler iyi şeyleri yaparken, bazı hatalar da yapıyorlar. Mesela işçilerin grevlerinin yasaklanması gibi şeyler. Araba, TV, buzdolabı üretiminin savaşla alakası yok, bunun için grevin yasaklanması doğru bulmuyorum, burada yanlış yaptılar neyse ki iş çözüldü ve arkadaşlarımız haklarını aldılar. Eğer anlaşma olmasaydı o zaman çarşı karışırdı. Ne mi olurdu? Arkadaşlar greve çıkacaklardı, bunu sendikalara karşı da yapacaklardı. Tabi ki biz arkadaşlarımızı desteklerdik. Çünkü bu kavga ekmek kavgası. Diğeri ise vatan kavgası. Bunu karşı karşıya koymamalıyız. 

EMEKÇİLERE BARIŞIN ONLARIN YARARINA OLDUĞUNU ANLATIYORUZ

Emek Partisi Tuzla İlçe Başkanı Orhan Atan: Hükümet Afrin operasyonunu sadece sınır dışında yapmıyor, operasyon içerde de yapılmakta. OHAL ve Afrin harekatı vesilesiyle ülke içinde adeta “cadı avı” başlatılmış bulunuyor. Onlarca insan sırf savaşa hayır dediği ve barıştan yana olduğu için gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. İktidar kendi hukukunu dahi tanımıyor. Gazete ve televizyonlar tek elden çıkmışçasına yayın yaparak ülke genelinde barış, demokrasi isteyenleri adeta terör yanlısı olarak göstermeye çalışıyor. Yaratılan bu atmosfer ülke genelinde olduğu gibi ilçemizde de barıştan, demokrasiden yana olan kesimlerin tedirginliğine yol açmış durumda. Yine daha dün yan yana çalışan, aynı bantta, atölyede ekmeği için ter döken işçilerin arasında gerilimler yaratıyor. Örneğin çok kısa süre önce sendikalaşmak için birlikte hareket eden işçiler, bu savaş ortamı nedeniyle ciddi tartışmalar yaşayabiliyorlar. Bu nedenle son yapılan zamlara karşı açıkça eleştiride bulunan, geçinemediğinden yakınan işçiler bugün sessiz kalmayı tercih ediyor. Tüm bu yaşananlara rağmen partimiz iktidarın kendi yarattığı korkudan beslendiğinin farkındadır. Korku ikliminin dağıtılması için ilçemizde, demokrasi ve barış güçlerinin harekete geçirilmesi hedefi ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Mahalle kahvehanelerinde işçilerle, emekçilerle tartışmalar, sohbetler yoğun şekilde devam ediyor. İşçi arkadaşlarımızın evlerinde yaşananlara karşı toplantılar gerçekleştirmek, günlük çalışmamızın bir parçası olarak devam ediyor. Ayrıca işçi semtlerinde ve fabrikalarda dağıtılan bildiriler ve afişlerle savaşın tek seçenek olmadığı, bu ülkede barışın dilini konuşanlarında olduğunu, savaşın her şeyden önce soframızda ki ekmeğin küçülmesi anlamına geldiğini anlatıyoruz. Ve anlatmaya, barış ve demokrasi için mücadeleye devam edeceğiz.

www.evrensel.net