Geçmişten bugüne Türk Tabipleri Birliği geleneği

Geçmişten bugüne Türk Tabipleri Birliği geleneği

TTB Üyesi Ayşegül Tözeren hem TTB’nin bugüne kadar gördüğü baskıları yazdı hem de gözaltına alınan TTB üyelerinin yaptığı önemli çalışmaları aktardı.

Ayşegül TÖZEREN

Türk Tabipleri Birliği (TTB) resmi sitesinde Merkez Konseyi üyelerinin30 Ocak 2018 tarihinde gözaltına alınmalarının ardından yaşananlar şöyle özetleniyordu:

“Yurt içinde siyasi partiler, milletvekilleri, sendikalar, sivil toplum ile meslek örgütleri ve derneklerden gelen temsilcilerin yanı sıra çok sayıda hekim, sağlık çalışanı, tıp fakültesi öğrencisi ve yurttaş TTB’yi ziyaret ediyor, telefonla, maille ya da sosyal medya mesajlarıyla desteklerini iletiyor. Ayrıca, Dünya Tabipler Birliği (WMA), İnsan Hakları İçin Hekimler Örgütü (PHR), Avrupa Hekimler Daimi Komitesi (CPME), Avrupa Tabip Birlikleri Forumu (EFMA) ve Uluslararası İşkence Mağdurları Rehabilitasyon Konseyi (IRCT) yöneticilerinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a mektup yazarak Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyelerinin serbest bırakılmasını talep etti. Uluslararası İnsan Hakları Örgütleri Federasyonu (IFFHRO), Avrupa Genç Hekimler (EJD), Avrupa Ücretli Hekimler Federasyonu (FEMS) ve İnsan Hakları için Hekimler örgütü (PHR), Alman Tabipler Birliği, Britanya Tabipler Birliği, Polonya Tabipler Birliği, Danimarka Tabipler Birliği, Norveç Tabipler Birliği, İtalya Tabipler Birliği, Hollanda Tabipler Birliği ve daha birçok hekim meslek örgütü de açıklamalar yaparak hekimliğin evrensel değerlerine sahip çıkan TTB Merkez Konseyi yöneticilerinin gözaltına alınmalarını kınadılar ve bir an önce serbest bırakılmalarını talep ettiler.”

FİZAN’A SÜRÜLEN HEKİMLER

TTB yöneticilerinin gözaltına alınmasının ardından, Polonya’dan Malezya’ya kadar dünyanın dört bir yanından hekim ve insan hakları örgütlerinin destek olduğunu açıklamalarının nedeni tarihi boyunca iyi hekimlik değerlerini savunmaktan vazgeçmemesidir. Türkiye'de örgütlü hekim hareketi ve Türk Tabipleri Birliği'nin konumunun tarihini araştırıldığında hekimlerin sanatlarını icra etmek uğruna hep baskıyla karşılaştıkları da görülür. Örneğin, 1897 tarihinde Sultan Hamid'e Tıbbiye'de isyan edilmesi üzerine pek çok tıp öğrencisi ve hekim Fizan'a sürülmüştür. 1980’li yıllara gelindiğinde, askeri müdahale ile birlikte bazı odalar ve İstanbul Merkez Konseyi kapatılır, tüm evraklara el konur. Yönetim 141 ve 142'ye muhalefetten Diyarbakır'da yargılanır. Merkez Konsey tekrar çalışmaya başladığında, sağlığa erişimi yaygınlaştıran sosyalizasyon kanunu ile tanınan Prof. Dr. Nusret Fişek, konsey başkanı olur. 1985 yılında ölüm cezasının karşısında yer alan bir açıklama yaptıkları için Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından Merkez Konsey üyelerinin görevden el çektirilmelerine yönelik dava açılır. Türkiye’de hekim örgütlerinin başı davalardan pek kurtulmaz. İstanbul Tabip Odası’nın 1986 yılında yaptığı kongrede hekimlik ve işkencenin birbiriyle bağdaşmayacağına yönelik bildiriler dağıtıldığı için, odaya dava açılır. Körfez Savaşı yıllarında, TTB savaşa adım atmanın ülkeyi felakete sürükleyeceğini belirten açıklamalar yapar. İki binli yıllara gelindiğinde TTB, herkese eşit, ücretsiz sağlık ve iş güvencesi istediği için yargılanmaya başlar. TTB Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Füsun Sayek, yargılanma sırasında “Dünyanın en güzel suçlularıyız” diyecektir. 

TTB MERKEZ KONSEYİ ÜYELERİ

TTB Merkez Konseyi üyeleri, sadece meslek örgütü faaliyetlerinden ibaret değildir. Merkez Konsey’e seçilen hekimler, mesleki olarak parlak hekimlerdir.

Prof. Dr. Raşit Tükel, ortaokulu Bornova Anadolu Lisesi'nde, liseyi Ankara Fen Lisesi'nde okuduktan sonra 1983 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Uzmanlığını 1991 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalından aldı. 2000 yılında profesör oldu. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalında hekimliğe ve akademisyenliğe devam eden Tükel, 1994'ten bu yana Ayaktan Tedavi Birimi sorumluluğunu üstlenmektedir. 1998 yılında kurduğu Anksiyete Bozuklukları Polikliniğinde araştırma ve tedavi faaliyetlerini sürdürmektedir. AnksiyeteBozuklukları konusunda dünyada otorite olarak kabul edilen Prof. Dr. Tükel’in Freud okumaları üzerine de yayınları mevcuttur. Türkiye Psikiyatri Derneği yeterlik kurulu başkanlığını da yürütmüştür. 

20 Aralık 2012'de yapılan seçimlerde İstanbul Üniversitesi rektörlüğü için aday olmuş ve en yüksek oyu olmasına rağmen atanmamıştır. 

Prof. Dr. Sinan Adıyaman, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi Anabilim Dalı’nda hekimliğe ve öğrenci yetiştirmeye devam etmektedir. Türkiye’nin en yetkin el cerrahlarından biridir. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki El Cerrahisi Bilim Dalı’nın kurucularındandır. Türk El ve Üst Ekstremite Cerrahisi Derneği yönetim kurulunda yer almıştır.

Dr. Sezai Berber, ulusal ve uluslararası yayınları olan bir psikiyatristtir. İstanbul Protokolü Eğitimleri Öncesi Türkiye genelinden gözaltı giriş ve çıkış raporlarının değerlendirilmesi konulu geniş çalışmanın mimarı olan hekimlerdir.

Prof. Dr. Taner Gören, 1975 yılında tıp fakültesinden mezun oldu. İstanbul Tıp Fakültesi’nden 1983 yılında iç hastalıkları uzmanlığını aldı. Ardından aynı fakültede Kardiyoloji yan dal yüksek ihtisas eğitimi aldı. 1998 yılından itibaren profesör olarak İstanbul Tıp Fakültesi’nde görevine devam etmektedir. Girişimsel Kardiyoloji Bölümünün çalıştığı fakültede kurulmasında büyük emekleri olan Prof. Dr. Gören, kardiyolojik anamnezin (hasta öyküsünün) nasıl alınacağı konusunda birçok yayına imza atmıştır. 2010-2014 döneminde İstanbul Tabip Odası Başkanlığı da yapmıştır.

Prof. Dr. Funda Obuz, 1990 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olup, radyoloji alanında uzmanlık eğitimi almıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Radyoloji Ana Bilim Dalı’nda profesör olarak görev yapmaktadır. Türk Radyoloji Derneği İzmir Şube genel sekreterliğini ve başkanlığını da yapmıştır. Girişimsel Radyoloji alanında ülkenin ilk çalışmalarını yapan Prof. Dr. Obuz, özellikle onkolojik radyoloji konusunda dünyaca tanınmış bir hekimdir.

Dr. Yaşar Ulutaş, 1989 yılında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. İş Sağlığı ve Güvenliği konusunda önemli çalışmalarda bulundu. Birinci Basamak Sağlık Hizmeti’nin halka yaygın erişimi ve etkin olarak sunulması ile ilgili çalıştı. Adana Tabip Odası Genel Sekreterliği, TTB Yüksek Onur Kurulu üyeliği görevlerinde de bulundu. 

Dr. Hande Arpat, 2002 yılında Ankara Fen Listesi’nden mezun oldu, 2008 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı kolunda önemli çalışmalara imza attı. Mültecilerin sağlık hakkı ile ilgili de çalışmalar yürüten Dr. Arpat, geçtiğimiz yıllarda yapılan Uluslararası Göç ve Sağlık Sempozyumunun mimarlarından oldu. Arpat, aynı zamanda yazardır.

Dr. Selma Güngör, 1989 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Hayatının büyük bir kısmını insan hakları ve tıp üzerine çalışmalara adadı.

Dr. Ayfer Horasan 2001 yılında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Türkiye’nin bir çok bölgesinde görev yaptı. Van Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği ve onur kurulu üyeliklerinde de bulunan Dr. Horasan Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında yayınlanan 692 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden ihraç edildi.

Dr. Şeyhmus Gökalp, 2002’de Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Diyarbakır Tabip Odası’nda Denetleme Kurulu üyeliği yaptı, İnsan Hakları, İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği, Basın Yayın, Olağandışı Durumlar Komisyonu üyeliklerinde bulundu. 

Dr. Bülent Nazım Yılmaz 1993 yılında Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. TTB Denetleme Kurulu üyeliği ve Eskişehir Tabip Odası Başkanlığı görevlerinde bulundu.

‘SAVAŞ BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR’ NE DEMEKTİR?

Bir hekim örgütünün savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirtmesi, onun çatışan taraflardan birinin savunucusu olduğunu göstermemektedir. Savaş ya da çatışma kaynaklı, geniş coğrafyaları etkileyecek sağlık sorunlarına dikkati çekmeye çalışmaktır. Örneğin, Türkiye Gazetesi’nin 24.09.2013 tarihli haberi, “Suriye Kızamığı Türkiye’yi Sarıyor” başlığını taşımaktadır. 

Haberde kızamığın, Türkiye’deki başarılı aşılama çalışmaları sayesinde sıfıra yaklaşırken, özellikle Güneydoğu ve Akdeniz illerinde tekrar görülmesinden gözleri bu illerde yoğunlaşan Suriyeli mülteci kamplarına çevirdiği yazılıydı. Dönemin Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, İstanbul Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel'in soru önergesini cevaplandırdığı da belirtiliyordu. Müezzinoğlu, son 1 yıldaki  artışın gerekçesini şu şekilde açıklamıştı: "Ülkemiz, bulunduğu konum ve günümüzde artan insan hareketleri sebebiyle yurtdışı kaynaklı risk altındadır. Nitekim bir süredir, yurtdışı kaynaklı kızamık vakaları görülmekte olup gerekli çalışmalar sürdürülmektedir. Halen ülkemizde kontrollü bir kızamık vaka artışı yaşanmaktadır. Kızamık vaka sayıları 2001 yılında 30.509 iken, gittikçe azalmış ve 2012 yılında 349 olarak gerçekleşmiştir. 2008-2012 yıllarında görülen az sayıdaki kızamığın tamamı yurt dışı kaynaklıdır. 1 Ocak 2012-19 Haziran 2013 tarihleri arasında (349 adedi 2012 yılında olmak üzere) toplam 6196 adet kızamık vakası bildirilmiştir. Vakaların yüzde 29'u 0 yaş altı bebekler, yüzde 25'i ise 1-4 yaş grubu çocuklardır. 93 vaka sağlık çalışanlarında görüldü. Şimdiye kadar iki adet şüpheli kızamık ölümü bildirildi."

Bakan Müezzinoğlu da, kızamık vakalarındaki artışın sebebi olarak insan hareketleri diyerek, Suriye’deki çatışmalara bağlı göçlere dikkat çekiyordu. Haberde, ayrıca, Dünya Sağlık Örgütü ve Türk Tabipleri Birliği’nin mülteci kamplarında kalan Suriyelilerde kızamık, verem ve çeşitli bulaşıcı hastalıklara rastlandığına dikkat çekmiş olduğu belirtiliyordu.

Bulaşıcı bir hastalığın, savaş sırasındaki göçe bağlı olarak artışı da bir halk sağlığı sorunudur ve TTB’nin “savaş bir halk sağlığı sorunudur” ifadesinin de bu örnek çerçevesinde ele alınması sağlıklı olur.
 

www.evrensel.net