Fincancı: OHAL'de 12 Eylül'den daha derin yaralar açıldı

Fincancı: OHAL'de 12 Eylül'den daha derin yaralar açıldı

TİHV Genel Başkanı Şebnem Korur Fincancı, 20 Temmuz 2016'dan beri devam eden OHAL'in 1980 darbesinden daha derin yaralar açtığını söyledi.

Bilal SEÇKİN

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, sürdürülen OHAL ve Afrin operasyonuyla derinleşen savaş koşulları içerisinde Türkiye’nin sürüklendiği tabloyu değerlendirdi.

Türkiye'nin, halkları yıllar boyunca OHAL, sıkıyönetim rejimleri ve darbelerle terbiye edilmeye çalışılan bir ülke olduğunu belirten Fincancı, dolayısıyla toplumun buna ilişkin bir algısının olduğunu, fakat bu dönem şartlarının geçmişe kıyasla çok daha ağır bir biçimde kendisini hissettirdiğini söyledi. Ülkede net olarak bir “korku iklimi” yaratıldığını ifade eden Fincancı, hiç olmadığı boyutta insanların çalışma, yaşam olanaklarının ellerinden alındığına dikkat çekti. Fincancı, özellikle insan hakları mücadelesinde kazanılmış hakların geri alımı noktasında ciddi bir dayatma söz konusu olduğunu kaydetti.

'KORKU İKLİMİ, SAVAŞLA DERİNLEŞTİRİLDİ'

Hemen hemen toplumun her kesiminin hak ihlallerine maruz kaldığını, insanların yaşadıkları hak ihlallerini belgeleyip kamuoyu ile paylaşmakta zorluklar yaşadığını dile getiren Fincancı, bunun başlıca sebebinin ise başlarına daha kötü şeyler gelebileceği düşüncesi olduğunu vurguladı. 

Fincancı, mevcut tabloya dair şu ifadeleri kullandı: "Toplumda bir sessizlik, suskunluk hakim. Özellikle Afrin savaşının başlamasıyla bu korku iklimini daha da derinleştiren, tamamen karanlık bir atmosfere bizi mahkum etmeye çalışan bir süreci izliyoruz. Barışı dillendiren, bu savaşı en küçük şekilde eleştirmeye çalışan ve bilgi akışını doğru yöne kanalize etmeye uğraş veren bütün insan hakları savunucuları, yapılar, kurumlar ciddi saldırılarla karşı karşıya kalıyor." 

‘12 EYLÜL’DE BİLE, NEFES ALMAYA OLANAK VEREN BİR YARGI VARDI'

Fincancı’nın bu tablonun ortaya çıkmasına dair işaret ettiği nedenlerden biri de yargı. 

“12 Eylül karanlığı da dahil olmak üzere, daha önceki dönemlerde, görece nefes almamıza olanak sağlayan yargının kısmen de olsa işler durumda olması, bağımsız yargı mekanizmasının gene kısmen de olsa sürdürülebilirliği şu anda ortadan kalkmış durumdadır" diyen Fincancı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın insanları, kurumları 'terörist' diye andığı anda, yargının hemen harekete geçip soruşturmalar, gözaltılar ve tutuklama kararları verebildiğine işaret etti.

Yine topluma yönelik iktidar tarafından yaygın bir biçimde saflaştırma, kutuplaştırma politikalarının sürdürüldüğünü belirten Fincancı, özellikle sosyal medya ya da değişik araçlarla bu kutuplaştırmayı derinleştirecek karalama kampanyalarının hızla yaygınlaştırıldığını belirtti.

‘İNSANLAR BEDENİNİ ATEŞE VERİYOR AMA…’ 

Fincancı, benzer şekilde gerçek bilgiye ulaşmakta da ciddi sorunlar yaşadığımıza dikkat çekti. Fincancı, “Ana akım medya hiçbir şekilde gerçekleri kamuoyu ile paylaşmıyor, hakikat hakkımız ortadan kaldırılmış durumda. İnsanlar içinde bulunduğu ağır koşullardan dolayı bedenini ateşe veriyor ama bunu ana akım medyada hiç görmüyoruz" dedi.

‘HEPİMİZE GÖREV DÜŞÜYOR’

Türkiye'nin henüz 12 Eylül darbesinin yaralarını tümüyle saramadan, şu an içinde bulunulan kaos ortamının daha derin yaralar açtığını söyleyen Fincancı, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu yarayı dahi sarabilmiş değilken, bugün yaşananların yarasını sarmamız epeyce zor olacak. Yaraların hızlıca sarılması için hepimize görev düşüyor. Çünkü bu korku ve içe kapanmanın getirdikleri bütün toplumu şekillendiriyor. Otoriteye itaat eden, otoritenin söylediklerini sorgulamayan bir toplum yapısı şekillendirilmiş durumda. Aynı şekilde kurumlar çok ciddi zararlar görmüş. Yargısından eğitimine, sağlığına bu hasarı onarmak da çok zor olacak. Bir arada yaşama irademiz sarsılmış durumda. Bunu onarmak mümkün mü, emin değilim. Dolayısıyla sonrası için de zor bir zaman bizi bekliyor. Ama bu zorluklar bizi yıldırmamalı. Çünkü biliyoruz ki dünya örneklerinde de olumlu işlemiş pek çok onarım süreçleri yaşanmıştır. Önemli olan insanca yaşanabilecek bir ortamın sağlanmasıdır." 

'TTB GÖZALTILARI TOPLUMA MESAJ'

Fincancı, savaşa karşı barışı savundukları için hedef gösterilen Türk Tabipleri Birliği (TTB) yöneticilerinin gözaltına alınmasının, mevcut korku iklimini sürdürme ve otoriteyi sorgulanamaz kılmaya yönelik olduğunı belirtti.

Operasyonun tamamen korkutma, sindirme ve yıldırma amaçlı olduğunu aktaran Fincancı, iktidarın topluma, "Bakın biz kimleri gözaltına alıyoruz, kimleri kelepçe takıp götürüyoruz" mesajı vermeye çalıştığını ifade etti. Bunun ise akıl alır bir durum olmadığını söyleyen Fincancı, 1980'lere dair kendi deneyimlerimden hareketle “O dönemde de üzerimizde baskı vardı ama hiçbirimize kelepçe takılmadı” dedi.

'HEKİM DOĞASI GEREĞİ YAŞAMI SAVUNUR'

TTB’nin birçok dönem, dünyadaki savaşlarda hep sesini çıkartmış, buna karşı durmuş bir meslek örgütü olduğunu vurgulayan Fincancı, “Çünkü biz insan yaşamı ile uğraşıyoruz. İnsanların yaşaması için çaba sarf ediyoruz. Hekim doğası gereği yaşamı savunur. Bir taraf ayrımı yapmadan, tarafsız bir biçimde, gerektiğinde düşman askerine de tıbbi destek sunma yükümlülüğü taşıyoruz. Binlerce yıllık etik ilkelerimiz bunu gerektirir. Böyle düşünüldüğünde, bu saldırı topluma aslında bir mesajdır. Hiçbir şekilde savaşa karşı olunmaması, barışla ilgili herhangi bir ifadenin kullanılmaması yönünde bir korkutma harekatıdır" dedi. (İstanbul/MA)

www.evrensel.net