Avrupa’da Afrin tartışması

Avrupa’da Afrin tartışması

Avrupa'nın Gündemi'nde bu hafta TSK'nin Afrin'e yönelik askeri operasyonu ile ilgili Avrupa'daki tartışmalar var.

Avrupa’da AKP Hükümetinin Afrin operasyonu tartışılıyor. Batılı ana akım gazeteler özellikle Batı-ABD ile Rusya arasındaki güç savaşları açısından durumu değerlendiriyor. İngiltere’nin sermaye ve NATO yanlı gazetesi Telegraph, Türkiye ve ABD’nin arasındaki gerilimin Rusya’ya yarayacağını, iki tarafın da provokasyondan uzak durması gerektiğini ve Türkiye’nin sınır endişesinin aşılabileceğini yazdı. Bunun yanı sıra, Kürtlerin bölgede etkili bir güç olduğunu ve Kürtleri bir kenara atmadan Türkiye ve NATO ilişkisinin önemine değindi. Öte yandan kamu emekçilerini temsil eden Unison, İngiltere Dışişleri Bakanı, Boris Johnson’a, Türkiye’nin Afrin operasyonu ile ilgili endişelerini belirten ve İngiltere’de üretilen silah satışların bir an önce durdurulmasını talep eden bir mektup yazdı. Ayrıca başka sendikalar da benzer taleplerle Dışişleri Bakanlığını ve İngiltere hükümetini Afrin konusunda uyarmaya devam ediyor.

Avrupa’da tartışılan bir başka gündem ise Oxfam’ın 2017 yılında dünya çapındaki gelir oranındaki dengesizliğini ortaya koyan raporu oldu. Rapor, bir kez daha dünyanın en zenginleri ile en yoksulları arasındaki uçurumu ortaya koydu. Kuruma göre dünya çapında 2043 milyarder var ve bunların 2017 yılındaki gelirleri 762 milyar artmış. Humanite gazetesi, Fransa örneğinde en zenginler ile en yoksullar arasındaki bur gelir dengesizliğine dikkat çekiyor.


NATO, TÜRKİYE’NİN SURİYE KÜRTLERİNE KARŞI MÜDAHALESİNDEN RUSYA’NIN FAYDALANMASINA İZİN VERMELİ

The Telegraph
Başyazı

Kuzey Atlantik Anlaşmasının 5’inci maddesi, yani, bir üye ülkeye yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olduğunu kararlaştıran madde, İkinci Dünya Savaşı sonrası şimdiye kadar barışı sağlamakta çetin bir garantör oldu. Bu kolektif güvenlik sözü o kadar önemli bir gözdağı rolü oynuyor ki, sadece bir kere kullanıldı; 11 Eylül’den sonra, yani yakın geçmişte Batı dünyasına yapılan ve en fazla bilinen saldırı.

Bu yüzden NATO’nun en güçlü üyesi Amerika’nın yakın müttefiklerinin bir başka NATO üyesi, yani Türkiye’nin askeri operasyonunun direk hedefi olması, oldukça endişe verici.
Kürt savaşçıları, Irak ve Suriye’de Batı’nın en güvenilir ve en etkili müttefikleri olduklarını kanıtladılar. Özellikle IŞİD’e karşı kampanyada sarf ettikleri efor çok önemliydi. Fakat Türkiye’nin korkusu, Kürtlerin bölgede bağımsız bir ülke kurmak isteyecekleri ve böylece Türkiye sınırlarını ihlal edecekleri. Bu yüzden, Washington tarafından övgüyle bahsedilen bazı savaşçılar Ankara’nın gözünde terörist, NATO’nun orijinal düşmanı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2016’nın yaz ayında gerçekleşen darbe girişiminden sonra, darbeyi çekimser bir şekilde kınayan Avrupa liderlerine karşı bir hoşnutsuzluk geliştirdi. Moskova, aradaki gerilimi fırsata çevirmek ve Türkiye’yi NATO’dan tamamen çıkarmak için uğraşıyor. Bunun olmaması için çaba harcanması gerekiyor. Türkiye’nin sınır güvenlik endişesi çözülebilir bir durum.
Kürtlerin büyük bölgelerde fiilen özerkliği var. İki tarafta provokasyona karşı gelmeli ve mantıklı bir tavır almalı. Askeri bir çıkış ve kızışma, en çok Vladimir Putin’i sevindirir. Putin’in isteği gerçekleşmemesi için, harekete geçmek için yeterli bir teşvik olarak görülmesi gerekiyor.

(Çeviren: Çınar Altun)


1.3 MİLYON KAMU EMEKÇİSİ ADINA DIŞİŞLERİ BAKANINA MEKTUP:

Dave PRENTIS
Unison* Genel Sekreteri

SAYIN Dışişleri Bakanı,
Britanya’daki Unison sendikasının 1.3 milyon üyesi adına sizlere bu mektubu yazıyorum.  Türkiye’nin Suriye’deki Kürt bölgesi olan Afrin’e yönelik askeri saldırısını büyük bir endişeyle takip ediyoruz.
Kürt halkının yanı sıra, Afrin’de yaşayan insanların büyük bir kısmını, Suriye’nin diğer bölgelerinde yaşanan vahşetten kaçmak zorunda kalan, mülteciler oluşturuyor. Birleşik Milletler Mülteci Ajansına göre 2011’den bu yana 5.4 milyon insan Suriye’den kaçmak zorunda kaldı, ve 6.1 milyon insan evlerinden oldu. Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki Kürt bölgelerine saldırısının bu krizi daha da yoğunlaştıracağından, ve binlerce insanın daha kaçmak zorunda kalacağından endişe duyuyoruz.
Temmuz 2015’de Türkiye ve PKK arasında ateşkese son verildiğinden bu yana, Türkiye’nin güney doğusunda çoğunluğu Kürt toplumları oluşturan bölgeler yıkıma uğradı ve binlerce can kaybı yaşandı. Türkiye hükümetinin Kuzey Suriye’nin Kürt bölgelerine saldırıları bu çatışmanın devamı gibi görünüyor ve her iki ülkede gelecekte barış umudunu zayıflatıyor.
Afrin ve diğer kuzey Suriye’de Kürt bölgelerine saldırılarını hemen durdurmaları için Türkiye hükümetine ısrar etmenizi talep ediyoruz. Üstelik, İngiltere’de üretilen silahların Türkiye’ye satışlarının durdurulması ve şimdiye kadar satılan silahların Türkiye ve Suriye’de Kürtler üzerine kullanılmayacağına dair güvence almanızı talep ediyoruz.

*İngiltere’de kamu emekçilerinin örgütlü olduğu en büyük sendika

(Çeviren: Çınar Altun)


BİR MEKTUP DA EĞİTİM SENDİKASINDAN

İNGİLTERE’de, yaklaşık 700 bin üyeli Ulusal Eğitim Sendikası (NEU) Dışişleri Bakanı Boris Johnson’a mektup yazarak, Afrin operasyonunun durdurulmasını istedi. Genel Sekreter Kevin Courtney imzasıyla gönderilen mektupta, Afrin halkının korunması için acilen savaşın durdurulması çağrısı yapılırken, Suriye iç savaşının başlamasından bu yana, Afrin’in ülkedeki en sorunsuz bölge olduğuna da dikkat çekildi. Courtney, bakan Johnson’dan 3 talepte bulundu: “Afrin halkının korunması için acil bir tavır belirleyin. Kamuoyuna operasyonu kınadığınızı açıklayın. Birleşik Krallık Türkiye’ye silah satışlarına son versin”
İngiltere’de önceki gün de onlarca sendika, siyasi parti ve kampanya grubu da Afrin hareketine tepki göstermiş ve Dışişleri Bakanı Boris Johnson’dan tavır almasını istemişti.


EN ZENGİNLERE YARAYAN ŞU KÂR PAYLARININ DAĞILIMI

Damien ROUSTEL
Humanite

FRANSA Cumhurbaşkanı, dün akşam (pazartesi) büyük bir tantana içinde dünyanın en büyük 140 çok uluslu tekellerin genel başkanlarını (Coco Cola, Facebook, Google, Goldman Sachs, UPS, Alibaba, Bosch, SAP, Ikea, Barilla, Siemens, Volvo ya da Rolls-Royce), Davos’ta açılan Dünya Ekonomik Forumuna uçmalarından önce Versay Sarayı’nda karşıladı. Elize Sarayı’nın (Cumhurbaşkanlığın) amacı Fransa’nın ekonomik ve mali çekiciliğini bunlara satmak. Emmanuel Macron, bu tekelleri Fransa’ya yatırım yapmaya ikna etmek için onlara Oxfam kurumunun dünyadaki eşitsizlik üzerine hazırladığı yıllık araştırmayı gösterebilir (göstermeyebilir de). Bu belgeye göre, 2017 yılında ülkenin en büyük 40 tekelinin (CAC 40) hissedarlarına dağıttığı 44 milyarlık kâr payıyla, Fransa “Hissedarlara kâr payı dağıtma konusunda Avrupa şampiyonudur”. Kuruma göre bu pay, “On beş yıl öncesine göre üç kat daha büyük, oysaki aynı dönem için ortalama aylıklarda sadece yüzde 14 artış yaşandı. CAC 40 tekelleri, kâr payı dağıtım oranını her yıl biraz daha arttırıyor ve artık kârının yüzde 50’sine ulaştı, 2000’li yılların başında bu oran yüzde 33 idi”. CAC 40’ın dağıttığı kâr payının çeyreğini sadece 3 şirket gerçekleştiriyor: Total, Sanofi ve BNP. Yanı sıra, Sanofi ve Total, 2016 yılında en çok kâr payı dağıtan ilk on tekel listesine de girmişti. “Zenginlikleri, onu üretenlerle paylaşın” başlığı taşıyan Oxfam raporunda, “Sanofi Genel Müdürü Olivier Brandicourt bir çalışma gününden daha az bir sürede, bir Fransız’ın bir yılda kazandığı ücretinden daha fazla kazanıyor” diye belirtiliyor.

BİR TEKSTİL İŞÇİSİNİN 11 BİN YILLIK MAAŞINI BİR MÜDÜR 1 YILDA KAZANIYOR

Kuruma göre, “Sonuç itibariyle bakıldığında, fatura bir kez daha, çabalarına denk düşen ücret ve gelir alamayan kadın ve erkek işçilere kesiliyor. Örneğin Carrefour’un genel müdürünün yıllık ücretini kazanabilmesi için, Bangladeş’te Fransız tekelin tekstil markası olan TEX markasında çalışan bir tekstil işçisinin tam 11 bin 674 yıl çalışması gerekiyor. 2016 yılında Carrefour’un hissedarlarına dağıttığı kâr payının sadece yüzde 10’u, Bangladeş’te 39 bin tekstil işçisinin kabul edilir bir yaşam koşuluna ulaşması için yeterli”.
Hissedarlara yönelik sergilenen bu cömertliğin sonuçlarından birisi de Fransız milyarderlerinin servetlerine servet katmaları ve toplumun geri kalan kesimi ile gelir dengesizliğinin daha da artmasıdır. (...) Fransız milyarderlerin zenginlikleri son 10 yıl içinde 3 kat arttı. Rapora göre ülkenin en zengin 30 kişisinin zenginliği, Fransız toplumunun en yoksul yüzde 40’ının zenginliğine tekabül ediyor. “Geçen yıl en zengin yüzde 10, ülke zenginliğinin yüzde 50’sini elinde bulunduruyordu”.
Rapora göre, yirmi yıl içinde, en yüksek 10 servetin toplam zenginliği 12 kat artarken, aynı dönem içinde yoksul kesimin miktarı 1.2 milyon arttı. Oxfam’a göre, aynı dönem içinde milyarderlerin sayısı ise 15’den 38’e yükseldi.
“Zenginler bu kadar yüksek oranda servet biriktirebiliyorlarsa, bunun nedeni ekonomik kalkınmadan en çok faydalananların onların olmasıdır. 2017 yılında, Fransa’da üretilen toplam zenginliklerin yüzde 28’i en zengin yüzde 1’in cebine giderken, en yoksul yüzde 50 ise yaşanan ekonomik kalkınmanın sadece yüzde 5’ini paylaşmak zorunda kaldı”.
Ve Emmanuel Macron’un vergi reformuyla bu eğilim daha da devam edecektir. OFCE’nin kısa süre önce yayınladığı bir araştırmaya göre, reforma bağlı olarak elde edilecek vergi miktarının yüzde 42’si en zengin yüzde 1’in cebine gidecek, hatta en zenginlerin yıllık geliri bunun sayesinde 2018’de 9 bin 600 avro artarken, en yoksul yüzde 5’in geliri ise tam tersine 60 avro düşecek.
Fakat en servetlilerin daha de zenginleşme eğilimi sadece Fransa’ya özgü değil. Dünyanın her yerinde gözlemleniyor ve hatta buradakinden daha da büyük oranda yaşanan yerler bile var. Oxfam’a göre, 2017 yılında, “Dünyada üretilen zenginliklerin en azından yüzde 82’si en zengin yüzde 1’in cebine gitti”.
Somut olarak belirtmek gerekirse, bunlar toplam 762 milyarı cebe attılar. Bu miktar, dünya çapında aşırı yoksulluğu yok etmek için gerekli olan miktardan tam 7 kat daha yüksek.
Sonuç olarak belirtmek gerekirse, milyarderlerin sayısından bir patlama yaşandı. Her iki günde yeni bir milyarder ortaya çıkıyor. İnanılmaz ve eşi görülmemiş bir artışla karşı karşıyayız. Bunların mülkiyetleri 2000’li yıllardan bu yana ortalama her yıl yüzde 13 arttı, yani ücretleri sadece ortalama yüzde 2 artan işçi ve emekçilerden tam 6 kat daha hızlı bir artış. (...)

(Çeviren: Deniz Uztopal)

 

www.evrensel.net