Yazarımız Cengiz Bektaş'a Mimar Sinan Büyük Ödülü

Yazarımız Cengiz Bektaş'a Mimar Sinan Büyük Ödülü

Mimarlar Odası’nın 16. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri kapsamında verilen 'Mimar Sinan Büyük Ödülü'ne Evrensel yazarı Cengiz Bektaş layık görüldü.

Mimarlar Odası’nın 16. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri kapsamında verilen “Mimar Sinan Büyük Ödülü”ne, tüm meslek hayatı boyunca verdiği eserleri ve mimarlığa geçen hizmetleri nedeniyle Evrensel yazarı Cengiz Bektaş layık görüldü. Bektaş, mimari alanında verdiği eserlerin yanı sıra eğitimciliği, yazarlığı ve şairliği ile de tanınıyor. 

“Mimar Sinan Büyük Ödülü”ne değer görülen mimarlar için düzenlenen “Sinan Ödüllü Mimarlar Programı” kapsamında, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin Karaköy Binasında panel düzenlendi. “Çok Yönlü Kültür İnsanı” ve “Geleneğe Eklenmek” başlıklı iki bölümden oluşan panelde, Cengiz Bektaş için hazırlanan kısa bir film gösterimi yer aldı. Panelin açılış konuşmasını Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhcu yaptı. 16. Ulusal Mimarlık Sergisi kapsamında 2 bin 306 eserin sergilendiğini söyleyen Muhcu, “Mimar Sinan Büyük Ödülü”nün Türkiye’nin en prestijli mimarlık ödülü olduğunu söyledi. Muhcu, ödüle layık görülen Bektaş’ın Cumhuriyet dönemine önemli eserler bıraktığını kaydetti.

‘ÇOK YÖNLÜ MİMAR’

Panelin “Çok Yönlü Kültür İnsanı” başlıklı ilk oturumunda konuşan Prof. Dr. Ruşen Keleş, Ankara’daki Türk Dil Kurumu’nun (TDK) da mimarı olan Bektaş ile TDK üyeliği döneminde tamıştıklarını anlattı. TDK’nın yönetim kurulu üyesi olduğu yıllarda birlikte çalıştığı Fazıl Hüsnü Dağlarca, Necati Cumalı, Cahit Külebi Fakir Baykurt gibi isimlerden Cengiz Bektaş hakkında övgü dolu sözler duyduğunu aktaran Keleş, “Çağdaş bilim ve laik dünya görüşü çok yönlü bir insan olan Cengiz Bektaş’ın yaşamına yön vermiştir” dedi. Oturumun ikinci konuşmacısı yazar Öner Ciravoğlu oldu. Ciravoğlu, 6 yıl Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) başkanlığı da yapmış olan Bektaş için “aydın” kelimesinin yeterli olmayacağını belirterek, “Bektaş ve onun gibiler için aydın yerine bütünsel insan demeliyiz. Mimarlar sadece mimar değil başka alanlarda deneyim sahibi olmuş insanlar olmalı. Bu bakımdan Bektaş bize öncelik ediyor” diye konuştu. 

‘GELENEK VE ÇOKLUĞU BİRLEŞTİREN MİMAR’

“Geleneğe Eklenmek” başlıklı ikinci oturumun başkanlığını Prof. Dr. Afife Batur yaptı. Oturumun ilk konuşmacısı Prof. Dr. Gülşen Özaydın, “Eğitimci Cengiz Bektaş”ı anlattı. Özaydın, Bektaş’ın eğitimci yanının yaşamı boyunca bulunduğu her ortamda ortaya çıktığını söyledi ve şöyle örnekledi:

“Cengiz Bektaş, birlikte çalıştığı genç mimarları tarihi yerlere, restorasyon çalışmalarına götürüyor ve ofisi bir okul gibi görüyor. Şehircilik dersi veren Bektaş, tasarım üzerinden kültürün etkisini örneklerle açıklamayı amaçlamış ve teorik bilginin tek başına yetmeyeceğini düşündüğünden değişik mekanlarda dersler vermiştir. Kültür yorumu ve yaşama kültürünü öğrencilerine anlatır. Antik dönem kentleri üzerinden detaylarıyla anlatır mimariyi. Yaşam bir bütündür diyerek öğrencilerine kuş evlerinin önemini anlatır. Su yine Bektaş’ın olmazsa olmazlarındandır ve öğrencilerine suyun mekansal olarak nasıl kullanıldığıyla birlikte önemini anlatır. Mahalle kültürüne çok önem verir. 1970’li yıllardan beri yaşadığı Kuzguncuk’ta mahalleliyle birlikte sokak etkinlikleri hazırlar. Çocuklar için sokak tiyatrosu ve bunun için mekan düzenlemesi yapar bunu da tek başına değil mahalleli ile birlikte yapar. Atıl mekanlara hayat kazandırması mimarlığı kent kültürü içinde oluşturduğu değerlerden biridir. Bektaş, mimarlık, yaşam ve şehircilik kültürüne çok büyük katkılar yapmış bir mimardır.”  

“Bir Meslek Kartografisi Olarak Bektaş Mimarlığı” başlığında konuşan Doç. Dr. Burak Altınışık, Bektaş’ın gelenek ve çokluğu birleştiren Bektaş’ın mimarlığını anlattı. “Anlatı Olarak Mimarlık: Cengiz Bektaş Mimarlık Çalışmaları” başlığında konuşan Selda Bancı, Bektaş’ın iletişim kurmak için mimarlığın yanı sıra kitap ve şiir yazdığını anlattı. Bancı Bektaş’ın, bilgi ve tecrübelerini çizginin ötesine taşıdığını ve mimarlığın yalnızca kağıt üzerinde kalmaması gerektiği görüşünü dile getirdi.

‘BEKTAŞ RÖNESAS İNSANI’

Prof. Dr. Esin Boyacıoğlu ise “Cengiz Bektaş: Duyarlılık ve Sorumluluk Üzerine” konuştu. Boyacıoğlu, Bektaş’ın geleneği çağdaşlaştırma üzerinden ele aldığını anlatarak, “Bektaş’ın Türkiye’den değil Anadolu’dan dem vurması kültür ve coğrafya konularında öz bilinç oluşturuyor. Bektaş yalnızca mimarlık alanında değil dünyaya çevresine ve doğduğu topraklara sorumlu ve duyarlı bir yaşam biçimine sahip. Anlaşılır bir dille yazarak mimarlığı topluma içkin kılıyor” dedi.

Prof. Dr. Abdi Güzer ise Bektaş’ın, “Dört kişiydiler, bir de ben” şiirine ithafen yazdığı “Dört Kişiydiler, Bir de O” şiiriyle konuşmasına başladı. Güzer, Bektaş’ın kendi kuşağı için bir rol model olduğunu söyleyerek Bektaş’ı, sanatı, mimarlığı, edebiyatı, şiiri bir araya getiren ve birbirlerini besleyecek şekilde bunları yapabilen bir Rönesans insanı olarak tanımladı. 

‘İYİLİKLERİ ÖLDÜRÜYORUZ’

Son sözü ise ödülün sahibi Cengiz Bektaş aldı. İstanbul’un eski dokusunu yitirdiğini ifade eden Bektaş, “İstanbul benim için çok eksiktir çünkü İstanbul’un Rumları yoktur artık. Mecidiyeköy’den geçerken benim için orası gerçekten Türkiye değil. Coğrafyamızı ve nerede olduğumuzu bilmemekten iyilikleri öldürüyoruz bozmakta ise müthiş mahiriz” dedi. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net
ETİKETLER Cengiz Bektaş