‘Nasırlı ellerle nota basılır ama nasırsız daha iyi basılır'

‘Nasırlı ellerle nota basılır ama nasırsız daha iyi basılır'

Hamza Kış Elazığ'da Gündüzleri kağıt toplayıp akşamları müzik yapan 14 ve 15 yaşındaki Ali ve Musa ile konuştu.

Hamza KIŞ
Elazığ

Elazığ’ın en işlek caddesi Gazi Caddesi’nde denk geliyorum Ali ve Musa’ya… Gündüzleri kağıt toplayıp akşamları müzik yapıyor iki kardeş. Başlığa taşıdığımız sözler de kardeşlerden Ali’ye ait. Müzik yaptıkları yerden ayrılıp birer çay içecek bir yerde başladık sohbete. 

EVLİLİK KONUSUNDA İKİ AYRI FİKİR!

Ali 14 Musa ise 15 yaşında. Bu iki kardeş Antep’ten Elazığ’a gelmişler. Babaları rahatsızlığından dolayı çalışmıyor. Halaları da Elazığ’da yaşadığı için ver elini Elazığ! Gündüzleri kağıt toplayıp akşama doğru ellerine keman ve darbukalarını alıp Gazi Caddesi’ne doğru yola koyuluyorlar. Kağıt toplayıcılığından ve yaptıkları müzikten günlük ortalama 110-120 lira para kazanıyorlar. Peki bu para size yetiyor mu sorusuna, Musa “Evimiz kira. Evde 5 kişi yaşıyoruz, yetmiyor. Ama bizim elimizden de bundan fazlası gelmiyor” diyor. Musa devam ediyor; “Bir de bu yetmezmiş gibi babam bana evlen diyor. Beşik kertmesi yapmışlar beni küçükken. Daha kendimize bakamıyoruz.  Bir de bu yaşta evlensem nasıl yaşarız.” Ali evlilik konusunda Musa’dan farklı düşünüyor. O, “Valla beni evlendirseler hemen evlenirim” diyor. Gülüyoruz... 

İki kardeş maddi zorluklardan dolayı okuyamamışlar. Peki okusaydınız?  Musa hemen atılıyor  “Doktor olurdum. Hiç kimseden de para almazdım. Karnım doysun yeter” diyor. Aynı soruyu Ali biraz düşündükten sonra cevaplıyor. “Zabıta olurdum. Kağıt toplayan, peçete satan çocuklarla iş birliği yapar onlara hiç karışmazdım” diyor.

KAĞIT, CÜMBÜŞ, KEMAN, DARBUKA…

Müzikle olan bağları dedelerine dayanıyor. Dedeleri, Antep’in iyi kemancılarındanmış. “Benim dedem Antep’in ünlü kemancılarındandır. Bir keman çalarmış ağlayan bebek susarmış” diyor Ali. “Babam da cümbüş, keman, darbuka çalıyor. Ben de keman dışında darbuka ve cümbüş çalabiliyorum” diyerek müzisyenliklerinin ailede bir yetenek olduğunu belirtiyor. Ellerindeki nasırları soruyorum. “Kağıt topladığımız arabayı çeke çeke bu hale geldi”  diyorlar. Nasırla nota basmak da zor oluyordur diyorum,  Ali “Basılır, basılır da nasır olmasa daha iyi basılır. Dedem kadar iyi çalarız o zaman ama biz çalışmaya devam ettikçe bu nasırlar hep olacak” diyor. Sessizleşen ortamı Musa’nın “Ama çok şükür çalışıyoruz. Helal lokma en iyisi”  diyen sesi bozuyor. 

O klasik soruyu sormadan bitirmeyelim sohbeti deyip ileride ne yapmak istiyorsunuz diye sorduğumda, Musa; duvardaki Ahmet Kaya posterini gösterip “Onun gibi bir sanatçı olmak istiyorum. Biz hiç konsere gidemedik. Bizim gibi yoksullar gelebilsinler diye ücretsiz konser verirdim” diyor. Ali’nin hayalinin de Musa’dan geri kalır bir yanı yok. O dünyaya seslenen ünlü bir kemancı olmak istiyor.

VALLA BİZ ZENGİNLEŞMİYORUZ!

Biraz da siyaset yapalım deyip ekonomimiz büyüyormuş siz ne diyorsunuz diyorum, Musa “Ali’nin kemanının yayı koptuğunda ya da acıkıp dışarıda birer döner yediğimizde eve eksik para götürmemek için bir saat daha fazla kağıt toplayıp açığımızı kapatmaya çalışıyoruz. Kardeşlerimizi okula bile gönderemiyoruz. Bizim zenginleştiğimiz yok valla” diyor. Zengin olma konusunda ikisi de çok net! “Bizim haramda gözümüz yok. Kendi emeğimizle para kazanıyoruz. İnşallah ‘onlar’ da bir gün haram lokma yemekten vazgeçer.”  

www.evrensel.net
ETİKETLER Elazığ