'Patron Afrin operasyonunu destekleyince acaba dedim'

'Patron Afrin operasyonunu destekleyince acaba dedim'

Ankara’nın organize sanayi bölgelerinde Afrin operasyonunu işçilere sorduk. Operasyona destek veren kadar operasyonu sorgulayan işçiler de var.

Ayhan AYDOĞAN
Ankara

Afrin Operasyonunu konuştuğumuz ORS ve Polatlı Organize Sanayi (POS) işçilerinin bir bütün olarak olmasa da operasyona karşı çıktıkları gözlemleniyor. İşçilerin bu kanıya varmasında etkili olan ise patronlarla işçilerin en açık biçimde karşı karşıya geldiği 2015’teki metal fırtınası. Metal direnişinde de eylemlerin olduğu ORS Rulman’dan bir işçi, “İki gün önce ORS yönetimi Polatlı’nın yerel gazetelerine operasyona destek açıklaması yaptı. O açıklamadan sonra patron öyle diyorsa kesin tersi hayırlıdır düşüncesiyle operasyonun yapılmaması gerektiğini düşündüm” diyor.

POS’ta çalışan bir işçi, çalıştığı fabrikada patronun POS yönetimine, “Benim fabrikamdan istediğiniz kadar işçiyi operasyona götürebilirsiniz, döndüklerinde tekrar koşulsuz şartsız işe alacağım” diye bir faks çektiğini ve tüm organize sanayinde böyle bir kampanya başlatılmasını talep ettiğini söylüyor. İşçi üzerinde kendini sınırsız yetkili gören, onların canı üzerinden organize sanayi yönetimiyle işçiye haber verme gereği bile duymadan pazarlık yapan patron, bayramda işçiler memlekete gitmek istediğinde izin vermemiş. Yani işçiler doğdukları yere tatil için gidemez ama haritada bulamadıkları yere, ölmeye gidebilir. İşçilere patronun amacını sorduğumuzda, özellikle 15 Temmuz sonrası tüm patronların ihale kapmak için organize sanayi yönetimine “Ben daha çok ülkeme sahip çıkıyorum” yarışına girdiklerini söylüyor. Hatta geçen sene 15 Temmuz’da halı saha turnuvası yapıldığını, normalde 20 takımın katıldığı turnuvaya, “Katılmazsak terörist derler” diye 150’ye yakın takımın katıldığını, hatta 7 kişiyi bulamayan atölyelerin sırf “Terörist derler ihale alamayız” diye maça 5 kişi çıktıklarını anlatıyor.

ARTIK PATRONU DEĞİL KENDİMİZİ DİNLİYORUZ

Konuştuğumuz ORS işçisi ise fabrikada Afrin’e dair net bir fikrin olmadığını, herkesin birbirini ikna etmeye çalıştığını söylüyor. İşçilerin bu bağımsız tutumunun 2015 metal grevinden sonra geliştiğini söyleyen işçi, “Grevden önce Ahmet Baba bir şey söylerdi, hepimiz babamızın peşinden giderdik, Türk Metal de durumu perçinlerdi ama artık eski çamlar devrildi. Ne bir patron babamız ne de Türk Metal var fabrikada. Herkes kafası aldığınca durumu anlamaya çalışıyor, anladığını düşündüğünde de yanındakini ikna etmeye çalışıyor” diyor.

PATRON ÖYLEYSE BİZ BÖYLE

Bir başka ORS işçisi ise aklının iki gün öncesine kadar karışık olduğunu söylüyor ve zihninin berraklaşma sürecini şu şekilde özetliyor: “İki gün önce ORS yönetimi Polatlı’nın yerel gazetelerine operasyona destek açıklaması yaptı. O açıklamadan sonra patron öyle diyorsa kesin tersi hayırlıdır düşüncesiyle operasyonun yapılmaması gerektiğini düşündüm. Ha sorsan bana Afrin nerede? Bizim askerler nereden girecek? Kiminle girecek? Hiçbir fikrim yok ama bence gerek de yok. Yaşadığımız grev hayatımıza büyük kolaylık getirdi. Artık vay burada ne yapmalı, nasıl yapmalı diye düşünmüyorum. Bakıyorum bizim patron ya da patron dernekleri ne demiş onun tersini yapıyorum. Onlar bizim iyiliğimizi hiç istemedi bundan sonra da istemez. Onlar öyle dedilerse böylesi, böyle dedilerse öylesi doğrudur. Şu greve erken yaşlarda çıksaydık da keşke, düşüne taşına beyazlayan saçlarımızı beyazlatmazdık hiç olmazsa. Neyse bari bundan sonra hiç yoktan dökülmesini engelleriz.”

MİLLETİN BEKASI…

Menzil tarikatı mensubu bir işçi ise operasyonun sadece desteklenmesini “dilsiz şeytanlık” olduğunu söylüyor. Herkesin destekten öte elinden geldiğince harekata katılması gerektiğini belirten Menzilci işçiye göre bağış toplamak, sevkiyata yardım, kurşun sıkmak, bunların hepsi üstlenilmesi gereken bir görev. Kendisine savaşa nereden katılacağını sorduğumuzda ise kendilerinin devletin sevk ve idaresi ile görevlendirildiklerini, buradan ayrıldıkları takdirde milletin üstüne darbecilerin akbaba gibi çökeceğini iddia ediyor ve bunu sebep göstererek çatışmada değil burada millete sahip çıkacaklarını söylüyor.

Polatlı’da 15 Temmuz sonrası avantajlı konumlara gelenler ve patronlar hariç, yekpare olarak olmasa da Afrin operasyonuna karşı olma durumu açıkça gözlemleniyor. Bu karşı duruşu işçiler, harekatın neden yapıldığı, niçin yapıldığı üzerine yoğun düşünerek değil mücadelelerinden öğrendikleri basit bir mantıkla temellendiriyor: “Patron ne derse, tersi makbuldür.”


Arçelik işçilerinin içinde operasyona destek veren de var ‘Gitti bizim zam’ diyen de

Arçelik

Ankara’da bulunan Arçelik’te 1 hafta öncesine kadar işçilerin gündemini oluşturan asgari ücret, hayat pahalılığı, zamlar, toplusözleşme tartışmaları şimdi yerini savaşa, sınır güvenliğine bıraktı. Aylardır toplusözleşme süreçleri devam eden ve grev aşamasına gelen metal işçileriyle Afrin operasyonunu konuştuk. OHAL, toplusözleşme ve savaş üçgeninde kafaları karışık olan Sincan Arçelik BMİ (bulaşık makinesi) işletmesindeki işçilerde farklı fikirler hakim. Kimisi “Kimse bizi tehdit edemez” diyerek operasyonu sonuna kadar savunurken kimisi de bir yanıyla operasyonun kendi sözleşme süreçlerini tehdit ettiği kanısında.

10 yıldır Arçelik BMİ’de çalıştığını söyleyen bir işçi, Hükümetin savaş politikalarını desteklediğini dile getiriyor. İşçi, “Sınır güvenliğimizi Kürtler tehdit ediyordu zaten. İçerideki Kürtler de akıllarını başlarına toplar. Ülke yol geçen hanına döndü. Buna artık bir dur deyip gücümüzü herkese göstermeliyiz” diyor. Savaşın toplu iş sözleşmesine etkisinin olup olmayacağını sorduğumuzda ise “Bizim işimiz farklı. Bence Hükümet bunun ayrımını yapmalı. Biz terörist miyiz? Gerekirse biz de gider savaşırız” diyor.

5 yıldır çalışan bir işçi ise “Operasyon ilk açıklandığında gitti bizim zam diye düşündüm” diyor ve şöyle devam ediyor: “OHAL’i bahane ediyorlardı. Şimdi de bu çıktı. Yarın açıklama yapacaklar fedakarlık bekliyoruz diye. Bizim de arkadaşlarımız şanlı ordu diye diye kabul edip bu fedakarlığı bilip susacak diye geliyor aklıma. Oysaki savaşı biz işçiler mi çıkardık? Her gün gelip burada aralıksız kaç saat çalışıyoruz. Suriyeliymiş Kürt’müş, bir anda nereden çıktı bu savaş anlamadım.” İşçi Türk Metal’in kent meydanlarındaki eylemleri iptal etmesini ise “Biz zaten eylemlerin fabrikada olmasını istiyorduk” diye değerlendiriyor.

Savaşın kötü olduğunu ifade eden 4 yıllık çalışan bir işçi de “Şehitler geldikçe daha çok üzüleceğiz” diyor. Çevresindeki bazı arkadaşlarının savaş aleyhine konuşanları vatan haini olarak nitelendirdiğini dile getiren işçi, “Bunu anlamıyorum. Yarın bir eve acı düştüğünde anlarlar diye konuştu. Şanlı Türk Ordusu diye övüyorlar. Harekatın ismi de zeytin dalı. Barışın simgesi yani. Bir şeyler yanlış gidiyor ama anlamıyoruz” diye konuştu.

Genç bir işçi ise Hükümeti ve Cumhurbaşkanını son dönemlerde çok eleştirdiğini fakat savaş konusunda desteklediğini söylüyor. “Bizim sözleşme dönemimizle bunun bir ilgisi yok” diyen işçi şunları söylüyor: “Önemli olan devletin bekası ve güvenliği diye konuştu. Sınırımızda bir Kürt devleti istemiyoruz ve ne gerekirse bunun yapılmasını istiyoruz. Kimse bizim ülkemizin sınırlarını ihlal edemez.” (Ankara/EVRENSEL)


OSTİM işçisi: İşçiden fedakarlık bekleyenler paraları savaşa harcıyor

OSTİM

Onur USLU
Ankara

AFRİN Operasyonunu konuştuğumuz OSTİM’deki işçiler, savaşın yükünün yine işçilerin sırtına bindirildiğini söylüyor. Asgari ücret görüşmelerinde Hükümet işçilerden fedakarlık beklediği yönünde açıklamalarını hatırlatan işçiler, “Hükümetin çuval çuval parayı tanka, tüfeğe, savaşa harcadığını görüyoruz. Madem bu kadar paranız vardı neden asgari ücrete bu kadar az zam yapıldı?” diye soruyor.

Caner 18 yaşında. Lisede dersler zor gelince okulu bırakıp OSTİM’de motor atölyesinde işe girmiş. 3 yıldır OSTİM’de çalışıyor. “Türkiye neden Afrin’e askeri operasyon başlattı?” diye sorduğumuzda önce “Afrin neresi ağabey” diyor. Suriye’nin toprağı olduğunu söylediğimizde, “Daha haritada yerini bilmediğimiz topraklarda bizim ne işimiz var. Her ay bir yerlere operasyon düzenleniyor, bir sürü gariban çocuğu oralarda ölüp gidiyor, yarın bir gün benim de askerlik yaşım gelecek. Dersler zor geldi okuyamadık ama sırf askere gitmemek için açıktan okula yazılmayı düşünüyorum” diyor. Halkın derdiyle yönetenlerin dertlerinin ortak olmadığını söyledikten sonra kendisinin asgari ücretle çalıştığını belirtiyor ve şöyle devam ediyor: “Daha dün işçilerden fedakarlık bekleyen, zor zamanlardan geçtiğimizi söyleyen Hükümetin çuval çuval parayı tanka, tüfeğe, savaşa harcadığını görüyoruz. Madem bu kadar paranız vardı neden asgari ücrete bu kadar az zam yapıldı?”

Görüş aldığımız diğer İşçi Mevlüt, Caner’in küçük kardeşi. Yaşı 18’in altında. O da OSTİM’de farklı bir atölyede çalışıyor. Yanında birisiyle geliyor aramıza. “Ustam” diyor sonradan 18 yaşında olduğunu öğrendiğimiz Abdurrahim’i tanıştırırken. 18’inde bir usta... İşyerinde konuşulmuş, “Biraz biliyoruz” diyorlar. “Orada teröristler varmış, oraları temizleye girdik” diyor Mevlüt. Ama en fazla kafasına takılanın da bedelli askerlik yapan ünlülerin sosyal medyada kullandıkları ‘Vururuz, kırarız’ cümlelerinin, dizi setlerinde çekilen üstündeki askeri üniformalı fotoğraflarıyla paylaşması. “Bir parası var diye askerlikten kaçan, bir şekilde torpille çürük raporu alan zenginlere bakıyorum bir de bize” diyor: “Yarın bir gün zorunlu olarak oralara gidip savaşın içine girecek olan bizler olacağız. Bizden daha hevesli görünenler, yatlarında katlarında yatarken bizler orada canımızdan olacağız, olan yine bize olacak.”

Sonra metro girişinde köpek besleyen 2 çocuğa takılıyor gözümüz. Yanlarına gittiğimizde Iraklı olduklarını öğreniyoruz. Muhammet ve Tufan. 3 yıl önce savaştan kaçıp geldiklerini söylüyorlar. Muhammet bir torna atölyesinde çalışıyormuş. Tufan da bakkalda. 250 lira ücret aldıklarını söylüyorlar. Günlük 5 lira yol parası verdikten sonra kendilerine kalan 100 lira. Konuşurken, bir yandan da köpekleri beslemeye devam ediyorlar. “Ağabey, burada bir tane köpek vardı, bembeyazdı, onu kaçırdılar herhalde. 2 haftadır göremiyoruz” diyorlar laf arasında. Kendi yuvasından kopmuş gelmiş, yuvasız köpeğin derdine düşmüş iki çocuk...

Afrin’i onlara sorduğumuzda gözleri doluyor ikisinin de: “Ağabey biz kaçtık geldik savaştan. Savaşı en iyi biz anlarız. Üç yıldır Ankara’dayız, geldikten iki hafta sonra burada işe başladık. Irak’ta okula gidiyordum. Savaştan kaçıp Ankara’ya geldik. Burada okula gidemedim, hem Türkçe bilmiyordum hem de anne babamız yaşlı olduğu için onlara da bakmamız gerekiyordu. İki ağabeyimle OSTİM’de işe girdik. Irak’tan geldiğimiz için bize herkesten düşük ücret veriyorlar, mecbur olduğumuzu biliyorlar. Savaş biter tekrar Irak’a döneriz diye beklerken bizim oralar her gün daha fazla karışıyor. Bu gidişle dönüşümüz olmayacak galiba.”

“Savaş herkes için kötü ama çocuklar için daha kötü” diye bitiriyor bir an kendinin de çocuk olduğunu unutarak. 


Sincan OSB işçileri: İç sorunlar çözüldü bir Afrin kaldı!

Sincan OSB

Gökhan ÇELİK
Ankara

MEMLEKETİN gündemi neyse Sincan Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışan işçilerin de gündemini oluşturuyor. Ancak bu kez hava pek öyle değil. Topluca konuşurken muhabbete katılmayanlar, ya da “Allah sonumuzu hayırlı etsin” demekle yetinenlerin sayısı dikkat çekiyor. Bir diğer dikkat çeken nokta ise destek olan da karşı çıkan da yüksek perdeden konuşmuyor. Örneğin; seçimlerdeki gibi birbirlerine sert sözler söyleyerek, kavga ederek konuşan bir kesimle karşılaşmıyoruz. Tartışmalar karşılıklı dinleyerek yapılıyor.

Operasyona karşı olanların en fazla kullandıkları cümle “İç sorunları çözdün, Afrin kaldı!” oluyor. Konu hemen içerideki çatışmalar, yoksulluk asgari ücret, Suriyeli mülteciler gibi konulara geliyor. Bu görüşe operasyonu destekleyenler bile katılıyor. “Orası öyle tabi, yurt içini düzeltmeden yurt dışına hamle yapıyoruz” diyenler var. Ama savaşı savunanlardan “O iş başka bu iş başka” yorumları da geliyor.

BU UÇAKLAR SU MU YAKIYOR?

Ekonomik kaygılar mutlaka dile getiriliyor. Mesela orta yaşlı bir işçi, savaşın ekonomik yükünün halka yıkılacağını söylüyor: “72 tane uçak inip inip kalkıyor. Bunlar su mu yakıyor? Roketin, tankın, askerin, bilmem neyin parasını kim ödeyecek? Bizim ağa mı (patronu kastediyor) ödeyecek sizce?” diye soruyor. Bunu söyleyen MHP kökenli ve AKP’ye oy veren bir işçi. Operasyona destek veren işçiler ise bu işçiye “Memleket savaşa girmiş sen para muhabbeti yapıyorsun” şeklinde karşı çıkıyor. Ancak operasyona destek veren işçiler de şöyle karşılanıyor: “Tamam o zaman, amirden zam istemezsin bu ay.”

SURİYELİ MÜLTECİLER NE OLACAK?

Çay molasında görüştüğümü bir işçi “Ben bu savaşa karşıyım, bir çıkarımız yok ama eğer o bölgeyi terörden temizleyip sonra da Suriyelileri geri göndereceklerse o zaman iyi olur” dedi. İşçinin bu fikri etraftan biraz destek de gördü ancak kısa sürdü. İşçiye gösterilen tepkiler, “Almanya’ya giden vatandaşlar Türkiye’ye döndüler mi ki bunlar ülkelerine dönsünler”, “O iş geçti artık, buraya yerleşenlere iş bulacaksın, sigorta yapacaksın ki 1000 liraya çalışıp bizim de maaşları düşürmesinler”, “Sınırın hemen altında yine savaş çıktı, acaba bu sefer kaç yüz bin kişi daha gelecek demiyor da daha önce gelenler ne zaman gidecek diye düşünüyor saf” şeklinde oldu.

‘ERDOĞAN’A KARŞI ÇIKTIĞINDA, DİREKT VATAN HAİNİSİN’

“Bu işin sağı solu yok. Bir avuç vatan haini hariç herkes bu operasyona destek veriyor” diyen birine yapılan bir itiraz çevrede çokça destekleniyor. İşçilerden, “Başka zaman olsa her şey tartışılıyordu, ne oldu da şimdi birden vatan haini olduk” cümlelerini duymak mümkün.

Bir başka işçi baş başa yaptığımız muhabbette kaygılı olduğunu söylüyor. “Eskiden halk bir şeyi beğenmeyince, muhalefet partileri oy toplamak için bile olsa, göstermelik bile olsa hükümete karşı çıkardı. Şimdi Erdoğan’a karşı çıktın mı direkt vatan hainisin. Gidişat hayra alamet değil” diyor. Yaşanan sorunlara karşı işçilerin birliği noktasında ise şunları söylüyor: “O zaman isyan çıkar, biz birleşince rahat durmayız. Ama gidişat o yöne doğru. Ne olacak? Milleti dinden imandan çıkaracaklar, ortalık karışacak.”

Son Düzenlenme Tarihi: 24 Ocak 2018 07:30
www.evrensel.net
ETİKETLER Afrin