Değinmeler - 21 Ocak 2018

Değinmeler - 21 Ocak 2018

“Kan konuşmaz” demişti Nâzım Hikmet. Şimdilerde kan konuşuyor. Kanı konuşturmak istiyorlar. Yaşamı, yaşanmışlıkları silerek.

DİLSİZ MİSİNİZ YOKSA?

Olan biteni görüyor, duyuyorsunuz. Demek ne kör, ne de sağırsınız. Susuyorsunuz ama. Konuşmuyorsunuz. Dilsiz misiniz yoksa?

BEKLENTİ

Görmediğimiz, duymadığımız, bilmediğimiz ne kaldı? Gene de susup oturuyoruz. Ne bekliyoruz, kimi bekliyoruz? Bileniniz var mı?

HİÇLİĞE KARIŞMAK

Her gün eksilen bir şey var. Bir şeyler. Dün elimizin altında olan, dokunurcasına tanıdık bir şeyler. Elimizden kayarcasına eksilen. Boşlukta yitip giden. Bilemediğimiz, göremediğimiz o hiçliğe karışan…

KORKU

Bir korku yaymak istedikleri. Engellenemeyen. Karşısında titrenecek olan. Yağmurlu bir hava gibi geçmesi beklenecek bir korku. Güneşsiz bir günde, güneşi beklerkenki tedirginlikte…

IRMAK

Yeni geldiğim kentte yerleştiğim büyük, çok katlı oteldeki odamın ırmağa baktığını söylediler. İçimi ferahlatacak bir oda demek istemişlerdi sanırım.

Odaya çıktığımda hiç de öyle olmadığını anladım. En üst katın yekpare büyük camlı penceresinden aşağı baktığımda gördüğüm ırmak, ta dipte beton yapılar arasında, sıkışık, neredeyse akmayan kara bir kanala dönüşmüş su kitlesinden ibaretti. Cansız, tek boyutlu bir duvar resmi.

YAŞAMI SİLMEK

“Kan konuşmaz” demişti Nâzım Hikmet. Şimdilerde kan konuşuyor. Kanı konuşturmak istiyorlar. Yaşamı, yaşanmışlıkları silerek.

CURCUNA

Kalabalıkta her kafadan bir ses çıkınca birbirine karışıp uğultuya dönüşüyor. Kimin kime ne dediği anlaşılmıyor. Bir curcunadır gidiyor.

YÜZ

Suyu sıkılmış limonu andırıyordu yüzü. Kırış kırış, büzüşük. Susuzluktan çatlayan kurak toprak benzeri.

KARANLIKTAN GEÇERKEN

Ezici bir karanlığın içinden ezilerek geçmemizi isteyenler, o karanlığı ezici bir çoğunlukla ezerek geçebileceğimizi hiç düşünmüyorlar mı?

İPUCU

İpin ucu çoktan kaçtı. Siz hangi ipucundan söz ediyorsunuz?

SUYUN TADI

Suyun da tadını kaçırdılar, pet şişelere doldurup. Eskiden ışıl ışıl cam bardaklara şırıltıyla dökülüp soluklanarak içilir, içiniz ferahlar serinlerdiniz. Şimdi mavi petlere doldurdukları renksiz suları, doğrudan ağzımıza boşaltarak içiriyorlar. Herhangi bir sıvı gibi boğazımızdan aşağı kayıp gidiyor.

BEKLEYECEĞİZ

Geleceği söylenen o güneşli günleri bekliyoruz. Yaz boyunca pek bir işe yaramıyor toza, toprağa bulanan güneşimiz. Tozu toprağı bastıran geçici yağmurların ardından da kış bastırıyor. Kalın kara bulutlar örtüyor bu kez güneşi. Gök gürültülerine karışan silah sesleriyle hem de. Büsbütün pısıyor güneş. Gene de bekliyoruz gelecek yazı, yağmurları, kışı, güneşli günleri görmek için. Bekleyeceğiz.

UMUT

Umudumuz, düşü gerçek, gerçeği düşe çevirmekte...

www.evrensel.net
ETİKETLER Adnan Özyalçıner