Afrinli mülteci işçi: Savaş her türlü kötü, istemiyoruz

Afrinli mülteci işçi: Savaş her türlü kötü, istemiyoruz

Ercüment Akdeniz, merdiven altı atölyelerde 5 yıldır ütücülük yapan Afrinli Semir ile yaşamını ve Afrin operasyonunu konuştu.

Ercüment AKDENİZ
İstanbul

Semir, merdiven altı atölyelerde tam 5 yıldır ütücülük yapıyor. Afrin’deki ailesi ve küçük kardeşleri onun eline bakıyor. Afrin’e operasyon haberleri için “Savaş kötü, inşallah olmaz” diyor. Bu belirsiz ortamda, ailesini Afrin’den Halep’e taşımak onun en büyük dileği. 

Semir, Afrin’de doğmuş Halep’te büyümüş. Suriye’de savaş çıkınca 5 yıl önce Türkiye’ye sığınmış. Yaşı 21. İstanbul’da iki ağabeyi ile birlikte yaşıyor, biri evli. Semir’in anne ve babası ile iki küçük kardeşi Afrin’de kalmış. Dolakli adında Afrin’e bağlı bir köyde yaşıyor aile, Kilis’e yakın. 

DUVARDAN SONRA GEÇİŞLER ZORLAŞTI

Dolakli köyü 2 bin nüfuslu bir köy. Ne ki yetişkin insan pek kalmamış köyde. Yani bir yaşlılar ve çocuklar köyü olmuş Dolakli.   

Operasyon haberleri üzerine ailesini aramış Semir. Küçük kardeşleri Hewal ve Sidar ilkokula gidiyor ve Semir’i en çok bu durum endişelendiriyor. Aileleri eskisi gibi Türkiye’ye getirmenin de kolay olmadığını söylüyor: “Duvardan sonra geçişler çok zorlaştı. Kontroller çok sıkı şimdi.” Böyle olunca sınırdan kaçak geçmenin maliyeti de artmış haliyle. “Gelirken 5 bin dolar, dönerken de 500 TL rüşvet verirsen anca” diyor Semir ve ekliyor: “Bu kadar paramız yok. O yüzden Afrin’e gidip bir şekilde ailemi Halep’e götürmem lazım...” 

‘SAVAŞ HER TÜRLÜ KÖTÜ’

Kuzenlerini savaşta kaybetmiş bir genç Semir. Amca oğulları Esad’çı olmadığı halde Suriye ordusunda savaşırken ölmüş. Semir hem savaştan hem askerlikten kaçmış. “Ama askerlik mecbur, kaçmak nereye kadar, geri dönersem askere gitmek şart” diyor. 

“Afrin’de savaş çıkarsa yapacak bir şey yok, bitsin diye dua edeceğiz” diyor Semir. “Savaş istemiyorum. Savaş her türlü kötü” diye devam ediyor sonra. Suriye savaşından kalan travmalar gözlerinden okunuyor.

İŞÇİ EKMEK PEŞİNDE, SAVAŞ İSTEMİYOR

Hazin bir göç öyküsü var Semir’in. Çocukluk aşkı, Halep’te, kör bir havan mermisine kurban gitmiş. Yasmin’i anarken gözleri doluyor. 

Sınırı geçince ilk Kilis’e gelmiş, sonrası İstanbul. Oysa Afrin’de büyük zeytin bahçesi var Semir'lerin. Ama 500 ağaçları olduğu halde işletemiyorlar. Malum savaş koşulları.

“Artık kendimden de evlenmekten de vazgeçtim” diyor Semir ve tüm varlığını ailesine adadığını söylüyor. Semir ayda 1800 lira kazanıyor. Ama ne kazanç! Sigorta yok, mesai saatleri katlanılır gibi değil. Kira, masraflar derken geriye 1000 TL kalıyor. Onu da Afrin’deki ailesine gönderiyor. Suriye’ye para transferi kuyumcular üzerinden yapılıyor. Her bin liraya karşılık mültecilerden 50 lira kesiliyor. Kesilen meblağ hem buradaki hem Afrin’deki kuyumcu arasında paylaşılıyor. 

“Suriyeli olman ya da Kürt, Afrin’li olman nasıl karşılanıyor atölyede?” diye soruyorum. 

İş yerinde 10 Suriyeli bir o kadar da Türk ve Kürt işçinin çalıştığını söylüyor Semir. “Herkes çok iyi, Türk ustalarım da iyi bana. Kimse savaş istemiyor; sonuçta olan gençlere oluyor” diyor ve ekliyor; “İşçiler arasında sorun yok. İşçilerin en büyük derdi gününde maaş almak. Çünkü maaş gecikince ev sahibi, bakkal bizi dinlemez bile!” 

Meramını daha iyi anlatmak için başından geçen bir olayı aktarıyor: “Bir defasında bir ceketçide çalışıyordum. Otuz işçi vardık. Atölyede Suriyeli işçiler de vardı Türk işçiler de. Baktık patron maaşların üzerine yatıyor. Canımıza tak dedi. Bir olup patronun kapısına dayandık. Makineleri satıp paramızı aldık, paramızı zor kurtardık.”  

‘ASIL DERT PETROL’  

Afrin’i soruyorum bu kez; insanları, geçim durumlarını. 

İnşaat, torna, zeytincilik, konfeksiyon gibi işlerin olduğunu ama iş gücü bulmakta sıkıntı yaşandığını söylüyor Semir. Suriye savaşı nedeniyle göçün Afrin’e yöneldiğini ekliyor.  

Peki ya ABD yahut Rusya’nın Afrin’deki varlığı? 

Bu soruyu da şöyle yanıtlıyor Semir; “Petrol oldukça savaş bitmez. Rusya’nın da Amerika’nın da derdi bu.” 

“Savaş bir gün biterse, geri döner misin?” diye soruyorum. 

Tereddütsüz “dönerim” diyor.

“Neden diye?” sorunca...

“Herkesin toprağı kendine güzel” diye yanıtlıyor. “Sen Suriye’de mülteci olsan Türkiye’ye dönmek istemez miydin?” diye soruyor sonra. 

‘FACEBOOK ARKADAŞLARIMI SİLDİM’

Semir’in Türkçesi fena sayılmaz. Ama o ne Latin ne de Arap alfabesi okuyabiliyor. Ses kayıtları göndererek arkadaşlarıyla mesajlaşıyor bu yüzden. 

“Türkiye’de Afrin’li kaç arkadaşın var? diye soruyorum Semir’e. Derdim biraz da onların gidişata dair düşüncelerini öğrenmek. Facebook’ta yaklaşık 400 arkadaşı olduğunu, bunların yarısının Türkiyeli yarısının Afrinli olduğunu söylüyor. Ne var ki son günlerde epeyce bir ismi silmiş Facebook hesabından. Siyasi gidişatın getirdiği kaygı neden olmuş buna. Sosyal medyada sorunlu paylaşımların bela getireceğini düşünüyor zira. 

Semir’in bir derdi de, mülteci gençler arasında uyuşturucu kullanma oranının hızla artmış olması. “Bazı arkadaşlarım var telefonda kayıtlı, onları da silmek zorunda kaldım. Çünkü uyuşturucu batağına bulaştılar” diye anlatıyor durumu. Ailelerin bu durumdan muzdarip olduğu halde, çocukları zehir ağından kurtaramadıklarını söylüyor. 

Başlık fotoğrafı: Hasret Kanat

www.evrensel.net
ETİKETLER Ercüment Akdeniz