Zaman ilaç değil zehir oluyor kayıp analarının yüreğine

Zaman ilaç değil zehir oluyor kayıp analarının yüreğine

O günden bu yana benim için yaşam dondu, eğlence dondu, neşe dondu, iş-güç, geçmiş, gelecek her şey dondu, oğlum dışında keyif aldığım ne varsa hepsi dondu kaldı” bu sözler yıllardır gözaltında kaybedilen oğlu için  adalet arayışını sürdüren bir anneye ait. 10 Ağustos 2004 yılında tatil için git

Eda Yıldırım

‘JANDARMA BİLGİLERİ GİZLEDİ’

İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencisi 24 yaşındaki Tolga Baykal Ceylan, İğneada’ya ulaştığında annesini arayarak İğneada’da olduğunu söylüyor. Sonraki birkaç gün daha süren telefon görüşmelerinin ardından anne Ceylan, bir daha oğlundan haber alamıyor. Anne Ceylan, 12 Ağustosta Demirköy Jandarma Karakolunu arayarak kayıp ihbarında bulunuyor ancak burada Jandarmanın tehdidi ve savcının ilgisizliğiyle karşılaşıyor. Sonrasında jandarma anne Ceylan’ı tekrar arayarak deniz kenarında Tolga’nın  valizini bulduklarını söylüyor. Anne Ceylan, çamaşırların küf koktuğunu ve ıslak olduğunu farkediyor. Karakol yetkilileri Ceylan’a, bir kayıkçının kayığını çalarak Bulgaristan’a kaçtığını, kayıkçının kayıp kayık başvurusu yaptığını söylüyor. Ancak kayıkçıyla görüşmek istediğini söyleyen Ceylan’ın bu talebi reddediliyor. Daha sonra  kayıp kayık başvurusu Tolga’nın adadan ayrıldığı söylenen günden 6 gün sonra yapıldığı ortaya çıkar. O gün Dışişleri Bakanlığı’nı ve Bulgaristan Türk Elçiliği’ni arayarak Tolga’nın fotoğraflarını fakslıyor anne Ceylan, daha sonra da  İğneada’ya bağlı bütün köy muhtarlarını arıyor. İğneada Beğendik köyünün muhtarının oğluyla görüştüğünde de Tolga’ya ne olduğuna dair cevaplara bir adım daha yaklaşıyor. Köy muhtarının oğlu, Tolga’nın köye geldiğini, yabancı olduğu için karakola haber verdiklerini söylüyor. Karakolun da alıp meydana getirip bırakın dediğini bunun üzerine Tolga’yı bir arabayla meydana bıraktıklarını söylüyor konuştuğu kişi ancak daha sonra ne olduğunu anlatmıyorlar. Anne Ceylan, jandarma tarafından bu bilgilerin kendisinden gizlendiğine dikkat çekiyor.

DOSYA SAVCI SAVCI DOLAŞTIRILDI

Tolga’nın dosyası Demirköy Savcılığı tarafından 2006 yılında ‘reşit olduğu’ gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilerek aileye tebliğ edilmeden kapatılıyor. Oğlunu bulmak için devletin tüm kurumlarına başvurduğunu söylüyor anne Ceylan ve çaldığı her kapının yaşadığı belirsizliği bir kat daha arttırdığını şöyle anlatıyor: “Kah alay konusu edildim, kah hakaretlere maruz kaldım, kah umutlandırıldım. Bu kapılarda kibirli bakışlar, yalancı yüzler, alaycı gülüşler de gördüm, aşağılayıcı sözler de duydum. Ancak söylemeliyim ki hiçbirisi umut veren sözler ve peşinden gelen aldanışlar kadar canımı acıtmadı”. 2011 yılında Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla dosya yeniden açılıyor ancak anne Ceylan soruşturma dosyasını talep ettiğinde ‘fotokopi çektirme imkanımız yok’ denilerek dosyanın bir kısmı veriliyor. Anne Ceylan eline geçen belgelerde oğlunun faillerini yargılatacak delillerin olmasına rağmen dosyanın halen hazırlık aşamasında bekletildiğini söyleyerek şöyle devam ediyor: “2011 yılında oğlumun kaybedilişiyle ilgili ifade veren itirafçılar ortaya çıkmış ancak onların itiraflarını içeren dosya da savcı savcı dolaştırılmıştır”.

‘BENİ BİR YALANA İNANDIRMAYA ÇALIŞIYORLAR’

Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla TBMM İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde kurulan alt komisyonun ilk anda kendisi için bir umut yarattığını ancak, Komisyon Başkanının, Tolga’nın gözaltında kaybedildiğine dair delillerin bulunmasına rağmen “Tolga’nın karakolda kaydı yok, gözaltına alınmamıştır” demesi üzerine umutlarının yerle bir olduğunu anlatıyor anne Ceylan. 2010 yılında bu kez de Tolga’nın Bulgaristan’a geçtiğine inandırılmaya çalışıldığını belirtiyor anne Ceylan, ortaya çıkan bir yığın belge ve itirafla oğlunun Hükümetin idare ettiği erklerinin de bilgisi dahilinde kaybedildiğinin ortaya çıktığına dikkat çekiyor. Komisyonun açıkladığı bilgilerin de Tolga’ya kurulan tuzağın kılıfı olduğunu ileri sürüyor anne Ceylan, “Bize umut verenler kurdukları komisyonların işe yarayıp yaramadığını gördüler mi acaba yoksa kirli bir pazarlıktan mı ibaret sadece” diyerek Hükümete tepki gösteriyor. (İstanbul/EVRENSEL)


‘BENİ DE Mİ KAYBEDECEKSİNİZ’

Demokrasi söylemlerinin havada uçuştuğu bir dönemde bütün deliller ortadayken hâlâ Tolga’nın kaybedildiği gerçeğinin karanlığa büründürülmesinin ürkütücü olduğunu belirtiyor anne Ceylan, Hükümet yetkililerine seslenerek “Ben gerçeği istiyorum. Gerçekten oğlumun akıbetini ortaya çıkarmak istiyorlarsa, gerçeğin ağzı o dönemde görev yapan kolluk güçleridir. Jandarma uzm. çvş. Altan Apak konuşturulmalıdır” diyor. Gerçeğin er ya da geç ortaya çıkacağını vurguluyor anne Ceylan ve sözlerini şöyle sürdürüyor:  “Ben yaşamım devam ettiği sürece mücadele edeceğim.  Soruyorum beni nasıl kaybedecekler? Yalnızlaştırarak mı, ötekileştirerek mi yoksa iftiralarla mı? ” 


‘BENİM ANNEMCUMARTESİ’ Adalet mücadelesinde yalnız değil anne Ceylan, o aynı zamanda bir Cumartesi Annesi. Diğer kayıp yakınlarının acılarıyla, yaşadığı evlat acısını, belirsizliği, dertlerini, üzüntülerini ve en önemlisi mücadelesini birleştirerek her cumartesi Galatasaray Meydanından oğlunun hesabını soracağını haykırıyor.

www.evrensel.net