'Tek tip, onur kırıcı bir işkence yöntemidir'

'Tek tip, onur kırıcı bir işkence yöntemidir'

İHD Mersin Şubesi’nin tek tip ile ilgili panelinde konuşan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, 'Tek tip, onur kırıcı bir işkence yöntemidir' dedi.

Turan DAL
Mersin

İnsan Hakların Derneği (İHD) Mersin Şubesi, Olağanüstü Hal (OHAL)’de çıkarılan kanun hükmünde kararnameler (KHK) sonrasında cezaevlerinde tutuklulara dönük ‘tek tip elbise’ dayatmalarına karşı nelerin yapılması gerektiği konusunda “Adil yargılama için; Tek tipe asla” konulu panel düzenledi. 

Panele, konuşmacı olarak İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, Avukat Gülizar Tuncer ve HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran yanı sıra birçok kitle örgütü ve tutuklu aileleri katıldı. Panel öncesi, ülkede ve dünyadaki tek tip uygulamaların ve baskıların yaşandığı cezaevlerini anlatan sinevizyon gösterimi yapıldı.

Panelin başlangıcında kısa bir konuşma yapan İHD Mersin Şube Başkanı Ali Tanrıverdi, Şah Düğün Salonun da planladıkları panelin Mersin Valiliği tarafından ‘güvenlik gerekçesiyle’ yasaklanmasının ardından, paneli şube binasında yapmak zorunda kaldıklarını aktardı. 

’HAK İHLALLERİ 12 EYLÜL’Ü GERİDE BIRAKTI’

Panelin ilk konuşmasını gerçekleştiren Avukat Gülizar Tuncer, 25 yıldır cezaevlerinde yaşanan baskı ve işkencelere karşı mücadele ettiğini dile getirdi. Çıkarılan KHK’ler sonrasında cezaevlerinde ciddi hak ihlallerinin yaşandığını aktaran Tuncer, 12 Eylül askeri darbesi sonrasında cezaevlerinde yaşanan vahşetleri geride bıraktığını kaydetti.

‘BİR İNSANIN ONURUNA YAPILAN UYGULAMA TÜM İNSANLIĞA YAPILMIŞTIR’

İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan da, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tek tip kıyafet söyleminin ardından dernek olarak çalışmalar yaparak bir tutum listesi hazırladıklarını aktardı. Tek tip kıyafet uygulamasının onur kırıcı bir uygulama olduğunu dile getiren Türkdoğan, “ Bizim toplumumuzda geçmişle yüzleşme daha yaşanmamış. Cumhurbaşkanı Guantanamo’nun cezaevinden bahsediyor. O cezaevi ABD’nin bir zamanlar Afganistanlı esirlere işkence uyguladığı bir yerdir. Bundan neden bahsediyor çünkü bugün tutsaklara toplumda esir algısı yaratmaya çalışıyor.  Tek tip bir onur kırıcı bir işkence yöntemidir. Tutuklu da hükümlü de olsa bir insanın onuruna dair uygulama yaparsanız tüm insanlığa karşı yapılmış sayılır. Tek tip uygulaması ile tutuklunun sadece iç dünyasına değil dış dünyasına da etkisi olacaktır” diye konuştu.

’HEPİMİZİ TEK TİPLEŞTİRMEK İSTİYORLAR’

Tek tip kıyafet’ uygulamasının sadece cezaevlerinde olan tutuklulara karşı bir baskı aracı olmadığını ifade eden Türkdoğan, “Bu düzenlemeye göre sadece mahkemeye sevklerde tek tip kıyafet giydirilecek. Milletvekilleri, belediye başkanları, gazeteciler, avukatlar bunların tümü TMK suçlarıyla yargılamalarla tutuklular. TMK kapsamında 69 bin tutuklu var. Bunların 50 bini FETÖ kapsamında olduğu düşünülürken geri kalan 19 bini diğer örgütlerden tutuklu. Bir de toplumsal kesimleri düşündüğümüz zaman toplumun büyük kısmını ilgilendiren bir tutumla karşı karşıyayız. Bu siyasi iktidarın tek amacı tek tip kıyafetle onur kırıcı bir davranışta bulunmak… Hepimizi tek tipleştirmek, korkutmak istiyorlar. Altında başka şeyler aramaya gerek yok. Bizler İnsan hakları savunucuları olarak onur kırıcı olduğu için itiraz ediyoruz. Sadece bir kesim için değil her kesim için, insan olduğumuz için itiraz ediyoruz” dedi. 

‘TEK TİPE KARŞI BİR DİRENİŞ ÖRGÜTLEMEMİZ GEREKİR’

HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran ise, tek tip dayatması ile toplumun terbiye edilmek istendiğini bu uygulamanın ise sadece bir araç olduğunu vurguladı. Başaran, “AKP iktidarının ilk baştan beri nasıl dil, din, tarih üzerinde toplumu belirli bir kalıp içerisinde tek tipleştirmeye götürdüğünü biliyoruz. Tek tip meselesi sadece cezaevlerine verilmiş bir şey değil, halka bir mesaj vermeyi kapsamaktır. Uzun süredir topluma bir terörist elbisesi zaten giydiriliyor. Bu bir vücut alma biçimidir. 80’li dönemlerde aynı şey denendi büyük bir direnişle püskürtüldü. Bugün bizim yapacaklarımızı konuşurken aslında tamda bu noktadan başlamak lazım. Eğer bir direnişi sadece zindanlara bırakırsak pek bir başarı sağlayamayacak,  belki daha büyük direnişler sergileyecekler ama biz bu direnişi sadece onlara bırakamayız. Bu yaşanan süreçlere biz toplumsal olarak ‘dur’ demezsek sadece zindandakilerin direnişi belki tek tip kıyafeti durduracak ama bu karanlık süreci bitirmiş olamayacağız. Bütün sivil toplum örgütleriyle bir direniş örgütlememiz gerekir” dedi.

‘ÇOK GÜÇLÜ OLDUĞUMUZA İNANMAMIZ GEREKİYOR’

Erdoğan-Bahçeli ittifakının saldırıları ile karşı karşıya kalındığını ifade eden Başaran, “Bu süreci püskürtmemiz gerek. Zindanlarda yaşananlar zaten insanlık onurunu ayaklar altına alan uygulamalardır. Bu sorunun sadece mahpusları etkilemeyeceğini, sadece muhalifleri etkilemeyeceğini onlara anlatmamız gerek, hepimizin bir yaşam alanı kalmayacak. Bugün ki konuşmamız bir adım olarak kabul edilebilir ama yeterli değildir. Daha çok sokaklarda meydanlarda bu toplumun her alanındaki tek tiplere ‘dur’ dememiz gerek. ‘Bizleri ne zindanlarda ne de dışarda tek tipleştiremezsiniz’ dememiz gerekiyor. Onların bizi sıkıştırmak istediği o ceberut sistemi kırmaya inanmalıyız. İnanarak yol almalıyız. Bir MHP milletvekili ne demişti zamanında: ‘Ben o elbiseyi giydiğimde kendi bedenimin teslim alındığını hissetim’ Türkiye toplumu yüzde 80’inin üzerinde bu tek tip kıyafet düzenlemesine karşı… Ama bu karşı koyuşları bir araya getirmemiz gerek. Ben Erdoğan’ın bu haliyle 2019’u görebileceğine inanmıyorum. Görürse de pişman olacak. AKP-MHP ittifakı çok güçlü görünüyor olabilir ama toplumsal açıdan en geri durumdalar. Çok güçlü olduğumuza inanmamız gerekiyor” dedi. 

‘İNSANLARI DEĞİŞTİREMEYECEKLERİNİ ANLADILAR’

Son olarak konuşan 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can da, 80 darbesinde yaşanan işkence, kötü muamele ve tek tip dayatmalarına karşı, o dönemin mücadelelerini anlattı. Can, 80 döneminde cezaevlerinde kendilerine sürekli faşist eğitimler verildiğini ve her gün feci şekilde işkencelere uğradıklarını  dile getirdi. Can, “Bizleri bir şeylere koşullamaya çalışıyorlardı. Bu koşullar içerisinde kendi değerlerimizden uzaklaşmamız hedefleniyordu. Bu yöntem Diyarbakır’da derinleştirildi. Her kabul edilen şeye bir başka şey getiriliyordu. Derinleştirildikçe derinleştiriliyordu. Diyarbakır cezaevlerindekileri Türkleştirmeye çalışıyorlardı. Her cezaevindeki uygulamalar farklıydı. Diyarbakır’da radikal vahşet uygulanırken, Elazığ cezaevinde daha hafif uygulamalar yapılıyordu. Ben 87 Şubat’ında yakalandım. Elazığ cezaevine götürüldüm. Daha tek tip gelmemişti. Ama farklı uygulamalar vardı. Bu uygulamaların bütünü irademizi kırmaya yönelikti. Çünkü ırkı, dili değiştirmeye çalışıyorlardı. Sonra bize tek tip kıyafet uygulanmaya başlandı. O zaman açlık greviyle ile direnişe başladık. 33 gün sonra tek tip kıyafet kaldırılmadan sona erdi. Yaptığımız direnişler başarıyla sonuçlandı. Ama verilen sözler 3 gün sonra unutuldu. Tekrardan avukat yasağı gibi çeşitli uygulamalar yapıldı. Şunu söyleyebilirim cezaevleri tek tip kıyafete ve 12 Eylül’e karşı müthiş bir direniş sergiledi. Onlara borcumuzu ödeyemeyiz. İradeyi kırmaya çalışarak insanların formasyonunun değiştiremeyeceklerini anladılar” dedi. 

Panel, tutuklu ailelerin, soru ve talepleri ile devam ederek son buldu. 
 

www.evrensel.net