Hüseyin Korkankorkmaz: Hepimiz bir şey aramıyor muyuz?

Hüseyin Korkankorkmaz: Hepimiz bir şey aramıyor muyuz?

Bugün üçüncü solo albümü ‘Arayış’ı çıkaran Hüseyin Korkankorkmaz, albümün yapım sürecini Hasret Gültekin Kozan’a anlattı.

Hasret Gültekin KOZAN
Kocaeli

“…
Hüseyin sıfattır naçizane zat
Arş-ı Alâ derler bildim yedi kat
Darı çekemeyen çekermiş zahmet
Bu dem bülbül oldum gülden haberdar…”

Bu sözlerin sahibi Hüseyin Korkankorkmaz üçüncü solo albümü ‘Arayış’ı bugün çıkarıyor. 1979 Bingöl doğumlu Korkankorkmaz, Çoban Veli’nin oğlu. Babasının bağlama icrasıyla ona ilgi duyan Korkankorkmaz, 1999’da Erdal Erzincan müzik okulunda bağlama dersleri almaya başladı. 2001’de İTÜ Devlet Konservatuarı Temel Bilimler Bölümüne giren Korkankorkmaz’ın ‘Firkat-ı Zevâl’, ‘Demdir’ ve soloların dışında Sercan Öztürk ile birlikte çıkardığı ‘Pir ile Talip’ albümleri var. Şimdi de ‘Arayış’ ile dinleyicilere seslenen Korkankorkmaz ile yeni albümünü konuştuk.

Arayış
İllüstrasyon: Pınar Ergün

İlk olarak albümün adı ve kapak illüstrasyonu ile başlayalım. Neden ‘Arayış’ ve neden bu kapak?

Albümün kapak illüstrasyonunu Pınar Ergün yaptı. Onu Sercan Öztürk aracılığıyla tanıdım. Kendisi sipariş almayan birisi olduğunu söyledi ve ben de onun bu duruşundan etkilendim, tam bir sanatçı duruşuydu. O zaman dedim ki, bu albümün ismi ‘Arayış’ olsun. ‘Haberdar’ ve ‘Merhaba’ isimleri üzerinde durmuştum ama ‘Arayış’ dedik. Hepimiz bir şey aramıyor muyuz? Herkes bir şeyler arıyor. Haberdar adlı eserimizin dördüncü kıtasında neden arayış olduğunu söyledik aslında:
“Yol içinde arar oldum kendimi/Her gün sorar oldum kendi kendimi/Düşündükçe yorar oldum kendimi/Bu ne inceliktir kıldan haberdar.”

Sonra kapağı Pınar’a bıraktım, o hazırladı. Bir kuşun avazı ve 7 yaprak var, çeşitli renklerde. Herkesin kendi kompozisyonunu yazmasını istedik albüm kapağıyla, ben de çok memnun kaldım açıkçası.

Peki, albüm süreci? Albümde sizden söz ve müzikler var. Fakat Pir Sultan Abdal'dan, Geredeli Dertli'den, Mücrimî'den, Veli Korkankorkmaz'dan, Ömer Hayyam'dan, Kul Nesîmî'den, Âşık Hüdâi'den ve Âşıki'den de sözler var. Öte yandan; Dede Sazı, Nesimi Curası, Bağlama ve Bass Gitar çalışmaları var... Nasıl bir çalışma süreci oldu, neler söylersiniz?

Albüm tam 1 yılda ortaya çıktı. Yılların tecrübesi bir tonmaister olan Göktürk Sarvazlar ile çalıştım, Ankara-İstanbul arası 5 ay boyunca gidip geldim. Sonra ikinci kızımız Elida dünyaya gelince biraz ara vermek durumunda kaldık. Sercan Öztürk dostumun albüm repertuarında büyük emeği var. Âşık Hüdai'ye ait bir eserde Curası ile eşlik etti sağ olsun.

Daha doğrusu ben kendisine eşlik etmeye çalıştım. Geredeli Dertli'nin bir üçlemesini Erdal (Erzincan) Hocayla icra etmeye çalıştım. Eserin kaynak kişisi Gücüklü Mamo Geyik Dede. Düzenleme ve icrası Erdal Hoca'ya ait, ben özümün sesiyle eşlik etmeye çalıştım. Abdullah Şakar İsviçre'de olmasına rağmen, sanki aynı stüdyodaymışız gibi eşlik etti bize. Değerli ağabeyim Hüseyin Bayrak ise albümdeki eserlerin edebî yönünü büyük bir titizlikle ele aldı, sağ olsun.

Bir kaç hafta önce Âşık İbreti’nin sözleri olan ‘Gel’ türküsünü paylaştınız sevenlerinizle, kızınız Ada ile söylediniz. İber Prodüksiyon’un YouTube hesabında paylaştığı albümde o güzel türküyü göremedik, neden? Albümde yer almıyor mu?

Telif hakları konusunda bazen müzisyenler olarak sıkıntı yaşayabiliyoruz, bu da gayet doğal, insanların emekleri var. Maddi açıdan bir sıkıntı yoktu ama varis olarak İbreti Baba’nın kalan on akrabasından imza almamız gerekiyordu. Ama hepsine ulaşmamız mümkün değildi. Bu konuda net değilim ama yanılmıyorsam, bana söylenene göre Avrupa’nın bazı ülkelerinde çocukları var, burada var. Bu iş çok uzayacağa benziyordu, albüm gecikecekti. Çok istememe rağmen albüme koyamadık.

Bundan sonra çalışmalar nasıl ilerleyecek, neler yapıyor ve neler yapacak Hüseyin Korkankorkmaz?

‘Firkat-i Zeval’i yaptığımızda aslında ‘Demdir’ içimde vardı, ismi ve cismi daha belli değildi. ‘Demdir’i yaparken ‘Arayış’ vardı. ‘Arayış’ı yaparken bir tane daha var içimde ama şu anda gerçekten durmak istiyorum albüm konusunda. Paylaşımlarım olur elbet. Gerçekten bir albüm daha nasip olursa düşünüyorum, ondan sonrasını düşünmüyorum açıkçası. Konserlerimiz devam edecek.

‘BABA ORASI ÖYLE DEĞİL!’

Baba-Kız bir türküyü seslendirmek, nasıl bir duygu?

Ada 7 yaşında ama gönlü 70 yaşında bir insan bana göre. Evde İbreti Baba’nın kitabını açar açmaz ‘Gel’ çıktı karşıma. ‘Gel’in de bir hikâyesi vardı, beni etkiledi. Nesimi Curasını elime aldım, o anda Sercan Öztürk’ün melodisi geldi o eserin üstüne, biz buna ‘Giydirme’ diyoruz. Ve baktım Sercan’ın müziğinin yakıştığını gördüm. Meğerse ben bunu çalışırken Ada’nın kulağı da bende imiş. Üzerinden zaman geçti, ben ezbere okuyorum, içselleştirmeye çalışıyorum. Okurken bir yerde beni uyardı, ‘Baba orası öyle değil’ dedi. ‘Nasıl yani?’ dedim. ‘İnanmazsan kitaba bak’ dedi. Gitti kitabı getirdi ve gerçekten öyle. Asıl o beni dinlerken içselleştirmiş haberim yok. Ben de dedim ki, ‘Baba kurban, bu eseri o zaman birlikte okuyalım mı?’ Sağ olsun kırmadı beni. Ankara’ya gittik, kayıt altına aldık. Biz de onu neden bir anı olarak bırakmayalım ki? Baba-kız dışında, bir çocuğun kültüre kattığı bir değer olarak kalmasını istedim. Sosyal medya hesaplarımızdan paylaştık. Amaç halka ulaşmasıydı, ulaştırdıysak ne mutlu.

‘RIZA YAŞASAYDI ÇOK DAHA FAZLA ŞEYLER YAPARDI’

Albümde ‘Dosta Açış’ adlı enstrümantal bir eser de var. Rıza Kılıç’a…

Rıza Kılıç… Rıza… Rıza… 1999’dan, onu kaybettiğimiz haftaya kadar görüştüğümüz, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen çok önemli bir dostum, hocam, arkadaşımdı. Onun hoşuna gidecek, Rıza’yı koklatan bazı nüanslar var o ‘Dosta Açış’ın içinde. Rıza’dan etkilenmek demek; bir Hasret Hoca’dan etkilenmek demek, bir Arif Hoca’dan, Erdal Hoca’dan, Mustafa Karaçeper’den, Talip Özkan’dan, Musa Hoca, Şekip Şahadoğru ve daha nicelerinden etkilenmek demek. Rıza, dar perspektiften bakan bir müzisyen değildi, dünya müziğine de ilgisi vardı. Rıza yaşasaydı çok daha fazla şeyler yapardı. Dostlarının albümüne çalmaya öncelik verdi, kendini hep erteledi… ‘Dosta Açış’ onu unutmayacağımızın altını çizmek için yapılan bir çalışma.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı peki?

Bunu bir şeyler söylemek için söylemeyeyim. Emeği geçen bütün dostlarıma canı gönülden teşekkürü bir borç biliyorum. Bu bir alış-veriş, bu bir etkileşim. Doğru insan yanınızda olmadığı zaman yanlışa gidebiliyorsunuz. Biz hepimiz aslında bir bütünüz, bundan bahsediyor eserler. Dinleyicilere doğru bir şey sunabildiysek, ne mutlu bize. Gerçekten ufak da olsa gönüllere hitap edebildiysek, insanları bir yerlerden alıp bir yerlere götürebildiysek bu da bu eserleri yaratanların marifetidir. Bu sözler yüzyılların süzgecinden geçip geldi, öyle havada değiller, hepsinin içi dolu. Bana değil, bu sözlere kulak vermek lazım. Ben burada sadece bir aracıyım, aktarıcıyım. Evliyim, iki tane kızım var ve kendi halimde bir insanım. Hatalarım, eksiklerim, tabi ki vardır, ben de bir insanım.

Son bir şeyi de babam için söyleyeyim. Çoban Veli derler, çünkü çobandı, yıllarca çobanlık yaptı. Onun yazdığı, gerçekten canı gönülden olan sözlere hayatım boyunca saygı duyacağım. Çünkü bir söz duydum ben: ‘Bir yâre âşık olmayan, Hakk’a âşık olamaz’ Ben onun gönlünden öpüyorum.

www.evrensel.net