Demir çelik işçileri deneyim kazanıyor

Demir çelik işçileri deneyim kazanıyor

Turan Kara, MESS dayatmalarını İzmir'de protesto eden demir çelik işçilerinin eylemine ilişkin izleminlerini yazdı.

Turan KARA
İzmir

İzmir demir çelik işçileri MESS’le süren toplu pazarlık sürecinde alınan merkezi eylem kararı sonrası Menemen Cumhuriyet Meydanı’nda farklı fabrikalarda çalışan metal işçilerle birlikte alana çıktı. İDÇ, Ege Çelik ve HABAŞ işçileri fabrikalarından toplu halde meydana yürüyüş yaparak sloganlarla MESS’in 3 yıllık sözleşme ve yüzde 6.4 zam dayatmasını protesto etti.

Bakırçay havzasında mücadele açısından PETKİM, TÜPRAŞ işçilerinin gerisinde kalan ve vahşi çalışma, sefalet ücretleri, iş cinayetleri ve hak gasplarına rağmen neredeyse görünmez olan demir çelik işçileri ilk kez “Biz de varız” dedi.

İLK OLMA ÖZELLİĞİ TAŞIYOR

İşçiler gerek meydanda, gerekse fabrikada “Nasıl görünüyor? Sence başarılı mı?”, “Bizim fabrika nasıl geldi? Vardiyada olmayanlardan gelen çok muydu?”, “Eylem yapmakla bir şey değişir mi?”, “Üretim etkilenmeden bu iş olmaz bence”, “Vardiyadakilerde o sırada fabrikada eylem yapmalıydı” gibi soru ve düşüncelerle eylemi değerlendirirken, ilk defa demir çelik işçileri olarak meydana çıkmalarının heyecanı da vardı. Havzada Sider Metal hariç, demir çelik fabrikalarında çalışan işçiler, 25 yılı aşkın süredir tek başına eylem yapmamıştı. Hatta genel eylemlere, 1 Mayıs gibi kutlama veya gösterilere de pek fazla katılmamış, temsili olarak katıldıklarında da kalabalıkta erimiş, pek çoğu eyleme ‘suiistimal’ edildiğini düşündüğü için ilgi göstermemişti. Demir çelik işçileri şimdilerde yanı başlarındaki PETKİM ve TÜPRAŞ işçileriyle kendilerini kıyaslandıklarında en büyük eksiği mücadele ve tecrübede buluyor. PETKİM ve TÜPRAŞ’ta olduğu gibi işletme içinde hak mücadelesine hiç girmemiş, müdürle, sendikacılarla karşı karşıya gelip de direnmemiş olan işçiler, 2015’teki metal fırtınadan bu yana iki ileri bir geri giderek tecrübe edinmeye çalışıyor.

İŞÇİLERDEN İKİ YANIT

Eksiklerine, acemiliklerine, sendikacıların taklitçiliğe/taktikçiliğine dayanan liderliğine rağmen kendi talepleri ve birlikleri ile Menemen Meydanı’nda yaptıkları eylem anlamlı. Demir Çelik işçileri 2015’te başlayan metal fırtınasıyla karakterini oluşturmaya başlasa da sadece HABAŞ irade ile çıkıp müdürlere ve sendikacılara rağmen kendi eylemini yapmayı başardı. İşçiler tarafından en çok söylenen söz ise, “Sendikanın her dediğini yapıyoruz, kaybettikten sonra işçiye kabahat bulmasınlar ve biz de hesap sorabilelim.” Bu işçiler ve sendikacılar açısından iki yönlü anlam taşıyor; birincisi uzun yıllardır sendikanın, “İşçi hiçbir yere gelmiyor, direniş göstermiyor, sendika o yüzden bir şey yapamıyor” suçlamasına cevap, ikincisi ise işçiler, “Üretimden gelen gücü kullanalım” dedikçe “Sendikanın dediğinden çıkmayın” tenkidine uyarı barındırıyor.

Eylem henüz işçiler meydana gelmeden polisin, OHAL nedeniyle izin veremeyeceği uyarısı üzerine kısa süreli gerginlik ile başladı. Sendikacılar ve işçiler, OHAL ve kendi hak mücadelesinin ayrı şeyler olduğunu anlatmaya çabaladı, polis kanunlarda ayak direyip onları dinlemeyi bırakınca doğru bildikleri şeyi yapmayı sürdürdü. Gece vardiyasında yahut hafta tatilinde olup da meydana gelen işçiler fabrikalarındaki temsilcileri arayıp toplanma ve yürüyüş güzergahını sorsa da bu konuda bilgi alamadı. Ancak kendilerine yapılan uyarılara rağmen de yürüyüş ve sloganlarla gelmekten de geri durmadılar. İDÇ işçileri sanayiden, Ege Çelik işçileri garajdan, HABAŞ işçileri ise üst geçitten servislerden inerek yürüyüşle geldi. İşçilerinin bir arada yürümemesinin nedeni ise “yürüyüş trafiği engellemeyecek şekilde olsun, sorun çıkmasın çabası” olarak anlatıldı.

SADECE TAKLİT DEĞİL

Eylem alanında işçiler heyecanlıydı, fabrikalarda vardiyada olup da gelemeyen birçok işçi için de öyle olduğu söylenebilir. Arkadaşlarının sosyal medyadan canlı yayınını izlemeleri veya fotoğraf atmalarını istemeleri gibi. MESS’e karşı olan, taleplerini içeren sloganlarda yüksek sesli ve ortak ses çıkarırken, Türk Metal’i öven sloganlarda mesafeliydi. Sendikacıların çabası ve açıklamaları ilk defa demir çelik işçileri olarak meydana çıkmalarının da etkisiyle, kendilerini gösterme ve işçilere ispatlama gayretine de dönüştü. İşçiler ise fabrikada baskı kuran müdürlere karşı, işletmelerde işçi otoritesi kurmaları yönünde bir ispat istiyor sendikacılardan.

Bir işçi, “En son ne zaman eylem yaptı ki bu sendikacılar, ne zaman kendi kararlarını uygulamaya soktu ki? En son 20 yıl önceki grev tecrübesi var o da şimdikilerden kimse yoktu. Sadece izlediği eylemlerde gördüklerini yapıyorlar” diyor. Ama yapılan kötü bir taklidin de ötesinde. Zira, Petrol-İş Aliağa Şube gibi yanı başındaki güçlü dinamik ve tecrübeli bir sendikayı yanına çağırmaması, MESS kapsamında olmasa da sözleşme döneminde olan SİDER Metal işçilerini eyleme katmamaları Türk Metal’in MESS sözleşmesi sürecindeki yöneliminin de bir ifadesi.

ACEMİLİK Mİ, ART NİYET Mİ?

Bu tutum elbette gerçek sorunları çözmede pek işe yaramıyor. İşletmelerde mesaiye kalmama eylemine işçilerin katılımı düşüyor, fazla mesaiye kalmama eylemi üretim yavaşlatma veya kısmi durdurmayla desteklenmediği için ‘başarısız’ eleştirileri artıyor. Amirlerle karşı karşıya gelen ve sendikacılardan destek görmeyen işçilerin sayısı da artıyor, ekonomik olarak zorlanan işçilerin sayısı da.

Her bir fabrikada 40’a yakın ünite temsilcisi ‘belirlenmiş’ durumda. Sendika bunun işletme içinde iletişimi kolaylaştırmak için olduğunu söylüyor. İşçiler ise bunun bir işe yaramadığını, çünkü bunların kendileri tarafından belirlenmediğini ve yaptırım gücü de olmadığını söylüyor. İşletmelerde yaşanan sorunlara yönelik çok işçiden şu duyulabilir, “Temsilciler arkadaşımız, yıllardır tanıyoruz. Kötü niyetli olmasa bile müdürlere güç gösteremiyor, yapması gerekeni de yapamıyor. İşçi sık sık amirler ve müdürle karşı karşıya geliyor ve baskı görüyor. Üniteler birlikte hareket edemiyor veya temsilciler yeterli olmuyor.”

İŞÇİ HENÜZ BİRLİK OLAMADI

İşçiler henüz sorunlara birlik içinde çözüm bulma eğilimi gösteremezken, sendika da bu konularda bir eğilim göstermiyor. İşçilerin birliğini ve gücünü göstermesini engelleyen tutumu tartışmaya açmıyor. İşçiler yaklaşık 3 aydır sözleşme sürecine dahil oldular ve bir aydır mücadele ediyorlar. Ama hiçbir fabrikada genel üye toplantısı yapılmadı, ünite temsilcileri toplantısı yapılmadı, temsilciliğe bağlı fabrikaların, ya da grup toplusözleşmesinde bulunan 3 fabrikanın ortak toplantıları yapılmadı. Ortak ve birlikte refleks gösterme becerisi geliştirilmiyor. Örneğin Ege Çelik haddehanesinde resmi tatilde, tatil hakkını kullanıp fazla mesaiye gelmeyen işçilerin işten atılmasını bir saldırı olarak görüp de ortak tepki verip, geri aldırma çabası olmadı! Eylemden sonra “Bakalım şimdi ne karar alınacak, ne yapacağız? Bu eylem de bitti” diyen işçiler, grev kararının alınmasını bekliyor. İşçilerin aşması gereken en önemli eşik de bu: Beklentiye girmeden fabrikada örgütlenerek kendi inisiyatifini ve gücünü ortaya koymak, diğer fabrikalardaki işçilerle birlikte harekete etmek. Bu açıdan, son eylem bir adım olmalı.

www.evrensel.net