‘Ne işin var direnişte’ demeye hakları yok

‘Ne işin var direnişte’ demeye hakları yok

Antep’te Şireci Fabrikası’nda başlayan ve diğer fabrikalara da yayılan insanca yaşam mücadelesinden yansıyan fotoğraflarda görünmüyorlar. Ama varlar, erkek işçiler yüksek sesle konuşurken onlar da gece gündüz bir kenarda kendi aralarında konuşarak olan bitenin parçası olmaya çalışıyorlar: bölgenin farklı i

Mukadder Bayramoğlu

Toplamda 300 işçinin çalıştığı Gür İplik’te 30 kadın işçi var, şimdi onların hepsi de direnişte. Yanlarına gittiğimizdeki çekingen tavırları sohbet ilerledikçe kendini bir iç dökmeye bırakıyor. Sohbet sırasında durmadan çalan telefonunu açan Gülcan Doğan, “Ne işin var senin orada, kadın kısmı grev mi yapar, çalışmıyorsan çabuk eve gel” diyen babasına “Burada tüm arkadaşlarımla birlikte direnişteyiz. Ben onları yalnız bırakamam” diyor ve tümden kapatıyor telefonu. Belki de hayatında ilk kez bu kadar sert çıkıyor babasına. İşçilerden İsminur Döner “Beni 500 erkeğin içine çalışmaya gönderen erkeklerin sonra kadınsın direnişte ne işin var demeye de hakkı yok” diyor sinirle. Bu arada tüm kadınlardan benzer sesler yükseliyor…

Fikriye Yoldaş, Urfa’nın  Halfeti ilçesine bağlı bir köyden gelmiş. 5 aydır bu fabrikada çalışıyor. “Ekonomik durumum iyi olsaydı gelir miydim hiç buraya?” diyor, 21 yaşında omzundaki yükün altında, gözleri donuk mimiksiz anlatıyor çalışma koşullarını …

27 yaşındaki  Selma Korkmaz da Adıyaman’dan Antep’e çalışmak için gelen binlerce kadından bir tanesi. Bir işçi mahallesi olan Çıksorut’ta çocuklarıyla yalnız yaşıyor. 3 yıldır  Gür İplik’te  işçilik yapıyor. Sadece ay sonlarında, eline ücreti geçtiğinde “hatırlanıyor” olmaktan canı yanıyormuş. “Ama onlar da buna muhtaç, ne diyeyim” diyip susuyor.

Efelim Kaygusuz da 3 yıldır bu fabrikada çalışmakta “ Aldığım maaş daha önce kocamın içki parası ve borçlarına gidiyordu, kiramı ödedikten sonra bana bir şey kalmıyordu. bu duruma bir de şiddet eklenince daha fazla dayanamayıp boşandım. Şimdi ailemle birlikte kalıyorum” diyor.  Boşanmış ve kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir kadın olarak ön yargılarla, baskılarla da karşı karşıya kaldığını anlatıyor. Kiminle konuştuğu, ne yaptığı hep göz önünde oluyormuş, Kaygusuz bir seferinde amirine “Benim hayatıma karışamazsınız” demiş, cesaretine kendi de şaşırarak. Tuvalete gidişlerinin bile kontrol altında olduğunu aktaran Kaygusuz, kadın olmalarından kaynaklı özel durumlarında sık sık tuvalete gitmelerinden kaynaklı tehdit edildiklerini söylüyor.  Hanife Gümüş tamamlıyor lafı; patronlar her şeylerini kontrol ediyorlarken işçiler kendi ücretlerini bile bilmiyor. Hafta boyunca çalışıp, üstüne bir de pazar günü  hem de 12 saat mecburi olarak çalıştırılmaları canlarına tak etmiş. Eğer bir işçi “Ben mesaiye kalmak istemiyorum” derse ücretlerden ve primlerden kesiliyor. “Onun için gerçek ücretimi bilmiyorum” diyor Hanife. İşyerinde hasta olduklarında patronların kendilerine inanmadığını ekleyerek “Hasta olup izin istediğimizde ya da rapor aldığımızda  “Siz gerçekte hasta değilsiniz. Keyfi olarak bunu yapıyorsunuz” yanıtıyla karşılaştıklarını söylüyor. Fabrikanın suyunu içemeyen, gün içinde tüketecekleri suyu evden getiren kadınlar makinelere verilen değerin kendilerine verilen değerden daha fazla olduğunu söylüyor.


KREŞ YARDIMINA İNANMIYORLAR

“Çocuklu kadınların hali daha bir perişan” diye lafa giriyor Hanım Kazankıran. Belli ki derdi büyük. “Söylediklerim sadece kendim için değil tüm çalışan anneler için geçerli. 2 çocuğumu Allah’a emanet ettim çıktım. Küçükken annem bakıyordu. Şimdi 8 yaşında evde yalnız kalıyorlar. Kocamla boşanmadım ama 5 yıldır ayrı yaşıyorum, bu işten önce evlere temizliğe gidiyordum. Her an kötü bir haber bekliyorum elim yüreğimde çalışıyorum” cümleleriyle anlatıyor kaygılarını.  Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in Antep’te organize sanayi bölgesinde kurulacak kreş için şaşaalı bir temel atma töreni yaptığını hatırlatıyoruz kadınlara. “Biz inanmıyoruz. Yapılan çalışmalar sadece kağıt üzerinde kalıyor” diyorlar hep bir ağızdan.

www.evrensel.net