Yıkılmaya yüz tutmuş bastonlu Abdulhamit

Yıkılmaya yüz tutmuş bastonlu Abdulhamit

68 kuşağının sembol isimlerinden Deniz’in davasını devam ettiren bir nesil olarak, Rıdvan Dilmen’e de ötekilere de söyleyeceklerimiz var…

Geçtiğimiz günlerde başlayan bir tartışma… Eski futbolcu, şimdilerde spor yorumculuğu yapan ve her konuya dair fikri olan biri olan Rıdvan Dilmen, Erdoğan’ı ‘Parkasız Deniz Gezmiş’ olarak tanımladı. Güya Filistin’e daha doğrusu Kudüs’e sahip çıkıyor ya Erdoğan, sadece ‘eyy’ diyerek… “O niyet”le diyor Dilmen… AKP’nin yeni sözcüsü, sekreteri gibi davranan Bahçeli ise Deniz’i kastederek; “Cumhurbaşkanımız bir terörist ile özleştirilemez…” açıklamasında bulunuyor!

Kuşkusuz, Dilmen’in bu söylemi üzerine birtakım tartışmalar yapıldı. Köşe yazıları yazıldı. Akit yazarı “kürklü parka giyenden emekçi olur mu?” dedi. Çünkü Deniz’in; bin odalı sarayı, bir asgari ücret değerinde yüzlerce çay bardağı ve para aklama vb. bir sevdası olmadığı için, sadece parkasına ‘laf edebilmişlerdi!’

Üzerinden bir süre geçmiş olsa da tartışma sıcaklığını koruyan bir vaziyette iken, 68 kuşağının sembol isimlerinden Deniz’in davasını devam ettiren bir nesil olarak, Rıdvan Dilmen’e de ötekilere de söyleyeceklerimiz var…

‘DEFOL’ DİYENLER VE KIBLE BELİRLEYENLER

Sürecin anlaşılması bakımından tarihsel deneyimlerden faydalanmakta yarar var… Denizler ve arkadaşları, Amerikan askerlerini-6 Filo’yu ‘denize dökmek için ‘go home’ diyerek eylemler örgütlediklerinde, şimdiki Cumhurbaşkanı Erdoğan, Abdullah Gül, İsmail Kahraman ve arkadaşları “komünizmle mücadele derneği” olan Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) derneğiyle Amerikan askerlerini sarıp, sarmalamış onları korumuşlardı! O gün ki aldıkları tutum ile bugün ki tutum arasında çok da bir fark yok. Hatta emperyalizme yaranma konusunda şimdi daha ustalar! Gerçek bir antiemperyalist tutum alan, ülkenin gerçekten bağımsızlığı isteyen gençlere saldırmış, karşı koymaya çalışmışlardır…

“SİZİN ÇÖZÜM GÖRDÜĞÜNÜZ YERDE BİZ SORUN GÖRDÜK!”

Bir örnek ile devam edersek daha anlaşılır olacaktır! Akit yazarı diyor ki; Deniz Gezmiş gibi, üç tane gemiye, sokakta slogan atarak değil...Tüm ABD’ye.. Derin devleti ile, CIA’i ile, FBI’ı ile rest çekmedi mi? ABD ile yetinmedi, Almanya’sına, Hollanda’sına rest çekmedi mi? “Desene desene.. Trump’a da ‘Eyyy Trump’ desene de görelim” diyenlerin gözlerine soka soka.. “Eyyy Trump” demedi mi?”

Aslında bu sorusunun cevabı kendi içinde saklı! Erdoğan’ın “eyyy”leri bu ülkede hiçbir sorunu çözmediği gibi derinleştiriyor! Evet, ‘Eyy Trump’ dedi ve sadece kınadı! İşte asıl mesele orda! Mesela, ‘tüm gizli-açık anlaşmaları iptal ediyoruz’ demedi! “Eyy ABD, İsrail, Rusya” dedi ama “oradaki halka bombaya yağıyor, tanklarını da biz üretiyoruz, üretimi durdurmalıyız” demedi! Demez de…

6. Filoya karşı mücadele veren,  Filistin halkı ile birlikte emperyalizme karşı savaşan dünya çapında sembol haline gelmiş Deniz'i Erdoğan ile bir tutmak kesinlikle Dilmen'in bir gafı', 'boş bulunması' değildir. Bilinçli şekilde Deniz'in mücadelesine sempati duyanları, emperyalizm karşıtlarını Erdoğan ve AKP yönetiminin politikalarına yedekleme isteğinden başka bir şey değildir.

Deniz'e terörist yakıştırmasını yapan Bahçeli ise, tarihe dönüp gerçekleşen katliamlara ve katliamların faillerine bir baksın. O faillerin içinde tam bağımsız demokratik bir ülke isteyen gençleri değil, gözlerini halkların kardeşliğine, bağımsızlık mücadelesine dikmiş çetecileri görecektir! ‘Terörist’leri o faillerde bulabilir ancak!

Deniz Gezmiş, Türkiye halklarının hangi evladını katletmiştir? Ekmeğini arayan, hakkını arayan kimin karşısında durmuştur? Tam tersine Deniz bu insanların yanındadır ve onlarla bir olmuştur! ABD’ye karşı Türkiye’nin bağımsızlığından yana olmuş ve halkların kardeşliğini savunmuştur! İsrail’e karşı Filistin halkı ile omuz omuza olmuştur! Denizler ve arkadaşları her işçi direnişinde işçiler ile bir olmuş, Erdoğan grevleri yasaklayan tarafta! Kısacası; Erdoğan ve hükümeti o dönemde olduğu gibi bu dönemde Deniz ve Deniz gibi düşünenlerin her zaman karşısında olmuştur!

Deniz’in sembolü haline geldiği mücadele, burjuvazinin ve onların işbirlikçilerinin kabusudur, kabusu olmaya da devam etmektedir.

İçeride ve dışarıda Osmanlı kılıcı sallayan AKP ve Erdoğan’ın gerici, savaş politikalarından da ‘eyyy’lerinden de ortaya çıkan tek bir sonuç vardır; o da yıkılmaya yüz tutmuş, bastonlu Abdulhamit’in politikasıdır!

* Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ticaret hacmi verilerine göre Türkiye ile İsrail arasında imzalanan ve 1 Mayıs 1997 tarihinde yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması'nı takiben: İsrail ile 2000 yılında 1 Milyar Dolar olan ticaret hacmi 2014 yılı itibarıyla 5,8 milyar, ABD Doları ile maksimum değerine ulaşmış 2016 yılında ise 4.342 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

** İsrail'le ilişkiler ve Mavi Marmara konusunda isim vermeden, "Türkiye’den böyle bir insani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz?” diyen Erdoğan, uluslararası sularda Gazze'ye insani yardım götürmek amacıyla yola çıktığı Mavi Marmara yardım gemisine İsrail'in saldırı düzenleyip 10 yurttaşın hayatını kaybetmesini böyle unutturmaya çalışmıştı.

www.evrensel.net