08 Ağustos 2012 15:02

Ders çıkarılması gereken anılar!

Ülkemiz ve Ortadoğu coğrafyasında savaşların ve savaş naralarının atıldığı şu günlerdeBarış elzem bir talep olarak orta yerde duruyor. İnsanlık tarihinde savaşların yarattığı tahribatların izleri de insanlıkla beraber süregelmektedir. Savaşın acıları, yarattığı dramlar yazılan edebi ürünlerle de günümüze kadar taşınmı

Ders çıkarılması gereken anılar!
Paylaş
Şerif Karataş

Ülkemiz ve Ortadoğu coğrafyasında savaşların ve savaş naralarının atıldığı şu günlerde
Barış elzem bir talep olarak orta yerde duruyor. İnsanlık tarihinde savaşların yarattığı tahribatların izleri de insanlıkla beraber süregelmektedir. Savaşın acıları, yarattığı dramlar yazılan edebi ürünlerle de günümüze kadar taşınmıştır.
Bu çalışmalarından biri de Jakop Künzler’in “Kan ve Gözyaşları Ülkesinde” adlı kitabı.  Belge Yayınlarından çıkan kitap, 1914 ile 1918 yılları arasında süren 1. Dünya Savaşı’nda Mezopotamya’da yer alan kadim şehir Urfa ve civarında başta Ermeniler olmak üzere farklı halkların uğradığı katliamlar ve yaşananlardan oluşuyor.
Ermeni yardım örgütü görevlisi olarak 1899 ila 1922 yılları arasında Urfa’da hastabakıcılık yapan Künzler, kitabı yazmaya karar verdiğinde yakın çevresi ve ailesi buna karşı çıkar. Ama yazar bütün bu karşı koyuşlara rağmen. Türk, Ermeni, Kürt, Arap ve Süryani kültürü ile Yahudi ve Yunan azınlığının da yaşadığı Urfa ve civarında yaşanan kanlı olayların tek tanığı olmanın verdiği sorumlulukla anılarını yayımlama karar verir.
Künzler, anılarıyla Mezopotamya’da yaşanan vahşeti okura sunarak, geçmişte halklara reva görülen katliam politikalarına ışık tutuyor. Künzler’in anıları; okurken, geçmişte farklı halkların yaşadığı topraklarda günümüze kadar geçen zaman diliminde yaşanan değişim olup olmadığını sorgulamak açısından da önemli bir kitap. Zira aradan geçen zamana karşı farklı halklar ve farklı inançlara yönelik politikalarda pek bir değişimin olduğunu söylemek zor gibi. Malatya Sürgü’de Alevilere yönelik yapılan saldırı, Kürtlerin maruz kaldığı politikalar ve çözüm getirmeyen güvenlik anlayışı bugünü yeterince açıklıyor.

TOPLAMA KAMPI

Mezopotamya’da yaşanılan savaşlar sırasında hastabakıcı olan yazar Ermenilerin acılarına şöyle tanık olmuş. “Fırat kenarında küçük bir şehir olan Der Zor’da, Ermenistan’ın ve Anadolu’nun her yerinden, geride kalan Ermenilerin bir araya getirildiği bir toplama kampı vardı. 60 bin civarında insan vardı burada; çoğu artık yürüyen iskelete dönmüş insanlar. Açlık, yüzlerini tanınmayacak hale getirmişti. İnsani olan çok az şey kalmıştı bu yüzlerde. Gübre yığının üzerinde, aç köpeklerle beraber artık ekmekler ve yenilebilecek daha ne varsa onun için kavga ediyorlardı birbirleriyle. Salatalık kabukları ya da benzeri şeyler için birbirlerini neredeyse öldüresiye dövdükleri oluyordu. Çevreye korkunç bir koku yaydığı için insanların yaklaşmaya bile cesaret edemediği bu kamplardaki insanların yaşamaya mecallerinin kalmadığını ve üstelik sürekli salgın hastalık yaydıklarını vali de gördü. Bunun üzerine hiç tereddüt etmeden bu insanların ortadan kaldırılması talimatı verdi; küçük gruplar halinde şehir dışına çıkarılarak öldürülüyor, sonra da Fırat’ın sularına atılıyordu. Böylece ölüleri gömme zahmetinden de kurtuluyorlardı.” (s.108)

BATININİKİ YÜZLÜLÜĞÜ

“Ermenilerin kökünü kazımak isteyen Jön Türklerin, aslen Ermenistan’ın yukarı bölgesinde yaşayan ve kendi dinlerinden olan Kürtleri de evinden yurdundan ettiğini hiçbir Avrupa gazetesi yazmamıştır. Başta Ermenilere de yapıldığı gibi, Kürtlerin güvenilmez insanlar olduğu ve Rusların tarafına geçebilecekleri bahane edilerek uygulandı bu.” (s.110) Yazarın bu gözlemi ise Batılı emperyalist güçlerin geçmişte de olduğu gibi şimdilerde aynı coğrafyada kendi çıkarları oldu mu basını nasıl kullandıklarını dair çarpıcı olduğunu söyleyebiliriz!
Yazarın dikkat çektiği bir başka konu da Ermenilere yönelik yapılan vahşetin farklı boyutlarda başka halklara da yapıldığı da şu gözlemiyle anlatıyor: “Sürgün konvoylarındaki Kürtlere yapılan muamele Ermenilere yapılan muameleden çok farklıydı. Yolda hiç eziyet çekmediler, kimse onlara dokunamıyordu. Fakat en korkuncu, sürgünlerin kışın ortasında yapılmış olmasıydı. Akşam Kürt kafilelerinden biri bir Türk köyüne geldiğinde, köylüler korkudan hemen kapılarını kapatıyordu. Bu yüzden bu zavallı insanlar kışın ortasında geceyi yağmur ve kar altında geçirmek zorunda kalıyorlardı.” (s.111)
Künzler, anılarıyla geçmişte Mezopotamya’da yaşanan katliamlara ışık tutarken, günümüz için de dersler çıkarılması gereken bir kitap olduğunu söyleyelim. (İstanbulEVRENSEL)

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Sabah’ın bombasına ne oldu?

SONRAKİ HABER

‘80’lerde taşradan insan hikayeleri

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...