Tek bir günümüz bile huzurlu geçmiyor

Tek bir günümüz bile huzurlu geçmiyor

Eşimize dostumuza komşumuza bir dokunmayı verelim, hemen ardından geliyor kendisinin veya çevresindeki kadınların yaşadıkları hikayeler. 

Serap CAN 
Tuzla 

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü, ataerkil zihniyetin kadınlar üzerinde kurduğu tahakküme ve kendilerini üstün görerek kadınlara her türlü muameleyi hak görenlere karşı kadınların mücadelesi ile tarihe geçmiş bir gündür. 
Bugün baktığımızda ülkemizde; evde, sokakta, fabrikada, okulda, toplu taşıma araçlarında her an her yerde “Başıma her şey gelebilir” endişesiyle geçiyor günlerimiz. Kadınlar hala şiddete, tecavüze, tacize mahkum ediliyor. Bırakalım bir ömrü, hayatımızın bir saatini bile güven ve huzur içerisinde geçiremiyoruz. Eşimize dostumuza komşumuza bir dokunmayı verelim, hemen ardından geliyor kendisinin veya çevresindeki kadınların yaşadıkları hikayeler. 

KADINI DEĞERSİZLEŞTİREN GELENEKLERİ KABUL ETMİYORUZ

Şiddetin her türlüsünü yaşıyor kadınlar ve bazen yaşadığı şiddeti sorun olarak görmüyor. Örneğin; 19 yaşındaki Esma görücü usulü ile bir evlilik yapacağını anlatıyor. “Bizim oralarda adettir. Yeni gelin evliliğinin ilk yıllarında kendini eşinin ailesine ispatlamak zorunda. Kaynanasının ve ailedeki diğer kişilerin işlerini yapmak, onlara saygıda kusur etmemek kadının öncelikli görevi.” diyor. Annesinin ve teyzesinin de aynı süreçten geçtiğini hatta erkeklere saygı göstermek adına konuşmadıklarını, ağızlarını kapatacak şekilde başörtü örttüklerini anlatıyor. Bu zamanda ağız kapamanın olmadığını söylerken “ben şanslıyım” diyor. Esma’nın anlattıkları bir kez daha gösteriyor ki; ataerkil zihniyetin kadınları bastırmak, gücünün farkına varmasını önlemek için “kader” diyerek yaşattıkları “gelenek” diyerek öne sürdükleri ne yazık ki; kadınları değersizleştiriyor çaresiz olduğuna inanmasını sağlıyor. Ama bizler biliyoruz ki; kazanılmış hakların hiçbirisi lütuf olarak kadınlara verilmedi. Bu hakları kazanabilmek için kadınlar yüzyıllar boyunca mücadele etti ve bedel ödedi. Dokuma işçisi kadınların direnişinin anlatıldığı “Ekmek ve Güller” şiirinde olduğu gibi bizler de bugün kadınları yok sayanlara, ötekileştirerek toplumdan soyutlamaya çalışanlara, ahlak bekçiliği yapmaya soyunanlara karşı yaşamımızın her alanında mücadele etmeliyiz.


Yürüyoruz yürüyoruz, yan yana, güzel günler adına 
Kadınız, insanız, insanlığı ayağa kaldırıyoruz 
Paydos bundan böyle köleliğe, aylaklığa 
Herkes çalışsın, bölüşülsün kardeşçe, yaşamın sundukları 
İşte bunun için yükseliyor yüreklerimizden
Bu ekmek ve gül türküleri 
Ve yineliyoruz hep bir ağızdan 
“Ekmek ve gül! Ekmek ve gül!” 

www.evrensel.net