Kader ortakları birlikte mücadele etmeli

Kader ortakları birlikte mücadele etmeli

Gündemin sürekli değiştiği ender ülkelerden biridir Türkiye. Muhalefet, darbeler, uluslararası ilişkiler, halk mücadelesi, bu hızlı değişimin diğer bir deyişle “çalkantının” sebepleridir. Peki, bu çalkantıların cumhuriyetin kurulduğu günden itibaren devam edip de sorunların hala tazeliğini koruması normal midir? Bugü

Gündemin sürekli değiştiği ender ülkelerden biridir Türkiye. Muhalefet, darbeler, uluslararası ilişkiler, halk mücadelesi, bu hızlı değişimin diğer bir deyişle “çalkantının” sebepleridir. Peki, bu çalkantıların cumhuriyetin kurulduğu günden itibaren devam edip de sorunların hala tazeliğini koruması normal midir? Bugün 2012, işçi ve emekçilerin geleceksizleştirildiği, demokrasi mücadelesi verenlere baskının arttırıldığı, Kürt halkına yönelik asimilasyon ve baskının giderek şiddetlendiği, Alevilere yönelik dini baskı ve inkârın şiddetlendiği, gençliğin sermaye çevresi açısından yedeklenmeye çalışıldığı bir süreç gittikçe örülmeye çalışılıyor. Bu hızlı süreç nasıl gelişiyor derseniz bunu anlamak için geçmişe biraz göz atmak yeterlidir. On yıllık AKP hükümeti bile bu durumu bize açıklamaya yeter. AKP’nin ve ondan önceki hükümetlerin değişmeyen özelliği burjuvazinin hizmetkârları olmalarıdır. Bu karakter özelliği ile AKP, ülkenin kangrenleşen meselelerini çözmek için yola düştüğünü ve bunu çözecek tek seçenek olduğunu söyleyerek iktidara geldi. İktidara geldiği ilk günden itibaren temel meseleleri çözmek bir yana daha da çözümsüzleştirdi. Nasıl bir çözümsüzlüktür ki Kürt sorununda gittikçe çözümden uzaklaşılıyor. Bir taraftan kardeşlik naraları atarken diğer taraftan bölgede savaş devam etmekte, bunlar yetmediği gibi BDP gibi yasal bir partinin yöneticileri “KCK operasyonu” adı altında tutuklanmaktadır. Başbakan Diyarbakır’da çözüm diye camii ve hapishane sözü vermektedir, yani çözümsüzlük dayatmaktadır. Bunların yanında Kürt halkının anadilinde eğitim, eşit ve özgür bir yaşam, demokratik özerklik talepleri görmezden gelinmektedir. Sivas katliamı davasının zaman aşımına uğradığı yetmediği gibi başbakan tarafından “hayırlı olsun” denilen bir alevi düşmanlığı bitmedi bu topraklarda. Geçen hafta evinin önünde ramazan davulcusu ile tartıştıktan sonra bir ailenin 100 kişilik faşist gurup tarafından linç edilmek istenmesi inanç özgürlüğünün olmadığını göstermiyor mu? Komşular ile “sıfır sorun” politikasından Suriye ile neredeyse savaş durumuna gelindi. “Esad, halkına zulüm eden diktatördür.” diyen AKP tıpkı ABD’nin Irak’a bir milyona yakın ölümle götürdüğü gibi Suriye’ye demokrasi götürmek istemektedir. Kendi ülkesinde yaptığı onca katliamın hesabını vermek yerine, Roboski’de olduğu gibi her gün yeni katliamlar peşindedir. Savaş çanları çalarak ortamı geren sermaye güçleri, olası bir savaş durumunda da en önde emekçi ailelerden gençleri ölüme yollayacaklardır. Yükseköğrenimde anti-demokratik yasaların yerleştiği, eğitimin bilimsellikten uzaklaştığı, YÖK’ün akademisyenlere ve öğrencilere baskısının artığı bu dönemde, barış ve kardeşlik isteyen, anadilde, demokratik eğitim isteyen 700deb fazla arkadaşımız tutukludur. İktidara gelmeden önce YÖK’ü kaldıracağını söyleyen AKP YÖK’ü ele geçirip süregelen baskıcı uygulamaları kendi eliyle devam ettiriyor. Devlet üniversiteleri birer şirket gibi çalıştırılmaya başlanmıştır. Üniversiteler eğitimin bilimselliğini, demokratik olmasını tartışmak bir yana tercih döneminde öğrenci “kapmak” peşine düşmüştür. Eğitimin tamamen paralı hale geldiği ve bu durumun meşrulaştığı bir süreçten geçmekteyiz. Her yıl binlerce öğrenci dershanelere binlerce lira harcamaktadır. Dershaneler ilkokula inmiştir ve çocuklar ne olduğunu anlamadığı eşitsiz yarışa küçücük yaşta sürüklenmektedir. İşçiler için de durum hiç de iç açıcı değildir. Yılbaşından itibaren ölen işçi sayısı 476 iken sadece temmuz ayında 110 işçi hayatını kaybetti. Yaşanan bunca durum normal değildir. Bu temel meseleleri çözümsüzlükten çıkarmak için birçok kesime görevler düşmektedir. İşçilere, Alevilere, Kürtlere, gençliğe kısacası demokrasi mücadelesi veren herkese birçok görev düşmektedir. Ülkenin bu kangrenleşen sorunları birbirinden bağımsız değildir ve kopmaz bağlarla bağlıdır. Çözüm, kader ortaklığı olanların birlikte mücadele etmesindedir. Mücadelenin dinamizmi olan gençliğe ise daha çok görevler düşmektedir. Bu görev ve sorumlulukla hareket etmek dileğiyle...

www.evrensel.net