Harçların kaldırılması ‘parasız eğitim’ anlamına gelir mi?

Harçların kaldırılması ‘parasız eğitim’ anlamına gelir mi?

“Her şeyi içinde bulunduğu koşullara göre değerlendirmek gerekir.” İlkokuldan itibaren öğretmenlerin öğrencilerine anlattığı temel bir ilkedir bu söz. Günlük yaşamda da çeşitli biçimleriyle kullanılır, dile getirilir. Bu beylik ‘ilke’yi belki de en fazla ‘harçların kaldırılması’ tart

Arif Koşar

Devlet üniversitelerinin piyasaya açılmasının yanında özel üniversiteler mantar gibi türemiş, sayıca devlet üniversitelerine yaklaşmıştır. Sadece bu bile, üniversite yaşamında köklü bir değişim anlamına gelmektedir. Artık üniversite eğitiminin önemli bir bölümü, doğrudan öğrencilerin ‘bedel’ini ödediği, bu ‘bedel’ karşılığında da işletmenin ‘eğitim’ verdiği, kâr ya da zarar ettiği, maliyetleri azaltmak için akademik personelini işten attığı bir işleyişe sahiptir. Burada temel güdü açıkça, kimsenin de inkar edemeyeceği bir biçimde ‘kâr’dır.

YÜZDE 258 ARTTI
2002 yılında özel üniversitelerin sayısı 24 iken AKP’nin 10 yıllık iktidarı boyunca, özellikle 2006 yılından sonra 38 özel üniversite kurulmuştur. Bu yüzde 258’lik bir artışa karşılık gelmektedir. Bugün 166 üniversitenin 62’si ‘vakıf’ üniversitesidir. Hükümet özel üniversitelerin kuruluşunu desteklediğini, teşvik ettiğini ve genel olarak ‘üniversite’lerdeki değişimle bunu koşulladığını zaten övünerek anlatmaktadır. Sır değildir. Birçok özel üniversite de ayrıca doğrudan sermaye gruplarıyla ve bölgedeki Sanayi ve Ticaret Odalarıyla iletişim içinde kurulmaktadır.
Şimdi, bu koşullarda harçların kaldırılması gündemde. Peki, ‘harçlar niye gelmişti’ diye sormak gerekir. Yıllarca YÖK ve hükümetin cevabı; üniversitelerdeki çeşitli giderlerin karşılanmasında öğrencilerin katkısının alınması olmuştur. Ancak, az çok eğitim, eğitim sistemi, Türkiye’de eğitimin sorunlarıyla ilgili olan herkes bilmektedir ki, devlet üniversitelerindeki ‘harçlar’ hem kamu üniversitelerin piyasaya açılması hem de vakıflar aracılığıyla özel üniversitelerin ‘sektör’de etkinliğinin arttırılması amacıyla gündeme gelen, ya da diğer politika bileşenleriyle bu hedefe yönelen bir uygulamadır.
Harçların uygulama amaçları zaten pek çok açıdan hayata geçmiştir. Özel üniversiteler gırla gitmekte, dolayısıyla üniversitelerin özelleştirilmesine istenen noktaya hızla gelinmektedir. Devlet üniversiteleri teknokentler, kentle iletişim kurma, üniversite-sanayi işbirliği adı altında zaten piyasaya sonuna kadar açılmıştır. Öğrenci kartlarının banka kartlarına çevrilmesinden kampüslerdeki ticari mekanlara, barınma sorunundan yemek ve ulaşıma kadar pek çok konu eğitimin değil piyasanın ilgi alanına dahil edilmiştir.
Öyleyse, bugün ‘harçlar kaldırılıyor’ demenin, gerçek anlamda parasız ve bilimsel bir eğitimle alakası kalmadığı açıktır. Dolayısıyla bugün özel üniversiteler kapatılmadan, öğrencilerin eğitim sürecinin en önemli bileşenleri olan barınma, yemek, ulaşım ve diğer sosyal olanaklar devlet güvencesi altında alınmadan parasız eğitimden bahsetmek, sadece kiralara bakınca bile abesle iştigaldir.
Hatta, “Başbakan Bakanlar Kurulunda ‘harçların kaldırılması’ için talimat verdi” haberlerinin, yeni YÖK yasası hazırlıklarını da gözeterek; ciddi bir özelleştirme, devlet üniversitelerini piyasaya açma ve özel üniversiteleri yaygınlaştırma hamlesinin zeminini oluşturmak üzere gündeme geldiğini de söylemek mümkündür. Evet, hükümet harçları kaldırabilir, ama özel üniversitelerin eğitim sisteminin önemli bir bileşeni haline geldiği ve devlet üniversitelerindeki eğitim ‘maliyet’lerinin bile neredeyse özel üniversitelere yaklaştığı bugün, bu iddia, eğitimin özelleştirilmesi hedefiyle herhangi bir uyumsuzluk göstermemektedir.


BASKIN ORAN VE PARALI EĞİTİM

‘Harçların kaldırılması’ tartışmaları sürerken Baskın Oran, 2008 yılında açtığı ‘paralı eğitim’ tartışmasını Radikal İki’deki köşesinde yeniden gündeme getirdi. Oran, gözü dönmüş liberallerin ‘eğitim ekonomisi’ yaklaşımı temelinde gündeme getirdiği liberal modelin farklı bir versiyonunu savunuyor. ‘Öğrencilere vaaz’ başlığıyla ve esprili bir dille ‘üniversiteler paralı olmalı’ diyor. Slogancılığı ve ezberciliği eleştiriyor. Baskın Oran, özellikle Türkiye’de azınlıkların hakları konusunda saygı değer bir çaba, emek ve mücadele veren değerli akademisyenlerden birisidir. Ancak, paralı eğitim konusundaki tersten ezberi, tıpkı ‘ezberciliğin’ eleştirisi gibi maalesef eleştiriyi hak etmektedir.
Oran, Başbakan’ın öğrencilere ve ailelerine ulufe dağıttığını söylüyor ki, gerçekten eğitimin tüm kademeleri devlet güvencesine alınmadan harçlarını kaldırılması ulufeden başka bir şey değildir. Oran yazısında şunu öneriyor: “‘Hayatta hiçbir şey faturasız olmaz’ ilkesini geçtim, üniversite bedava olursa dar gelirli öğrenci hiç okuyamaz, çünkü asıl masrafı önce barınma sonra da yeme içme, üstbaştır. Tam aksine, siz üniversitelerin paralı olmasını savunun ki parası olanlar ödesinler, üzerine de devlet koysun, sizin gibi dar gelirli çocuklara sadaka gibi değil, haftalık sinema harçlığına varıncaya kadar ciddi anlamda burs ödensin. Dar gelirli çocuk bu burs olmadan okuyamaz, dedim. Bu bursun yarısı, faizsiz olarak, sizler mezun olup işe girdikten bir süre sonra uzun vadede maaşlarınızdan tahsil edilir, mesele kökünden hallolur, dedim.”
‘Sınırlı kaynak, sınırsız ihtiyaç’ iktisadi safsatasının bir yansıması olan ‘Hayatta hiçbir şey faturasız olmaz’ ilkesini biz de geçelim. Gerçekten üniversite eğitimin öğrenciler üzerindeki esas yükü; barınma, ulaşım, yemek, sosyal ihtiyaçlar, asıl ve yardımcı kaynaklardır. Dönem başlarında ve yılda iki kere ödenen harçlarda ise bu büyük eğitim masrafı ve ‘maliyeti’ karşısında devede kulaktır dense yeridir.
Elbette, bu harçların iyi olduğu anlamına da gelmez. Harçların mantığı, başlı başına bir hak olan eğitimin, bedelinin en azından bir kısmının öğrenci tarafından ödenmesi ve hak olmaktan çıkması anlamına gelir ki, bu da emekçiler için kazanılmış bir hakkın ortadan kaldırılmasıdır.
Şimdi, hocamız Baskın Oran’ın önerdiği gibi paralı eğitim ve dar gelirli öğrencilere de geri ödemeli burs sağlandığını düşünelim. Birincisi, bu, yoksul öğrencilerin, üniversitelere daha girmeden ‘siz yoksulsunuz, sizin için şu şu koşullar geçerlidir’ denilip bursa bağlanması, yani üniversiteye girişte ayrıma tabi tutulması demektir. Oysa parasız eğitimin (ve genel olarak sosyal hakların) önemli amaçlarından birisi bu ayrımın ortadan kaldırılmasıdır. Kapitalizm koşullarında ne kadar mümkündür, bu ayrı bir tartışma?
İkincisi, paralı eğitim, üniversitelerin iyice ticari bir mekan haline gelmesi demektir ki, AKP zaten epeyce yol kat etmiştir. Üçüncüsü, parayı veren öğrenci ile burs alan öğrenci arasındaki ilişkide eşitliği kimse garanti edemez, ayrıca önemli sorunlar doğuracağı da açıktır. Dördüncüsü, bu mantık üniversite eğitiminin sadece bireysel bir fayda sağladığını bu nedenle de maliyetini öğrencinin karşılamasını öngören liberal teze dayanmaktadır ki, bunun toplumsallığı göz ardı ettiğini sayın Oran da kabul edecektir. Beşincisi, hadi burslu eğitim alındı, peki, öğrencinin iş bulup bu bursu ödeyebileceğini kim garanti edebilir? Cevabı belli olan bu sorular daha da uzatılabilir.
Dolayısıyla sayın Oran’ın ‘paralı ve burslu’ bileşimi yerine devletin emekçi çocuklarının üniversite eğitimini tüm yönleriyle garantiye aldığı ve özel üniversitelerin ortadan kaldırıldığı parasız, demokratik bir üniversite talebi daha anlamlı değil midir? Küreselleşmenin ‘gereği’ lakırdısı ile piyasaya açılan üniversitelerimizde, neden yine aynı gerekircilikle liberal (ve ‘bursla’ yoksulları koruduğu varsayılan) bir model önerelim?

www.evrensel.net