Trump’ın Kudüs kararının fon müziği

Trump’ın Kudüs kararının fon müziği

Middle East Eye haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni, eski The Guardian yazarı David Hearst, ABD'nin Kudüs kararını ele aldı.

ABD Yönetimi’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı çeşitli boyutlarıyla tartışılıyor. Middle East Eye haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni, eski The Guardian yazarı David Hearst de meseleyi ele aldığı yazısında*, ABD müttefiki Suudi Arabistan merkezli Körfez ülkelerinin “Filistin davası”nı bırakarak ABD-İsrail planına nasıl bağlandığını ortaya koyuyor. Yazının dikkat çekici bölümleri şöyle: 

ARAP OTOKRATLAR EKSENİ

Trump altında jeopolitik hırsları cüzdanları kadar geniş olan Arap otokratlar ekseni oluşturdular. Yalnızca Filistin’in parçaları üzerinde değil tüm bölge çapında amaçladıklarını gerçekleştirme gücüne sahip olduklarına gerçekten inanmaktalar. En azından kafalarında kurguladıkları her biri Batı liberalizmi ruju sürmüş bir modern polis devletleri şebekesi. Bunların tamamı (İsrail hükümet partisi) Likud’u doğal ortakları ve (Trump’ın İsrail-Filistin meselesi ile ilgili görüşmeler yapan danışmanı ve damadı) Jared Kushner’i de ketum muhatapları olarak görüyorlar.
İşte bu nedenle (Suudi Arabistan) Veliaht Prensi ve Krallığın fiili başı Muhammed bin Selman zor durumdaki Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı yıldırarak uysallaştırabileceğini düşündü. New York Times’ın birden fazla kaynağa dayandırarak verdiği bilgiye göre Abbas’a ya Kudüs’ten ve geri dönüş hakkından vazgeçerek şartlarını kabul etmesini ya da bunu yapacak birinin yolunu açmasını söyledi.
Yine birçok yetkilinin ifadesine göre Selman, Abbas’a direk ödeme yapmayı önererek anlaşmayı sevimli hale getirmeye çalıştı ancak önerisi Abbas tarafından reddedildi.

Selman’ın tehditleri, kendilerini Filistin davasından uzakta tutan imtiyazlı Suudi yazar ve gazeteciler korosu tarafından seslendirilerek İsrail’le ilişkilerin normalleştirilmesi çağrıları yapılmakta.

‘FİLİSTİN ARTIK BİRİNCİL DAVA DEĞİL’

Bunların şefi ise Suudi Yazar Turki al-Hamad. “Filistinlilerin kendisi satılmışsa ben niye Filistin’i destek için endişeleneyim” diye tweet atarak Filistin’in bundan sonra birincil Arap davası sayılmaması gerektiğini savunuyor. Yazdıkları şöyle; “Kudüs mesele değil diye tweet attığım söyleniyor. Bu doğru değildir. Dediğim kendi insanları tarafından satıldıktan sonra Filistin’in artık Arapların birincil davası olmadığıdır. Ben eskiden beri kendi ülkemin kalkınması, hürriyeti ve kurtuluşu davası peşindeyim.” 

Aynı şeyi söyleyen birçok Suudi ses mevcut. Yazar ve ekonomist Hamza Muhammed el Salim’in tweeti ise şöyle, “İsrail ile barışa varılırsa Suudi Arabistan için birinci turistik merkez orası olacaktır.”

Sa’ud El-Fawzan ise “Ben Yahudilerin savunucusu değilim ancak Suudi öldüren tek bir Yahudi adı verin ben size kendi köylülerini bombalı yelekle katleden binlerce Suudinin adını verebilirm” diyor.

(Suudi) El Arabiya TV Kanalı eski yöneticisi Abd El-Rahman El Raşit, “Filistin ve İsrail’i ele alış anlayışımızı yeniden değerlendirme vakti gelmiştir” diye yazmış. Muhammed El Şeyh ise, “Filistin bizim meselemiz değildir…eğer makyajlı bir İslamcı size cihat çağrısıyla gelirse yüzüne tükürün” diyor.

Yanlış bir tweet atmanın üç yıldan başladığı bir ülkede bunlar spontane ifadeler değildir. Bu ifadeler Trump’ın ilanının fon müziğidir.

BUNLAR TRUMP’IN YEŞİL IŞIĞI OLMADAN OLMAZDI

Trump’ın ardındaki eksen işte budur- Suudi Arabistan’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Mısır’ın ve Bahreyn’in veliaht prensleri ve fiili yönetimleri. Muhammed Bin Selman, Muhammed Bin Zayed, Abdul Fatah el Sisi kişisel olarak Trump’ a bağımlıdır.
Ne Katar ambargosu, ne Saad Hariri’nin Lübnan Devlet Başkanlığı’ndan istifa ettirilmesi girişimi, ne de Körfez İşbirliği Konseyi’nin tavsiyesiyle Suudiler ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında askeri ve ekonomik birlik oluşturulması Trump’ın yaktığı yeşil ışık olmadan mümkün olabilir.
Selman’ın Suudi Devleti’nin temellerini yerle bir etmesini, kuzenlerini soymasını ve tüm bunları modernleşme ve reform maskesi altında gerçekleştirmesini Trump olanaklı kılmıştır. Onlar da Trump ın Müslüman yasağını uygulamasına ve Britanyalı faşistlerin Müslümanlara yönelik zehrini retweet etmesine önayak olmuşlardır.

ÜÇ SİYASİ GRUPLAŞMA

Bu grup tarafından yaratılan kaos, ABD’nin müttefiklerinden oluşan ve bu siyasetin etkilerini kendi üzerlerinde hisseden diğer grupla arasında açık bir mesafe oluşmasına neden olmuştur. Ürdün Kralı Abdullah ve (Filistin Yönetimi Başkanı) Mahmud Abbas, Trump’ın Kudüs ile ilgili ilanı için Washington’u uyarmak amacıyla çaba sarfettiler. Kendilerinin köşeye itildiklerini görerek manevra alanlarını yitirdiler.

Ürdün’ün yanında yer alan Türkiye oldu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan İsrail ile ilişkilerin askıya alınacağını ifade etti. Türkiye günümüzde 57 üyeli gücüyle İslami İşbirliği Örgütü’nün lideri konumunda (...) Üçüncüsü ise İran, Irak, Suriye ve Hizbullah’ın yer aldığı ve gümüş tepside başka bir hediye sunulan grup. 

Trump şimdi birkez daha “Kudüs konusunda sizlerle birlikteyiz” demesi için İran’a, Suriye’de Sünni gruplarla girilen savaşta açılan hasarın tamiri için dev bir fırsat sunmuş durumda. Bu Tahran’ın isteyerek kabul edeceği bir davet.

YA FİLİSTİNLİLER?

Dördüncü grup ise Trump, Netanyahu, Selman ve bin Zayed’in asla ulaşamayacakları grup. Yani Filistinliler. Tarihsel olarak hep en yalnız bırakıldıkları zamanlarda güçlerinin zirvesinde oldular. Birinci ve ikinci İntifadaların başlangıçlarında ortaya konun bu güçtü. İsrail’i eski Kudüs girişine kurduğu barikatları kaldırmaya zorlayan da buydu.

Erkek ya da kadın, milliyetçi, seküler, İslamcı ya da Hıristiyan hiçbir Filistinli başkentleri Kudüs’ü kaybetmeyi kabul edemez ve bunun tam olarak ne anlama geldiğini önümüzdeki günlerde göreceğiz.

İsrail’in başkenti ilan edilen Kudüs’te yaşayan ancak yurttaş sayılmayan 300 bin Kudüslü var ve Trump tam ortalarına bir el bombası savurmuş durumda. (DIŞ HABERLER)

*middleeasteye.org’dan kısaltarak çeviren: Ali Karataş

www.evrensel.net
ETİKETLER Donald TrumpKudüs