Medya yine teyakkuzda

Medya yine teyakkuzda

Şemdinli'de 23 Temmuzdan beri süren çatışmalar bölgede savaş hali yaşatıyor. Köyünü terk etmek zorunda kalan insanların, belki de bir daha bahçesinde oyun oynamayacak olan çocukların, çığlıkları ne yazık ki ‘Batı’dan duyulmuyor. Büyük medya kuruluşları muhabirleri çatışmaların başlamasında

Sevda Aydın

Şemdinli’de günlerdir süren çatışmaları, provokatif manşetlere taşıyan medya ve köşe yazarları yaşanılanların üzerine birer tuğla daha koyuyor. Sadece dün yayımlanan bazı gazetelerin manşetlerine ve köşe yazılarına bakmak planlanan savaş dilini çarşaf çarşaf göstermeye yeter.
Sözcü gazetesi dünkü manşetinde üstüne aldığı misyonu tam anlamıyla yerine getirmiş. “10 yıldır aynı masal yeter Tayyip” manşetiyle açılım süreçlerine atıfta bulunan Sözcü, “Boş laflarla halkın gazını aldın” sözleriyle misyonunu tamamlamış. Halktan alınan gazın milliyetçiliğin eskisi kadar para etmediğini, alınan gazla uçup gittiğini demeye gerek duyacak kadar şiddete hasret kaldığını söylemeden de edememiş. Şiddet pornografisi son yıllarda sıkça kullanılan bir kavram. Bu kavramı daha somut görebilmek için yine Sözcü’nün büyük yardımlarına kısaca değinmek gerek. Sözcü’nün dünkü sayısının birinci sayfasında şu sözler yer alıyor. “14 hain leşi” üst başlığını böyle atan bir yazının devamı da hayli ilginç. “Saldırdıklarına bin pişman oldular, kayıpları çok. Şemdinli’de 15 günde 150’ye yakın terörist öldürüldü...” hiç kuşku yok ki ölümden, kandan, en yüksek dozda zevk bir zevk alma durumu var. Ve bu zevk ancak böyle anlatılabilir.
Sözcü’nün geniş hayal gücünün etkisini bir kenara bırakarak, gazetelerin manşetlerinde savaş dilinin nasıl yer bulduğuna bakınca Hürriyet gazetesi ‘Sınır aştılar’ başlığıyla 400 PKK’linin dün sınırı aşarak Türkiye’ye girdiğini iddia ediyor. Buradaki sınır ihlalinin nasıl bir zafiyetden oluştuğunu soruyor. Milliyet ‘İpin ucu düşmanda’ ile Başbakanın önceki gün yaptığı açıklamalara yer vermiş. Akşam gazetesi ‘Toplar vuruyor, duman tütüyor’ sözleriyle ‘işte Şemdinli’ diyor.  Güneş gazetesi ise ‘Ramazan günü 8 şehit verdik. Yanlış nerede?’ diye soruyor.
 

BARIŞ DİYENLER DE VAR
Gazetelerin savaşı, şiddeti isteyen dili her gün gazetelerin sayfalarında, hem de öyle gizliden gizliye de değil gayet alenen görülüyor. Sağlıklı her insanın midesini bulandıran bu manşetlere, köşe yazılarına karşı barış diyenler var. Çıkartılan toz dumanın içinden insani olanı seslendirenler var. Gazeteci Aslı Aydıntaşbaş’ın dünkü köşe yazısı ‘Analar ağlarken en zor sözler’ bu yazılardan biri. Aydıntaşbaş, ‘Defalarca gördüğümüz film, bu hafta yeniden vizyona girdi. Bugün, ‘yanlış zamanlama” demeden, doğruları söylemeye kararlıyım; herkesin bilip, bir çoğunun sansürlediği doğruları’ diyerek başlıyor yazısına.
Aydıntaşbaş, herkesin  bilip, bir çoğunun sansürlediğini söylediği 3 temel gerçekten bahsediyor. ‘1.Bu yol, yol değil. Terörle mücadeleyi bu noktadan sonra silahla, operasyonla kazanamayız. 2.Türkiye, Kürt meselesini çözmeden Ortadoğu’da hak ettiği bölgesel liderlik rolünü oynayamaz. 3.PKK’nın son eylemleri, Suriye’de yaşananlardan soyutlanamaz; örgüt Suriye rejimine can simidi atıyor.’ Yazısında bu üç temel gerçekleri anlatan Aydıntaşbaş, Oslo görüşmelerine değiniyor. ‘Oslo süreci, aslında terör ve şiddet açısından son 30 yılın en ‘huzurlu’, en sessiz dönemine tekabül ediyor. Müzakereler, son derece profesyonel. Afet Güneş’in belirttiği gibi, arada ‘inişler çıkışlar” yaşansa da tarafları bir araya getiren “iki tarafta da çözüm iradesi bulunması.” Neyin çözümü? Sadece terör değil, açıkça Kürt meselesinin çözümü. Yani silahların gömülmesi, toplumun kucaklaşması. Peki taraflar buna yaklaşmışlar mı? Çok, hem de çok yaklaşmışlar.’
 

HAKAN: YETER ARTIK!
Gazeteci Ahmet Hakan da dünkü köşesinde ‘Yetti gayrı’diyor. ‘Yeter artık! Bu böyle gitmez, gitmemeli. Maliyeti insan hayatı olan bu 40 yıllık kısır döngüye son verilmeli. Ezber bozulmalı..’ diyen Hakan, 40 yıldır her şehit haberinde savaş çığırtkanlığı yapanlara seslenerek, ‘Hayatlarında bir kerecik olsun; çözüm bulunsun, barış sağlansın, analar ağlamasın...’ demelerinin gerektiğini söylüyor.
Netice itibariyle, 30 yıldır süren ve medyanın cansiperane çabalarıyla yeniden ve yeniden üretilen savaş dili ve savaş propagandaları bu gidişle bir 30 yıl daha savaş tamtamlarının kulaklarımızda çınlamasına sebep olacak.
Elbette tüm bu savaş çığırtkanlığına rağmen barış yanlıları yeter artık “Edi Bese” demeye devam edecek.
(İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net