İngiltere’de emekçiler daha fazlası için mücadele edecek mi?

İngiltere’de emekçiler daha fazlası için mücadele edecek mi?

Arif Bektaş, Ekim Devrimi’nin 100. yılı dolayısıyla İngiltere'deki protesto, yürüyüş ve kutlamaları yazdı.

Arif BEKTAŞ
Londra

Ekim Devrimi’nin 100. yılı sebebiyle dünyanın birçok merkezinde çeşitli toplantı, panel, gösteri, yürüyüş ve kutlamalar yapılıyor. Yine birçok ülkede yapılan tartışmalarda sosyalist devriminin insanlığın ihtiyacı olduğunun altı çiziliyor.

Sosyalizmin tartışılması işçi sınıf hareketlerinin bugünkü durumunun değerlendirilmesini de birlikte getiriyor. Peki kapitalizmin en gelişkin olduğu ülkelerden biri olan İngiltere’de işçi hareketinin durumu ne?

İngiltere’de bugün, işçi ve emekçilerin mücadelesinde belirgin olan, daha önce büyük mücadelelerle kazanılmış hakların korunması ve yeni saldırıların engellenmesi. 

İngiltere’de toplam 50 sendika içinden sadece 6-7 sendika “mücadeleci sendika” olarak tanımlanabilir durumda. Bu sendikalar, diğerlerini de mücadele hattına çekmeye çalışıyor. Son bir yıl içinde irili ufaklı bin kadar grev gerçekleştirilmiş olması da mücadele eğilimin yükseldiğini gösteriyor. 

İngiltere

GREV HAKKINI KORUMA MÜCADELESİ

1984-85 maden işçilerinin mücadelesinin çeşitli burjuva oyunları ile baskı ve şiddetle bastırılmasının ardından gelen sendikal örgütlenme karşıtı yasalar, birçok kez işçilerin mücadelesinin önüne engel oldu. Madenci grevlerinin ardından “genel grev” ve “dayanışma grevleri”nin yasaklanması, işçilerin mücadelesinin önünde engel teşkil etse de, son yıllarda işçiler ve mücadeleci sendikalar bu yasakları farklı yöntemlerle aşmanın yolunu buldular.

Mücadeleci sendikalar, aynı süreçte, grev oylamaları örgütleyerek aynı gün birçok iş kolunda greve çıkma yöntemini hayata geçirdi. Bu grevler yer yer etkili olsa da, asıl olarak yapılan saldırıları engellemek ve elindeki hakları kaptırmama mücadelesi oldu.

SENDİKALI İŞÇİLERİN DURUMU 

İngiltere tarihinde en fazla sendikalı işçinin bulunduğu yıl 1979 yılıydı. 1980’lerin ortalarında toplam 12 milyon işçi, sendika üyesiydi. Bu sayı 6.4 milyona kadar düşmüş durumda. İngiltere’de toplam işçi sayısı ise 26 milyon. Birçok sendika, yeniden üye sayısını artırmanın çalışmalarını yaparken, grev ve mücadele olanaklarının yasalarla engellenmesi sendikaları zor durumda bırakıyor. Uzun bir süredir sendikalı işçi sayısı düşmeye devam ediyor. Geçtiğimiz yıl da 250 bin işçi sendika üyeliğinden çıktı. Ancak bazı mücadeleci sendikaları bu eğilimin dışında tutmak gerekir. Özellikle kamu alanında örgütlü olan UNİTE, PCS ve NUT sendikaları üye sayılarında artış sağlarken, mücadeleyi de yükseltmeye başladılar.

Toplam 2.3 milyon işçiyi temsil eden bu 3 sendikanın üyelerinin çoğunluğuna “zam sınırlaması” getirilmişti. 2008 kapitalist krizin patlak vermesinin ardından, dönemin Başbakanı David Cameron, “Hepimiz bu krizin içindeyiz” diyerek kamu işçileri için kriz atlatılana kadar yıllık yüzde 1 oranında zam sınırlaması getirdiğini duyurmuştu. Bunun karşısında sendikalar cılız da olsa tepki gösterdiler, fakat kamu emekçilerinin talepleri yerine getirilmedi.

YABANCI SERMAYEYE TÜM YOLLAR AÇILDI

Üç yıllık derin kriz sürecinden geçen İngiltere, özellikle de yabancı sermayenin sanayi alanına yatırımlarını sağlayan politikalarla krizden ve de resesyondan çıktı. İngiltere, sermaye çevrelerine ve yatırım yapan Uzak Asya sermayedarlarına gelir vergilerinde indirimler sağladı. Yerli sermaye gruplarına daha fazla teşvik ve düşük faizli krediler verildi. Vergi kaçıranlara göz yumuldu. Bu da, sermaye gruplarının ülkedeki faaliyetlerinin sürmesini sağladı.

MÜCADELEDE YENİDEN YÜKSELİŞ

2011 sonrası ülke resesyondan çıkmış ve yüzde 2.5 büyüme göstermişti. Ama hükümetin ve sermayenin kamu emekçilerine tutumu aynen devam etti. 

Bu süreçte “40 yıl sonra ilk defa” doktorlar 5 grev gerçekleştirdi. Yine 40 yıldır İngiltere’de şubeleri olan McDonald’s restoranlarında ilk kez grevler yapıldı.

Doktorlar, çelik işçileri, temizlik işçileri, itfaiyeciler, genel sağlık çalışanları ve demir yolu işçileri, mücadelelerle elde ettikleri hakları kaptırmamanın mücadelesini verirken, kamu işçileri son bir yılda, ellerinden alınan hakların yanı sıra daha fazla hak alma hattına girmiş durumdalar ve bu da işçi ve emekçiler açısından ileri atılmış bir adım olarak değerlendiriliyor.

Krizle birlikte son 8 yıldır, kamu emekçilerine uygulanan yüzde 1’lik zam sınırlandırmasına karşı mücadele yükselmeye başlandı. İngiltere’deki 2.9 oranındaki enflasyon oranında zam isteyen işçiler, bir çok alanda buna yakın bir miktarda zam almayı başardı. Özellikle polisler ve gardiyanlar , en azından yüzde 1 sınırlamasını kırarak yüzde 1.5 ya da yüzde 2 oranında zam almayı başardı. Diğer kamu işçileri de daha fazla ücret zammı talebi ile sokaklara çıkmış durumda.

PCS (Kamu ve Ticari Hizmetler Sendikası) Genel Sekreteri Mark Serwotka, enflasyon oranının yüzde 2.9 olmasına rağmen, kendilerinin yüzde 5 zamda direteceklerini, geçtiğimiz ay yapılan yürüyüşte dile getirmişti.

UNITE, PCS, NUT ve RMT gibi mücadeleci sendikalar, aynı gün grev yapmak için koordineli grev oylamalarına giderek etkili grevler örgütlemeye çalışırken, taleplerini sadece eldeki hakları korumaya dönük değil, aynı zamanda daha fazla hak elde etmek için de mücadele etmeye yöneltmeleri dikkat çekiyor.

SON BİR YILDA TAM BİN GREV GERÇEKLEŞTİRİLDİ

İngiltere

Geçtiğimiz eylül ayının ortalarında yapılan İngiltere Sendikalar Konfederasyonunun yıllık olağan konferansında konuşan, ülkenin 1.4 milyon üyesi ile en büyük sendika olan UNITE Sendikasının Genel Sekreteri Len McLuskey, son bir yıl içinde, irili ufaklı tam bin grev gerçekleştirdiklerini ve bunların hemen hemen hepsinin kazanımla sonuçlandığını açıkladı. Demiryolu İşçileri Sendikası da (RMT) yüzlerce grevle işverenleri zor durumda bırakırken, birçok grevi de kazanımlarla sonuçlandırdı.

Aynı işyerinde birden fazla sendikanın olmasına, grev ve örgütlenme önündeki yasal engellerin artarak devam etmesine rağmen, son bir yıl içinde gerçekleştirilen binlerce grev, ya kazanımla ya da ACAS adlı ara bulucu kurumun ara buluculuğu ile anlaşma ile sonuçlandı. Bu grevler, bazen küçük bir fırında, bazen bir lokantada, bazen de büyük bir demir çelik fabrikasındaki grevlerden oluşuyor.

LİMAN İŞÇİLERİ VE SONRASI

İngiltere

Liverpool liman işçilerinin fiili grev deneyimi sınıf mücadelesi tarihi açısından önemli olaylar arasında. İşçilerin, 25 Eylül 1995 yılında başlattıkları ve tam 2.5 yıl süren grevlerine son vermek zorunda kalması bir moral bozukluğu yaratmıştı. Uluslararası dayanışma ve hem de ülke içinde yoğun desteklerle sürdürülen direnişin, sendikanın işçileri yalnız bırakması sonucu bitirilmek zorunda kalınması, ülkedeki tüm işçiler tarafından sendikalara yönelik bir tepkiye neden oldu. Direnişe “yasa dışı” diyerek destek vermeyen T&G sendikası giderek kan kaybetti ve sonunda başka bir sendika ile birleşerek UNITE’yi kurdu. UNITE ise faaliyetlerine liman işçilerinden özür dileyerek başladı.

Liman işçilerine sırtını dönen sendikanın üye kaybetmesi ders oldu ve aynı zamanda tüm ülkedeki işçilerin liman işçilerini desteklemiş olması da diğer sendikaların kendilerine çekidüzen vermelerini sağladı. Belki sadece, liman işçilerine sırtını döndükleri için üye kaybı yaşamıyorlardı ama bu tutum da etkili oldu.

ÜYESİNE SAHİP ÇIKMAYAN SENDİKA ERİYOR

Son 30 yıl içinde İngiltere’de sendikalı işçi sayısında ciddi düşüş oldu. Saldırı koşullarında üyelerinin sorunlarına sahip çıkan RMT, NUT, UNITE ve PCS gibi sendikaların üye sayısında ciddi bir düşüş olmazken yer yer küçük de olsa artışlar oldu.

Çoğu sendika ise yasal düzenlemeleri sebep göstererek daha fazla hak talep etmek bir yana, işçinin elindeki hakkı korumak için bile mücadelede pasif duruyorlar. Bu da, bir çok işçi için sendikaların “gereksiz” olduğu anlayışını getiriyor.

Kamu alanında sendikalı işçi sayısında düşüş görülürken, özel sektördeki sendikalı işçi sayısında ise artış söz konusu. Toplam kamuda 3.8 milyon işçi ve özek sektörde 2.6 milyon işçi sendikalarda örgütlü. Özel sektörde örgütlü olan sendikaların birçoğunun da patronla yer yer “danışıklı” hareket etmesi, patronun da işçilere sendika üyesi olma çağrısı yapmasına neden oluyor. Yani, Türkiye gibi ülkelerin tersine, İngiltere’de patron, işçilerin sendikalara üye olmasını teşvik ediyor. Çünkü birlikte çalıştığı sendikanın, daha fazla hak için patrona zarar vermeyeceğini, tam tersine işçilerin herhangi bir direnişinin kontrol altına alma işini sendika üzerinden yapacağını düşünüyor. 

Liverpool liman işçileri buna çok iyi bir örnektir. Sendikaya rağmen 500 işçi limanı durma noktasına getirdi ve 2.5 yıl direniş örgütledi.

IRKÇILIK VE iŞÇiLER

İngiltere'de birkaç ırkçı-faşist örgüt var. Bunlardan en çok bilineni British National Party (Britanya Ulusal Partisi-BNP). Bu parti, birçok bölgede belediye meclis üyeleri çıkarmış ve hatta Avrupa Parlamentosuna milletvekili bile göndermişti.

Bir diğeri English Defence League (İngiliz Savunma Ligi-EDL). Bu iki örgüt de şu anda hemen hemen piyasadan silindiler. Bir yerde herhangi bir gösteri yaptıklarında, onların en az 20-30 katı kalabalığında antifaşist bir araya geliyor. Deyim yerindeyse göz açtırmıyorlar. Sonuç olarak bu iki örgüt şu anda faaliyetlerini durdurmuş bulunuyor.

Her sendikanın da ırkçılığa ve faşizme karşı bir politikası var. İşyerlerinde bu yer yer eğitim konusu haline getiriliyor. Irkçılığın işyerlerine girmesine sendikalar ve işçiler müsaade etmiyor. Irkçılığa karşı zaman zaman sendikalar ve işçiler sokağa da çıkıyor. 

İŞÇİ PARTİSİ VE İŞÇİLER

İngiltere

Uzun yıllar sonra, İşçi Partisi liderliğine “sol kanat” milletvekillerinden biri olan Jeremy Corbyn geldi. Kazanma şansı verilmeyen Corbyn, işçi ve emekçilerin sorunlarını her defasında dile getiriyor ve işçilerin sendikalarda örgütlenmesi çağrıları yapıyordu. Corbyn’in lider olması başta sendikalarda olmak üzere işçilerde de bir beklenti yarattı. Ve hâlâ bu beklenti sürüyor. “Corbyn iktidar olacak biz kurtulacağız” diyen sendika yönetimleri var. Sadece sendika yönetimleri değil, Troçkist gruplar ve bazı sol örgütlenmeler de bu beklenti içindeler.

Ama Birmingham temizlik işçilerinin durumunu ele aldığımız zaman, bu beklentinin ne anlama geldiğini daha iyi anlayabiliriz. Birmingham’da binlerce belediye temizlik işçisi, ücretlerinin düşürülmesine karşı direnişe geçti. Tek istedikleri, sözleşmelerinin değiştirilerek, daha az ücret dayatmasının iptal edilmesi. Temizlik işçileri eylülde yapılan TUC konferansına da katılarak sorunlarını dile getirdiler. İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn de burada bir konuşma yapmıştı ve konuşmasında, “Umarım bir an önce belediye yöneticileri ile sendika temsilcileri bir araya gelerek bu sorunu işçilerden yana çözerler” dedi. Fakat İşçi Partisi liderinin belediye diye söz ettiği kurum İşçi Partisi kontrolünde. Kendi belediyesinin bu uygulamayı yapması “İktidar olduğunda ne yapar?” sorusunu da yanıtlıyor. Bu soruyu Birmingham işçileri de kendilerine soruyor. 

Bu örnekte de görüldüğü gibi İşçi Partisinden beklentiye girmenin işçi sınıfına uzun vadede kazandıracağı bir şey yok. Ama her şeye rağmen Jeremy Corbyn, işçiler ve gençler tarafından partinin liderliğine getirildi. İşçi ve emekçilerin Corbyn iktidarından beklentisinin süreceği görülüyor. 

www.evrensel.net