Doç. Dr. Güneş: Erdoğan kendi istikbalinin derdinde

Doç. Dr. Güneş: Erdoğan kendi istikbalinin derdinde

İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Güneş, hükümetin NATO ve ABD ile yaşadığı krizi değerlendirdi.

Çağrı SARI
İstanbul

İran ve Türkiye vatandaşı Reza Zarrab, 4 Aralık’ta ABD’de hakim karşısına çıkacak. Hükümet kanadı ağız birliği ile Türkiye’ye operasyon yapıldığını savunuyor. Buna Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kendisi de katıldı ve şöyle dedi: 17-25 Aralık’ta ülkemize tarihin en büyük tuzaklarından biri kuruldu. Bu tuzak başarısız olunca aynı tezgahı götürdüler. Amerika’da kurdular. Erdoğan, Zarrab davasının yanı sıra NATO tatbikatında yaşanan ‘Erdoğan’ı düşman tablosunda gösteren’ olay için de  terbiyesizlikler, gizli açık mesaj aracılığıyla tehdit edenler gibi ifadeler kullandı. Bu iki konu üzerinden de ‘Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet’ söylemini yineledi. Erdoğan’ın bu söylemi iç kamuoyuna mesaj olarak değerlendirildi. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Güneş, Türkiye’nin seçim sathına girdiğini ifade etti ama bu söylemin sadece iç mesele olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin dış politikadaki zikzaklı gidişatına dikkat çeken Güneş, “Yani sadece iç kamuoyuna seslenmekle sınırlı bir durum yok. Ortada ciddi bir anlaşmazlık var ve bunun da kilit noktası bana sorarsanız olay olarak Zarrab Davası, Türkiye açısından da S-400 yani NATO’ya karşı hava savunma sisteminin satın alınmaya çalışılması. Bunlar çok somut kriz göstergeleri” dedi. 

SEÇİM SATHINA GİRİLDİ

ABD ile ya da NATO ile yaşanan krizin ‘prensip’ ile alakalı olmadığını tamamıyla Erdoğan’ın istikbali ile alakası olduğunu ifade eden Güneş “Türkiye’de iktidar şu anda çok sistematik milli bir dış politika izlemiyor. Daha çok ortaya konulan şey istikballe ilgili. Cumhurbaşkanının siyasi ömrü ile alakalı” dedi. Doç. Dr. Hakan Güneş’in gazetemize yaptığı değerlendirme şöyle: Tek vatan, tek dil, tek millet, tek bayrak dörtlüsünün öne çıkmasının bir  yanını seçim sürecine girilmesi ile değerlendirebiliriz. Ancak bundan daha öte konular da var. Yani Cumhurbaşkanının dış politika konularındaki tonu, seslenme biçimi bize yeniden seçim ve propaganda döneminde olduğumuzu anımsatıyor ama konuların kendisi artık olağanlaşmış krizleri yansıtıyor ve bu noktada geçmişte olduğundan çok daha derin bir Türkiye-ABD ilişkileri krizi ile karşı karşıyayız. Fakat bu krizi olmuş bitmiş bir süreç olarak görmemekte de yarar var. Çünkü Ankara Amerika’nın atmış olduğu adımları, bilhassa da Zarrab davası vesilesiyle gündeme gelen gelişmeleri hükümeti zora düşürecek, hükümeti devirmeyi hedefleyen, daha doğrusu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı iktidardan etmeyi, alaşağı etmeyi hedefleyen politikaların bir parçası olarak değerlendiriyor ve karşı hamlelerde bulunuyor. ABD’ye yakın olduğu düşünülen isimleri tutukluyor, biliyorsunuz bu konu bir vize krizi olarak karşımıza çıkmıştı ve henüz çözülmüş değil. Dolayısıyla bu kriz devam ediyor. 

DOLAR REKOR SEVİYEDE

Bütün bu gelişmeler bize ortadaki ciddi tartışmanın sürdüğünü gösteriyor. Türkiye’nin hem NATO’da böyle bir gerilimi yaşamaya devam etmesi hem de iktisadi sonuçları doğacak şekilde batılı önemli ülkelerle siyasi gerginlikler yaşıyor olması ekonominin de kaldırabileceği bir durum değil. Nitekim doların tarihi rekor seviyeye ulaşmasıyla bunu tecrübe ediyoruz. 

Şimdi bütün bu açılardan bakıldığında ilişkilerin Türkiye açısından da yumuşatılmaya ihtiyacı var ve hükümet bir yandan iç politik nedenlerle bir yandan da ABD ile pazarlık süreci açısından daha sert sözler sarf ediyor. Bu kesin bir biçimde sistemin NATO’dan kopuşu,  Örneğin Şengay ya da Rusya’ya yakın bir noktaya gelmesi anlamına henüz gelmiyor. Öte yandan tersini de söyleyemeyiz.  Yani ‘Türkiye sadece içeriye seslenen bir oyun oynuyor’ da diyemeyiz. Çünkü ortada somut bir kriz var. Yani sadece iç kamuoyuna seslenmekle sınırlı bir durum yok. Ortada ciddi bir anlaşmazlık var ve bunun da kilit noktası bana sorarsanız olay olarak Zarrab Davası, Türkiye açısından da S-400 yani NATO’ya karşı hava savunma sisteminin satın alınmaya çalışılması. Bunlar çok somut kriz göstergeleri.

Şimdi böyle bir milli politikayla içeride muhalefeti susturma aracı haline getirebilirsiniz, dışarı da Rusya ve Amerika arasındaki dengeyi kullanarak siyasi ömrünüzü uzatabilirsiniz. Dolayısıyla bu kadarı yeterli. Sonra tekrar dönülüp bakılır, belki çok daha güçlü bir NATO müttefiki haline de gelebilirsiniz, bir İran düşmanı olarak da çıkabilirsiniz. Yani Türkiye’de iktidarın şu anda çok sistematik milli bir dış politika izlediğini ben söyleyemem, böyle bir şey görmüyorum. Daha çok ortaya konulan şey istikballe ilgili. Cumhurbaşkanının siyasi ömrü ile ilgili tartışmaları merkeze alıyor. Yoksa savaş örgütü olan NATO’ya karşı bir prensip açıklaması henüz gelmiş değil.  Türkiye bu yaklaşımın sonunda bir önceki dönemde olduğu gibi zikzaklar çizmeye devam ediyor.


ZARRAB ARTIK SANIK DEĞİL Mİ?

ABD’de görülen Reza Zarrab davasında ‘Zarrab itirafçı mı oldu’ tartışması ilk kez mahkemenin resmi belgelerine de yansıdı. Mahkeme Hakimi Richard Berman, jürili duruşmaya günler kala verdiği kararda ilk kez ‘sanık’ bölümünden Reza Zarrab’ın adını çıkardı.

Sözcü gazetesinin haberine göre, mahkeme belgelerinde, gerek savcılık dilekçelerinde gerek Hakim Bermen’ın yazılı kararlarında sanık bölümüne hep ilk Zarrab’ın adı yazılıyor, belgelerde ya sanıkların isimlerinin tümü yazılı oluyor, ya da sadece ‘Zarrab ve diğerleri’ olarak geçiyordu. Hakim Berman’ın 20 Kasım tarihli son kararında ise Zarrab’ın adı hiç yer almadı, sanık bölümünde sadece ‘Mehmet Hakan Atilla’ ismi yer aldı.(HABER MERKEZİ)
 

Son Düzenlenme Tarihi: 22 Kasım 2017 08:23
www.evrensel.net