Tabiatı bozuk yasa bir kez daha Mecliste

Tabiatı bozuk yasa bir kez daha Mecliste

AKP'nin 2010 yılından beri yasalaştırmak istediği ancak başaramadığı Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu tekrar TBMM'nin gündemine geldi.

Özer AKDEMİR
İzmir

 

AKP iktidarının 2010 yılından beri yasalaştırmak istediği ancak başaramadığı Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu tekrar TBMM'nin gündemine geldi.

SERMAYENİN 17 YILLIK RÜYASI

Tasarı ile ilgili değerlendirmelerde bulunan İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, Kanun Tasarısı ile ilgili ilk çalışmaların 2000’li yılların başında başladığını  aktardı. 2000-2006 yıllarını kapsayan dönemde STK’ların, Üniversitelerin ve kamu çalışanlarının katılımı ile ilgili bir taslak hazırlandığını belirten Tolunay, 2010 yılında katılımcı bir anlayışla hazırlanan bu taslak yerine bambaşka bir taslak hazırlanarak TBMM Çevre Komisyonunda görüşüldüğünü dile getirdi. Yoğun itirazlarla karşılaşan ve STK’ların itirazları doğrultusunda bazı değişiklikler yapılan tasarının seçim süreci nedeniyle görüşülemediğini ifade eden Tolunay, Çeşitli değişikliklerden sonra 2011 ve 2012 yıllarında Tasarının yeniden hazırlanarak TBMM Çevre komisyonunda görüşülüp kabul edildiğini, ancak kamuoyu baskısı nedeniyle TBMM’de görüşülerek yasalaşamadığını hatırlattı. Tolunay, son olarak da 2016 yılında daha önce sunulan taslaklardan küçük farklılıklarla hazırlanan tasarının 2017 yılında yeniden Çevre Komisyonunda gündeme alındığını kaydetti.  

TASARININ GEREKÇELERİ İLE MADDELER BİRBİRİNE UYMUYOR

Tolunay, şu an Çevre Komisyonunda görüşülmeye başlanan tasarının maddeleri ile gerekçenin örtüşmediğini aktararak biyolojik çeşitlilik açısından önemli olan yaklaşık 5,5 milyon ha kadar alanın kanun tasarısının dışında bırakıldığını dile getirdi. Teklif edilen kanun tasarısı ile Milli Parklar Kanununun tamamen kaldırıldığına dikkat çeken Tolunay, "Dolayısıyla Kanun yasalaştığı anda ülkemizde tabiatı ve biyolojik çeşitliliği koruma konusunda 4 kanun yürürlükte olacaktır. Bu durumda da kaldırılması hedeflenen yetki karmaşası halen devam edecektir" dedi. Tasarının bir diğer gerekçesi olarak AB üyelik sürecinde kuş direktifi ve Habitat direktifine uygun bir mevzuat hazırlanması zorunluluğunun sunulduğunu ifade eden Tolunay, "Ancak bu direktiflerde yer alan sulak alanlar ile tuzlu habitatlar, kıyılar, kumullar, tatlı su habitatları, kurakçıl çalıların yetiştiği habitatlar, taşlık habitatlar gibi ülkemizde de önemli alanlara sahip habitatlar kanun kapsamı dışında kalmaktadır" dedi. 

TASARI KORUMA KAVRAMININ FELSEFESİNE AYKIRI

Kanun tasarısının gerekçeleri içinde tartışmalı olan en önemli konunun korunan alanların turizm başta olmak üzere HES, RES, Madencilik amaçlı kullanımlara açılabilmesinin alt yapısını oluşturan ifadeler olduğuna işaret eden Tolunay, "Örneğin tasarının korunan alanlardaki izin irtifak haklarını düzenleyen 17. Maddesi doğa koruma kavramının felsefesine aykırıdır. 17. Madde ile korunan alanda her türlü faaliyete alanın planlarına uygun olması şartı ile izin verilebileceği açıklanmaktadır. Tasarı gerekçelerinde izin ve irtifakların üstün kamu yararı açısından önemli görülen faaliyetleri kapsayacağı açıklanmıştır. Buradaki üstün kamu yararı oldukça muğlak bir ifadedir ve görecelidir. Toplumun önemli bir kısmı korunan alanların mutlak olarak korunmasında üstün kamu yararı görürken, yöneticilerin enerji, maden üretiminde üstün kamu yararı olduğunu düşünmektedirler. Yine 14. Maddede korunan alanlarda yeniden değerlendirme yapılabileceği açıklanmaktadır. Benzer bir yeniden değerlendirme yakın zamanda Sit alanları için yapılmış ve birçok yerde sit alanları daraltılmıştır" tespitlerini yaptı. 

KORUNAN ALANLAR SÜRDÜRÜLEBİLİR KULLANIMA AÇILIYOR

Tasarı ile korunan alanların sürdürülebilir kullanımına izin verilmesinin de amaçlandığını kaydeden Tolunay "Teoride korunan alanlarda koruma kullanma dengesi korumaya esas olan değerlere zarar vermeden korunan alanlardan yararlanmayı ifade etmektedir. Tasarının 17. Maddesinde verilen izin irtifakların (ulaşım, haberleşme, su isale hattı, doğalgaz, petrol, enerji, iletim hattı, alt yapı tesisi, gölet, mezarlık)  koruma kullanma dengesi ile ilgisi bulunmamaktadır. Kanun bütünüyle değerlendirildiğinde kanun amacının korunan alanlarda yürürlükte olan Milli Parklar kanunuyla oldukça zor olan bu izin irtifaklara onay verilmesinin önünün açılmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır" dedi. 

KORUMANIN TAM OLARAK YAPILAMADIĞI ORTADA

Doğa koruma ve biyolojik çeşitliğin korunmasının son yıllarda giderek önem kazandığının altını çizen Tolunay, bu konuda son 50 yılda çok sayıda uluslararası sözleşme imzalandığını hatırlattı. Ülkemizde son yıllarda başta ormanlar olmak üzere doğal alanların, mera ve tarım alanlarının, kıyılar ve denizlerin baskı altında kaldığını kaydeden Tolunay, "Hazırlanan Kanun Hükmünde Kararnameler ile doğal alanlarımızın tahribine yol açan uygulamalara izin verilmektedir. Doğa koruma ile ilgili ulusal mevzuatımızda eksiklikler olduğu ve ülkemizde doğayı ve biyolojik çeşitliliği korumanın tam olarak yapılamadığı da ortadadır" dedi. 

TASARIDAKİ OLUMLU ADIMLAR

Var olan sorunların ortadan kaldırılması hem de uluslararası sözleşmeler ve AB Direktifleri doğrultusunda korunan alanların etkin bir şekilde korunmasını sağlayacak doğadaki tüm canlıların yaşama hakkını koruyacak bir yasal düzenlemeye gereksinim bulunduğuna dikkat çeken Tolunay, etkin bir doğa ve biyolojik çeşitlilik korunması konusunda eksik kalan tasarı da getirilen yasaklar, habitat ve tür koruma alanları ile listeleri oluşturulmasının olumlu adımlar olduğunu belirtti. 

KORUNAN ALANLAR YATIRIMA AÇILACAK

Tasarı genel olarak değerlendirildiğinde iddia edildiği üzere koruma kullanma dengesinin gözetilmediği, bu dengenin kullanma yönünde bozulmasına yol açacak hükümlerin yer aldığına işaret eden Tolunay, "Yapılacak değişikliklerle korunan alanlarda yapılaşmanın, madencilik, enerji, turizm gibi faaliyetlere öncelik verilmesinin kolaylaşabileceği, böylelikle yeni yatırım alanları oluşturulmaya çalışıldığı değerlendirilmiştir" dedi. 

MADDE MADDE TASARININ EKSİKLİKLERİ

Tolunay yasa tasarısının eksikliklerini maddeler halinde sıralayarak yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini belirtti; 

* Korunan alan kategorilerinin belirlenmesine yönelik kriterlerin tasarı da yer almaması,

* Tasarının yaklaşık 15 yıllık bir süredir gündemde olmasına rağmen habitat ve tür listelerinin halen hazırlanmaması,

* Bu tür ve habitatların koruma alanlarının halen belirlenmemesi,

* Tasarıda anılan korunan alan statülerinin haricinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetki alanında bulunan sulak alanlar ve Ramsar alanları gibi korunan alanlardaki biyolojik çeşitlilik ve doğa koruma çalışmaları, planlamaları ve yönetimi ile ilgili boşluklar olması,

* Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlıkları arasındaki koordinasyonun nasıl sağlanacağına dair bir hüküm getirilmemesi,

* Orman vasfı dışında kalan örneğin bozkır ekosistemleri gibi alanlarda korunan alanların ilanı, tür ve habitatı koruma alanlarının hangi bakanlığın sorumluluğunda olacağının ortaya konmaması,

* Korunan alanların yeniden değerlendirilmesi ile birlikte habitat, tür ve korunan alanların zarar görme riskinin oldukça fazla olması,

* 17. Madde ile birlikte korunan alanlarda korunan alan vasfına uygun olmayan izin ve irtifakların önünün açılması,

* Korunan alanlardaki izin ve irtifakların yönetim planlarına uygun olması halinde izin verilebileceği hükmü ile uzun devreli gelişim planları ve yönetim planlarının hazırlanmasında içlerinin boşaltılacağı,

* Altı doldurulmamış ekolojik etki değerlendirmesi yaklaşımı ile korunan alanların kullanıma açılması riskinin arttırılması,

* Korunan alanlardaki faaliyetlerde ÇED kapsamında kalanlarda Çevresel etki değerlendirilmesi yapılacağı hükmü ile ÇED yönetmeliğine göre izin verilmeyen korunan alanlardaki faaliyetlere izin verilmesi sürecinin başlayabileceği,

* Tasarı ile oluşturulması düşünülen kurullardaki bürokrat sayısının fazla olması, 

* Korunan alanların durumunun takip edilmesinde son derece önemli olan izleme mekanizmasının sadece veri toplama ile kalması, izleme sonuçlarının korunan alan yönetimine aktarılmaması,

* Milli Parklar Kanunun kaldırılması ile korunan alanların tahribine yol açan faaliyetler hakkında açılmış birçok davanın düşecek olması,

* Korunan alanların etkin bir şekilde korunması ve yönetilmesi açısından korunan alanlarla ilgili tüm paydaşların görüşlerinin, işbirliği yapıldığı ve aktif katılımla kararların alındığı mekanizmalara yer verilmemesi 
 

www.evrensel.net