Sancaktar: Grev yasaklayarak antiemperyalist olamazsınız

Sancaktar: Grev yasaklayarak antiemperyalist olamazsınız

Doç. Dr. Caner Sancaktar ile IKBY ve Katalonya'nın bağımsızlık denemelerini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'antiemperyalist' söylemlerini konuştuk.

Kamile KARKUŞ 
Kocaeli 

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesud Barzani, 25 Eylül’de yapılan bağımsızlık referandumun elini güçlendirmesini beklerken süreç, Kerkük gibi tartışmalı bölgeler üzerindeki fiili hakimiyetini yitirmesiyle ve istifasıyla devam etti. Katalonya'da düzenlenen bağımsızlık referandumu ise Katalan bakanların tutuklanması ve Katalan lider Puigdemont hakkında da tutuklama kararı çıkarılmasıyla sonuçlandı. İki bölgede de halkların sandıkta ve sokakta gösterdiği irade karşılık bulmadı. Öte yandan Türkiye'de siyasi iktidar ülkelerin toprak bütünlüğünü savunduklarını vurgulayan açıklamalar yaptı. Erdoğan ise bazı çevreler tarafından 'antiemperyalist' olarak nitelenen açıklamalarıyla süreci iç politikada propaganda aracına dönüştürdü.

Yaşananları Evrensel'e değerlendiren Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Doç. Dr. Caner Sancaktar, bağımsızlığın güçle bağlantılı olduğunun altını çizerek, emperyalist müdahalelerin arttığı dönemlerde ayrılık fikrinin de artığını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın söylemlerine ilişkin ise "Kendi ülkenizde patronların yanında yer alırsanız, işçilerin aleyhinde ekonomi politikaları uygularsanız, OHAL ile grevleri yasaklayarak patronlara 'size hizmet ettik' derseniz antiemperyalist olamazsınız." değerlendirmesinde bulundu.

'ANTİEMPERYALİST OLMAK İÇİN ANTİKAPİTALİST OLMAK GEREKİR'

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir süredir bazı çevreler tarafından ‘antiemperyalist’ olarak nitelenen açıklamalarda bulunuyor. Gerçekte Erdoğan’ın tarif ettiği şey nedir?

Antiemperyalizmi tarif edebilmek için önce emperyalizmi tarif etmek lazım.  Emperyalizm, gelişmiş kapitalist ülkelerin, az gelişmiş ülkeler üzerinde kurduğu iktisadi ve siyasi hakimiyet sistemidir. ABD, Japonya ve Batı Avrupa devletleri emperyalist ülkelere örnektir. Bu ülkeler askeri araçlarını, güçlü şirketlerini, siyasal ideolojik araçlarını kullanarak geri kalmış ve daha zayıf ülkeler (Afrika, Asya ve Latin Amerika’dan ülkeler örnek verilebilir) üzerinde hakimiyet ve sömürü mekanizmaları oluştururlar. Biz buna emperyalizm deriz.

Yani antiemperyalist olmak demek bu gelişmiş kapitalist ülkelerin az gelişmiş ülkeler üzerinde kurdukları hakimiyete ve sömürüye karşı çıkmaktır. Antiemperyalist olmak için öncelikle antikapitalist olmak gerekir. Bu emperyalist hakimiyet ve sömürü ilişkilerinin geriletilebilmesi veya yok edilebilmesi için emperyalist ilişkilerin altında yatan kapitalist ekonomik ilişkilerin çözülmesi ve zayıflatılması gerekir. Bu nedenle kapitalist ekonomiye karşı çıkmayan biri samimi antiemperyalist olamaz. 

Bu noktada AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğer antiemperyalist olma konusunda samimi iseler kendi ülkemizden başlayarak, kapitalizme karşı çıkmaları gerekir. Bu da işçilerin yanında, patronların karşısında olmayı gerekli kılar. Eğer siz kendi ülkenizde patronların yanında yer alırsanız, işçilerin aleyhinde ekonomi politikaları uygularsanız, OHAL ile grevleri yasaklayarak patronlara size hizmet ettik derseniz antiemperyalist olamazsınız. 

'AKP İÇ POLİTİKADA DA DIŞ POLİTİKADA DA PRAGMATİK BİR SİYASET İZLİYOR'

O halde Erdoğan'ın  'Ey Avrupa, ey Almanya' söylemleri ile icraatları arasında tutarsızlıkdan bahsedebilir miyiz? 

Gerek AKP'nin gerekse Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son dönemlerde geliştirdiği ABD karşıtı, Almanya karşıtı söylemlerini antiemperyalizm değil, AKP iktidarı ile Almanya hükümeti veya ABD hükümeti arasındaki anlaşmazlıkların dışa vurumu olarak görüyorum.

Gelecek dönemde Almanya iktidarı ile AKP arasındaki anlaşmazlık çözülürse, gerek AKP kurmayları gerekse Cumhurbaşkanı Erdoğan bu söylemini değiştirecektir. Yoksa antiemperyalist olmak çok daha geniş kapsamlı ve geniş boyutlu bir politikadır, süreçtir ve duruştur. Ki bu anlaşmazlıklar da yeni yeni ortaya çıktı. AKP 2002'den beri iktidarda. 2002'den 2013'lere, hatta 2015'e kadar Washington ile, Berlin ile ilişkiler gayet iyiydi.

Son dönemlerde bana öyle geliyor ki AKP iktidarı, Berlin ve Washington'dan aradığı desteği bulamıyor. Erdoğan da bundan rahatsızlık duyduğu için ABD karşıtı, Almanya karşıtı söylemlere başvuruyor.

Bir de tabii Erdoğan siyasete başladığı günden itibaren çok pragmatik bir siyaset izledi. Seçim dönemlerine göre, konjonktüre göre söylemini değiştirir. Oy toplamak için gerektiğinde muhafazakar, zaman zaman liberal, zaman zaman milliyetçi söylemlere başvurur. 7 Haziran seçimlerinden sonra kaybettiği oyları toparlamak için milliyetçi söylemlere başvurdu. Milliyetçi söylem çerçevesinde zaman zaman Almanya'yı ABD'yi eleştiren çıkışlar yapıyor. AKP de Erdoğan da emperyalizme karşı değildir. 

'UKKTH'NİN ORTADOĞU'DA İŞLETİLMESİNE İZİN VERİLMİYOR'

Ortadoğu’da paylaşım savaşı sürüyor. Ülkemizde '82 Kerkük, 83 Musul' benzeri çıkışlar oldu. Barzani’ye yönelik tehditler savruldu.  Ortadoğu’daki bulanık tabloya dair ne söylenebilir? Türkiye bu tabloda nerede duruyor? Ulusların kendi kaderini tayin hakkı (UKKH) ile ilgili düşünceleriniz neler?

UKKTH geçtiğimiz yıllarda özellikle Kosova meselesinde gündeme geldi. Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılması bir yerde UKKTH’ye dayandırıldı. Burada şu söylendi: “Bir ulus bir devlet tarafından soykırıma veya etnik temizliğe maruz bırakılıyorsa, insan hakkı ihlallerine maruz bırakılıyorsa o ulusun kendi kaderini tayin etme hakkı vardır." Kosova böylece bağımsızlığına kavuştu.

Ortadoğu’ya dönersek bence asıl mesele petrol kaynaklarının kontrolüdür. Bugün Kerkük ve Musul iki önemli petrol rezervidir. Dolayısıyla Kerkük ve Musul'un kaderini bence orada yaşayan halklar belirleyemeyecektir. Dünyanın büyük petrol şirketleri ve o şirketlerinin temsilcisi devletleri belirleyecektir. Yani UKKTH’nin Ortadoğu da işletilmesine izin verilmeyecektir.

Asıl mesele burada ulusların özgürlüğü değil, önemli olan buranın piyasasına, petrol kaynaklarına hakim olmaktır. Bölgede bir de İsrail faktörü var. İsrail ve ABD burada İsrail’in güvenliğini sağlamaya yönelik politikalar güdüyorlar. İsrail'i tehdit edecek hükümetlerin ortaya çıkışını engellemek istiyorlar. 

'BARZANİ ÖRNEĞİ, EMPERYALİZME GÜVENİLEMECEĞİNİ GÖSTERİYOR'

Son dönemde iki bölge çok tartışılıyor: Katalonya ve Irak Kürdistan Bölgesel Yöetimi. Dünya konjonktürüyle de bağlantılı olarak UUKTH uygulansa nasıl uygulanırdı?

Uluslararası hukuk açısından baktığımızda, örneğin Birleşmiş Milletler (BM) kurucu anlaşmasına baktığımızda, ne Katalonya ne de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) bağımsızlık ilan edemez. BM'nin tandığı iki devlet var: İspanya ve Irak.

Ne yazık ki Uluslararası ilişkiler ve politikalar güç üzerinden yürüyor. İsterdim ki bu ilişkiler hukuk üzerinden yürüsün, sorunlar hukuki yollarla, barışçıl yollarla çözülsün. Bir bölgenin bir devletten kopup bağımsız devlet haline gelmesi tamamıyla güçle ilgilidir. Gücünüz varsa yaparsınız gücünüz yoksa bunu yapamazsınız.

Örneğin Kosova, NATO’nun Sırbistana dönük askeri operasyonu sayesinde ve sonucunda bağımsız oldu, hukuk yoluyla değil. Eğer IKBY bağımsız olacaksa bu da ancak savaşla olur. Bu savaşın galibi kim olursa ona göre şekillenir. Referandumda bağımsızlık çıktı, fakat güç devreye girdi ve Irak bölgeyi tekrar ele geçirdi. Barzani istifa ederken ABD'den beklediği desteği bulamadığını itiraf etti. "ABD bizi yarı yolda bıraktı" dedi. Katalonya’nın da İspanya ile savaşacak bir ordusu, gücü yok. Ayrılması aynı şekilde çok zor. Belki özerk yapısını koruyabilir. İleride güç dengeleri değişirse bunlar değişebilir.

Bu koşullar altında emperyalizmin, kapitalizmin bu kadar vahşileştiği bu dönemde UKKTH kullanılamıyor. Uluslararası hukuku kimin yaptığı, kuralları kimin koyduğu belli. Emperyal müdahalelerin arttığı dönemlerde ayrı yaşam fikirleri doğru orantılı olarak artıyor. Barzani örneğinde ise emperyalizme güvenilmeyeceği görülüyor. Katalonya örneğinde ise müdahale açıkça görülüyor.

www.evrensel.net