Suudi operasyonunun mali etkisi daha yeni başlıyor

Suudi operasyonunun mali etkisi daha yeni başlıyor

Suudi Arabistan'da Prens Muhammed’in siyasi iktidarını güçlendirme operasyonu, ülke ekonomisinin neoliberal dönüşümü açısından da yolu temizliyor.

Paul COCHRANE
Middle East Eye

Suudi Arabistan’da yolsuzluk operasyonuyla, bir haftadan daha kısa bir süre zarfında ülkenin en varlıklı üç isminin de içlerinde bulunduğu onlarca prens tutuklandı.

YABANCI SERMAYENİN ÖNÜ AÇILDI

Tutuklamalar, ekonomik reformları gerçekleştirmek için krallığın yatırım ortamını temizlemesi olarak gösterildi. Sistemin revizyona ihtiyacı olduğunu yöntemi şiddetle eleştirenler bile kabul ediyordu. Tek sebebinin yolsuzluk olduğu şüpheli operasyon aslında Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın iktidarını güçlendirmek için yaptığı bir hamle.

Bununla birlikte tutuklamaların arkasındaki komplo ve motivasyonlar ne olursa olsun, gündemi dışarıdan okumaya çalışan yatırımcılar için, operasyon uzun zamandır gerekli olan reformların önünü açıyor.

Londra merkezli Capital Economics’de Ortadoğu ekonomisti olarak görev yapan Jason Tuvey “Açıkçası, Suudi ekonomisi yıllardır yolsuzluk tarafından engellendiği için yolsuzluğun üzerine gidilmesi olumlu bir adım” yorumunda bulundu. “Küçük firmalar, kraliyet ailesiyle yakın ilişkileri olan büyük firmalar ile rekabet edebilmek ve bürokratik engelleri aşabilmek için bir simsarlar ordusuna güvenmek zorunda kalıyordu.”

Elvelid bin Telal’ın da aralarında bulunduğu 11 prensin, 4 bakanın ve onlarca kişinin gözaltına alınması ve soruşturmanın genişletilip genişletilmeyeceğinin henüz kesinlik kazanmaması krallık içindeki ve dışındaki yatırımcılar üzerinde cesaret kırıcı bir etki yaratmış olabilir.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman
Veliaht Prens Muhammed bin Selman

ÇÖLÜN DAVOS’U HAPİSHANEYE DÖNÜŞTÜ

Yabancı yatırım konferanslarını ağırlamasıyla Krallığın “Çöldeki Davos’u” olarak görülen altı yıllık Ritz Carlton Oteli son konferanstan sadece birkaç gün sonra, bir gecede hapishaneye dönüştürüldü.

Otelde gözaltında tutulanların arasında Twitter, Apple ve Citigroup gibi çok uluslu şirketlerde kayda değer hisselere sahip olan kişilerin de bulunduğu söyleniyor. Gözaltına alınan isimlerden dolar milyarderi bin Telal’ın sahibi olduğu Londra’daki Savoy Otel’e Suudi hükümetince el konulabileceği de iddialar arasında.  

Operasyonun detayları halen netlik kazanmamış olsa da Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin tutuklamaların arifesinde Riyad’da istifasını vermesi ve iki ülke arasındaki yakın ekonomik ilişkiler göz önüne alındığında Lübnan’da belli başlı bir merkez üssü olarak ortaya çıkıyor. 

PRENS, ÖZELLEŞTİRMENİN ÖNÜNÜ AÇMAK İSTİYOR

Suudi Arabistan, petrole olan bağımlılığını azaltarak ekonomisini çeşitlendirmek için yatırım çekme konusunda önemli bir ilerleme kaydetmiş değil. Muhammed bin Selman tarafından haziran 2016’da ilan edilen ‘2030 Vizyonu’ adlı reform programı, özel sektörün GSYİH içindeki payını yüzde 40’tan yüzde 60’a yükseltmeyi ve 2020 yılına kadar özel sektör istihdamını 450 bin artırmayı hedefliyor.

Gözlemciler, son tutuklama dalgasının Selman’ın krallık üzerindeki otoritesini pekiştirmesinin yanı sıra, öngördüğü değişimlere karşı oluşabilecek potansiyel bir muhalefete karşı da gözdağı verme amacı taşıdığını söylüyor.

Londra Ekonomi Okulundan Doç. Dr. Steffen Hertog ise “Sermayenin ülke dışına kaçışı ve ticari güven açısından ne derecede hasar alındığını ilerleyen günlerde göreceğiz” diyor. 

Tutuklular, sahip oldukları hisselerin değeri düştükçe maddi kayba uğrarken bu durumun Suudi ekonomisi üzerinde şimdiye kadar gözle görülür bir etkisi olmadı. Bloomberg’e göre, tutukluların banka hesapları dondurularak toplamda 33 milyar dolarlık kişisel servet riske atılırken şirket hesaplarına dokunulmadı.

Bununla birlikte prenslerin Suudi ekonomisindeki yatırımlarının boyutu tam olarak bilinmiyor. Tuvey bu konuda, “Eminim ki bu prenslerin kırk tarakta bezi vardır” yorumunu yapıyor.

YATIRIMCILAR, NEOLİBERAL GÜVENCE İSTİYOR

Riyad yönetimi yatırımcıların güvenini sağlamak için tutuklamaların sadece ekonomiyi tekelleştiren eski düzenin kaldırmayı hedeflediğini ve kesinlikle göstermelik duruşmalarla sonuçlanmayacağını göstermek zorunda.

Washington merkezli danışmanlık şirketi Gulf State Analytics’in kıdemli danışmanı Theodore Karasik, “Krallık, kendi yolsuzlukla mücadele kampanyalarını başlatan Birleşik Arap Emirlikleri dahil olmak üzere diğer Körfez ülkelerinden ders alabilir. Şimdi Suudilerin sırası. Suudiler, krallıktaki ve bölgedeki herkese yeni düzenin yolsuzluk karşıtı olduğunu ve yatırımcılar için daha şeffaf bir ortam yaratılmak istendiğini göstermek zorunda” dedi.  

Ancak Suudiler en başından beri farklı bir tutum takındı. Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki operasyon bir gece yarısı beş yıldızlı otellerin nezarethanelere dönüştürülmesiyle değil kapalı kapılar ardında ve zamana yayılarak yürütülmüştü.

Tuvey, “Suudi Arabistan’daki yatırımların geçen sene yüzde 16 oranında daraldığını belirtmek gerekir”, dedi. “2030 Vizyonu’nun bir parçası olarak yabancı yatırımcıların davet edildiği bir ortamda Suudilerin isteyecekleri son şey siyasi bir kargaşa. Ne var ki bunun gerçekleşmesi de ihtimal dahilinde.”

PRENS, ULUSLARARASI RÜŞVET AĞINI SORUŞTURMAYACAK

Operasyonları saran belirsizlik göz önüne alındığında, uluslararası yatırımcılar, bu tasfiyeye dahil olup olmayacakları konusunda tedirginlik duyabilirler. Krallığın anlaşmaları güvence altına almak için İngiliz Havacılık ve Uzay Dairesi dahil olmak üzere birçok kurumla rüşvete dayalı bir ilişki kurduğu suçlamaları İngiliz hükümetince soruşturulmuştu.

Fakat görünen o ki Muhammed bin Selman işi oraya kadar götürmek istemiyor.

(Analist) Tuvey, “Bu işin odak noktası uluslararası şirketlerin Suudi bakanlara veya iş adamlarına verdiği rüşvetler değil. Bence Muhammed bin Selman bu büyük uluslararası şirketleri kamusal alanda suçlama konusunda istekli olmayacaktır” dedi.

Hertog ise, “Bunu söylemek için henüz çok erken fakat kraliyet ailesi dışındaki iş adamlarının peşinden gidilmesi ekonomik açıdan çok pahalıya mal olacaktır. Benim tahminin bir sonraki hedeflerin diğer prensler ve yetkililer olacağı yönünde.” dedi.

Önümüzdeki iki hafta boyunca yolsuzluk iddialarıyla ilgili daha fazla gözaltı yapılabilir.

ASIL HEDEF İNŞAAT ŞİRKETLERİ

Geleneksel olarak Suudi kraliyet ailesini destekleyen medya şirketleri ile ilgili olan, özellikle al Arabiya TV’nin de içinde bulunduğu MBC televizyon ağının sahibi Elvelid el İbrahim’in ve Rotana’da yüzde 80 payı bulunan Elvelid bin Telal’in tutuklanması analistleri gafil avlamışken inşaat firması sahiplerine karşı düzenlenen operasyonlar ise daha az şaşırtıcı oldu. Tuvey, “İnşaat şirketlerinin soruşturmaya dahil olması geçmişte yapılan aşırı şişirilmiş sözleşmelerin gündeme getirilmesi dolayısıyla kaçınılmazdı.”

Operasyondan etkilenen en büyük firma, kutsal Mekke şehrinin başlıca imarcılarından olan Suudi bin Ladin İnşaat Grubu Başkanı Bekir bin Ladin’e ait.

Ancak dikkat çekici olan, firmaya 2015 yılında 107 kişinin ölümüne sebep olan bir vinç kazası sonrası devlet ihalesi verilmemesiyle milyarlarca dolar kaybetmesi ve zaten ekonomik olarak kötü durumda olmasıydı. Şirket, 2016 yılında 77 bin işçisini işten çıkarmıştı.

Diğer firma ise Lübnan’daki Hariri ailesinin kurduğu ve temmuz ayında iflas eden Saudi Oger’di. Tutuklanan prenslerden biri olan Prens Abdülaziz bin Fahr, Hertog’a göre şirkette resmi olmayan büyük bir hisseye sahip. “Saudi Oger, Fahd ve Abdullah’ın şaibeli projelerine dahil olmuştu.”

İronik bir şekilde, Saudi Oger, prenslerin gözaltına alındığı Ritz-Carlton Otelini inşa eden firma.

SAAD HARİRİ DE OPERASYONA DAHİL Mİ?

Tutuklamalardan sadece birkaç saat önce Hariri’nin istifası, soruşturmalar ve istifa arasında bir bağlantı olup olmadığı konusunda spekülasyonlara sebep oldu. Tuvey, “Neler olduğunu bilmek zor ancak Hariri’nin bu yolsuzluk operasyonlarına dahil edildiğine dair söylentiler var” dedi.  

OPERASYONLARDA ABD PARMAĞI

donald trump

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kusher’in Selman ile buluşmak için ekim ayında krallığa yaptığı beklenmedik ziyaret, soruşturmanın Riyad ve Washington arasında bir iş birliği ile yapılıp yapılmadığına dair de spekülasyonlara sebep oldu.

Tuhaf bir şekilde, bin Telal gibi tutuklananların bir kısmının Hillary Clinton’ın eski kampanya müdürü olan John Podesta’nın kurduğu ABD’li lobi firması olan Podesta Grup ile ilişkileri olduğuna dair de iddialar var.

Clinton yanlısı olan bin Telal, Trump’ın başkanlığına karşı olduğunu 2016 yılında Twitter’da kamuoyuna açıklamıştı.

Bin Telal, Trump’a yönelik olarak “Sadece Cumhuriyetçi Parti için değil tüm Amerika için bir utanç kaynağısınız” tweetini atmıştı. “ABD başkanlık yarışından çekilin, asla kazanamayacaksınız.”

LÜBNAN BAĞLANTISI

saad hariri
Saad Hariri

Gulf State Analytics’in Danışmanı Theodore Theodore Karasik’e göre tutuklamalar -Hariri’nin istifası da göz önüne alınırsa- Lübnan ve Suudi bankaları arasındaki rüşvet ilişkilerine dayanan mevcut bankacılık sisteminin tasfiyesiyle de ilişkili. 

Suudi Arabistan; BAE, Bahreyn ve Mısır’ın oluşturduğu Anti-Terör Dörtlüsü’nün (ATD) bir parçası. ATD teröre finansman sağlamakla ve ayrıca İran ile onun Lübnan’daki vekili Hizbullah’la yakın ilişkiler kurmakla suçladığı Katar’a altı ayı aşkın süredir ambargo uyguluyor. 

ABD’nin aralık 2015’te  Hizbullah’ın finansal kaynaklarını kurutmaya yönelik oluşturduğu ve yaptırımları genişletmeyi hedeflediği program Lübnan finans sektörünü baskı altına aldı. 

Suudiler soruşturmayı derinleştirirse Lübnan bankalarının ve inşaat firmalarının da başı ağrıyabilir. Bu hafta başında Suudiler Lübnan’ı -Hizbullah saldırganlığına göz yumarak- kendilerine savaş açmakla itham etmişti. Riyad bu konudaki ısrarını sürdürürse Suudiler ve Körfez’deki diğer aktörler Lübnan bankalarından paralarını çekebilir.

İsmini vermemek şartıyla konuşan üst düzey bir Lübnanlı bankacı “Milyarlarca doların çekilmesi ekonomiyi etkileyecektir.” dedi. “Daha büyük bir tehlike ise Suudilerin, -BAE’nin daha önce yaptığı gibi- Lübnanlı göçmen işçileri sınır dışı etme kararı alması. Körfez’den gelen büyük çaplı işçi dövizlerinin kesilmesi büyük bir felaket olur.”

Gurbetçi işçi dövizleri ülkeye giren nakdin üçte ikisini ve Arap Bankaları Birliğine göre Lübnan GSYİH’sinin yüzde 15’ini oluşturuyor.

Tuvey’e göre Lübnan için ciddi bir risk söz konusu. “Lübnan ciddi ölçüde bankacılık sistemine nakit akışına bağımlı durumda ve Körfez ülkeleri Lübnan’a ciddi sonuçlar doğurabilecek yaptırımlar uygulayabilir.”

(Çeviren: Deniz Hale Durakbaşı)
*Ara başlıklar Evrensel’in tercihidir

www.evrensel.net