Eskiler alıyormuş, Orhan Veli

Eskiler alıyormuş, Orhan Veli

Cem Keser, ölüm yıl dönümünde Orhan Veli'yi yazdı: Evet o bir gariptir. Kendisine böyle denilmesinden hoşlanır ama temelde sürekli mücadele eder.

Cem KESER

Eskiler alıyormuş, bir de üstüne rakı şişesinde balık olmak istemiş, Süleyman Efendinin nasırının çığlığı bile derdi olmuş şiirinin. Yaşamı şiirleri gibi biraz ironik, zamanında Ankara’da yaptığı PTT memurluğu, şairin ölümünün de habercisi gibi olmuş, Ankara’da geziyorken bir PTT çukuruna düşmüş fakat ölüme çoktan restini çekmiş Orhan Veli  ölüme yakın şiirinde “Ölürsek temizleniriz, ölürsek iyi adam oluruz” demiş...

İSTANBUL’DA TOHUMLANIP ANKARA’DA YEŞEREN ‘BİR GARİP ŞİİR VE ŞAİRLERİ’

Gözleriyle dünyaya 13 Nisan 1914’te bakmaya başlar Orhan Veli. Kendinden küçük iki kardeşi var. Çocukluğu 1. Dünya Savaşı’ndan yeni çıkan, psikolojik ve ekonomik sıkıntı içinde olan ama yine de kendini var etmeye çalışan bir toplumun içinde geçer. Kim bilir belki de şiirlerinde kendine addettiği gariplik ve kimsesizliğin nedeni çocukluğunun böyle bir ortamda geçmesidir.

Anafartalar İlkokulu’nda eğitime başlayan Orhan Veli daha sonra Galatasaray Lisesi’nde eğitimine devam eder. Fakat buradan Cumhurbaşkanlığı Orkestrası Bando Takımı maestrosu olan babasının isteğiyle Ankara’ya yerleşir. Ankara, Galatasaray Lisesinde edebiyat kozasına giren Orhan Veli’nin kabuğunu çatlatacağı yerdir. 1925 yılında annesi ile birlikte Ankara’ya yerleşen Orhan kendisini ve Türkiye’de şiirin yönünü değiştirecek bir sürecin içinde olduğundan habersizdir.

“Üç kafadar, çocukluktan delikanlılığa el ele geçtik. Dünya nimetlerini bir arada tattık. Şiir bizim için yaşamaktan ayrı bir şey değildi. Hayalimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi ortaklaşa kullandık. Bu macerada da el ele yürümek bizi birbirimize büsbütün bağladı."

Oktay Rıfat’ın dediği gibi garip şairleri tanıştıkları andan beri hayatlarını ortaklaştırmıştır. Fakat birbirlerini tanımadan önce bile “Hayat” şairler için aynı senaryoyu çizmiştir. Şairlerimizin üçü de çocukluklarının bir kısmını İstanbul’da geçirip ailelerinin işleri dolayısıyla Ankara’ya yerleşmiştir.

İlk tanışanlar Oktay ile Orhan’dır. Ankara Erkek Lisesi’nde 1930 yılında tanışırlar. Tanıştıktan sonra Orhan Veli her teneffüs arasında Oktay Rıfat’ın yanına giderek “Hadi Orhan bu teneffüsü de gavur etmeyelim” der. “Şiirden konuşalım” demektir bu. Aradan bir sene sonra Melih Cevdet gruba katılır. Garip’in sac ayağı böylece tamamlanmış olur.

Üç şairin Ankara’da okumasının onlara sunduğu en büyük yararsa şüphesiz Ahmet Hamdi Tanpınar’dır. Tanpınar, şairlerin Ankara Erkek Lisesi’ndeki öğretmenlerinden biridir.

İLK DENEMELER

Edebiyat tartışabilecekleri uzun teneffüsler şairlerimize artık yeterli gelmez. Artık bir ürün ortaya koymanın zamanı gelmiştir. Ankara Erkek Lisesi’nin yayın organı ‘Sesimiz’ şairlerin ilk kez yazmaya başladıkları dergidir denebilir. (Her ne kadar Orhan Veli’nin Çocuk Dünyasında adlı dergide basılan bir hikâyesi mevcut olsa da) Tiyatroya oldukça meraklı olan Orhan Veli, ilk piyesini bu dergide yazar. “Yahudi’nin fendi Arnavut’u yendi” adlı piyes derginin ilk sayfasında yayımlanır.

Orhan Veli

‘ORHAN’IN YOKLUĞU ŞİİRİN YOKLUĞUDUR’

Lise eğitimini tamamlayan Orhan Veli, 1933’te İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne kaydolur. Şairlerin yolları ilk kez ayrılır. Bu durum grubun yazma eyleminde bir duraksama süreci başlatır. Orhan Veli, Garip’in dinamosudur. Onu yanlarında göremeyen Melih Cevdet ve Oktay Rıfat yazmaya ara verirler ta ki 1936 yılında Orhan’ın okulu yarıda bırakarak Ankara’ya dönmesine kadar. Kaderin cilvesine bakın ki Orhan, Ankara’ya döndüğünde PTT müdürlüğünde işe başlamıştır.

‘GARİP DOĞUYOR’

Orhan’ın Ankara’ya dönmesi diğer iki şairin şiire dönmesini sağlar. 1936 yılında şairler şiirlerini Varlık dergisinde yayınlamaya başlar. İlk şiirlerini Mehmet Ali Sel adıyla çıkarır. Fakat Orhan için arayış tamamlanmamıştır.

“O yıl çok mesuttu.(1936) Ama bu çok sürmedi. İçin için, ‘Şiirden gelen bu mu? Hepsi bu kadar mı?’ der gibi bir hali vardı. Zaten bu hal üçümüzde de vardı. Şiirden çok şey ummuştuk.” (Melih Cevdet Anday)

1941 yılında Garip şiir seçkisi yayımlanır. Uyağı, vezini, kısacası eskiyi bütünüyle reddeden Garip şiirinin konusuna Süleyman Efendinin nasırını bile sokar. Orhan Veli sade bir dilden yanadır. Halkın sorunlarını yine halkın anlayabileceği bir dille anlatır. ‘Kuyruklu şiir’de ciğercinin kedisi ile sokak kedisini karşılaştırarak aslında sınıfsal bir farktan söz etmiştir. Sokak kedisi garipliği temsil eder. Gariplik ise Orhan Veli’nin şiirinde terk edemeyeceği bir “yitiklik”tir.  

Uyuşamayız, yollarımız ayrı;
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;
Senin yiyeceğin, kalaylı kapta;
Benimki aslan ağzında;
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.

Orhan Veli’nin bahsini ettiğimiz bu “gariplik dili” dönemin karikatürlerinde bile eleştiri konusu olmuştur.

Orhan Veli
-Şu İstanbul'a bak şehir değil adeta şiir
-Evet, hem de yeni şiirlerden. Bir tarafı bir tarafını tutmuyor.

‘SON YAPRAK’

Orhan Veli, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Melih Cevdet Anday ile birlikte dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in açtığı tercüme bürolarında çalışır. Daha sonra Hasan Ali Yücel’in bakanlıktan ayrılması tercüme bürosununun kapanmasına sebep olmuştur. Hem tercüme bürosunun kapanması hem de siyasi ortamın değişmesi Orhan Veli ve  Garip şairleri ile birlikte Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Abidin Dino, Arif Dino, Erol Güney, Nusret Hızır, Mahmut Dikerdem, Cahit Sıtkı Tarancı, Necati Cumalı gibi şairleri birbirlerine yakınlaştıran bir süreci de beraberinde getirir. Sürekli yapılan toplantılar sonucunda 1948 yılında ‘Yaprak’ adlı dergi çıkarılır. Orhan Veli bu derginin yeni bir sayısının çıkması için paltosunu, son sayısının çıkması için de Abidin Dino’nun kendisine verdiği hediyeleri satar.
Yaprak, Orhan Veli’nin Garip şairleriyle birlikte biçimlendirdiği son edebi atılımdır. Orhan Veli, Yaprak dergisinin son sayısından 5 ay sonra hayata gözlerini yumacaktır.

Ben Orhan Veli
1914’te doğdum
1 yaşında kurbağadan korktum
2 yaşında gurbete çıktım
7’sinde mektebe başladım
10 yaşında yazmaya merak saldım
13’te Oktay Rıfat’ı
16’da Melih Cevdet’i tanıdım
17 yaşında bara gittim

Hayatı boyunca hastalıklarla boğuşmuş, 25 yaşında kaza geçirip 20 gün komada kalmış, Nâzım Hikmet için Melih Cevdet ve Oktay Rıfat ile açlık grevine girmiş; yani hep zorluklar yaşamış ama yılmamış Orhan Veli…

Evet o bir gariptir. Kendisine böyle denilmesinden hoşlanır ama temelde sürekli mücadele eder. Mücadelesinde şiiri sürekli yanı başındadır, son anına kadar onu bırakmaz.

Ankara’da PTT çukuruna düştükten sonra İstanbul’da arkadaşının yanına gelmiş Orhan Veli, üzerinde bir ceket varmış, ceketin cebinde ise diş fırçasına sarılı tamamlanmamış bir şiir fenalaşıp hastaneye kaldırıldığında seyr-ü zaman 14 Kasım 1950’yi gösteriyordu.

Bu dünyadan bir Orhan Veli geçti...

Son Düzenlenme Tarihi: 14 Kasım 2017 15:20
www.evrensel.net
ETİKETLER Orhan Veli Kanık