Kemal Dinç: Halkın şarkıları resmi tarihle uyuşmaz

Kemal Dinç: Halkın şarkıları resmi tarihle uyuşmaz

Müzisyen Kemal Dinç ile yeni sezon açılışını 35. Uluslararası İzmir Tiyatro Festivali’nde yapan müzikal-anlatı oyunu Anatolia'yı konuştuk.

Şerif KARATAŞ
İstanbul 

Müzisyen Kemal Dinç'in yazıp yönettiği, Barış Atay’ın oynadığı bir müzikal-anlatı oyunu Anatolia, on epizotta on farklı yüzün türlü ve tuhaf maceralarını içeriyor. Yeni sezonda 35. Uluslararası İzmir Tiyatro Günleri’nde ilk gösterimini alan Anatolia, Türkiye ve Avrupa sahnelerinde de tiyatro ve müzikseverlere perdeyi aralayacak. Işık ve ses Basil Abdunnur’un yaptığı oyunun müziğini Kemal Dinç, Onur Gügercinoğlu ile birlikte yapıyor. Oyununda halk şarkılarının resmi tarihle uyuşmazlığına dikkat çeken Kemal Dinç, sorularımızı yanıtladı.  

Neden müzikal anlatı?

Müzikal-anlatı, gösteri ve sahne sanatı olarak günümüzde pek rastlanılmayan bir tür. 1700’lerden başlayıp günümüze kadar pek çok farklı formlarda biçimlenen müzikal tiyatro, müzik ve dans çeşnileriyle de sahnelenir oldu. Anatolia’da ise müzikli oyuna bir de anlatıcılığı ekledik. Burada anlatıcı, okuduğu zamanları düşleyen, deliren, küfreden, şarkılar söyleyen türlü kişilerle kendini özdeşleştiren bir karakter rolünde. Müzikal anlatı fikri de buradan doğdu. 

Anatolia’nın hazırlık çalışmalarından bize biraz bahseder misin?

Barış Atay’la ilk tanıştığımızda sinema ve müzik üzerine sohbetlerimiz oldu. Birlikte çalışma fikri doğunca oyunu yazmaya başladım. Çalışmaya koyulduğumda 5 bin yıl evvelin Demir ve Tunç Çağlarında Anadolu’ya göçlerle gelip yerleşen Palaca, Luvice ve Nesice dilleriyle karşılaşmıştım. Göçlerle gelip yerleşen Thrako-Frig, Dor, İon, Muski ve Arami halklarının ve daha nicelerinin gelip geçtiğini tasavvur edebildikçe, Anadolu halkların ne denli köklü budaklı olduğunu sezebiliyor insan. Yunus’un, “Sual eylen bizden evvel gelene / Kim var imiş biz burada yoğ iken” dediği tam da bu. Şu son yüz yıllara doğru ardıllanan iktidarların Yunus’un tam tersi bir anlayışta olduğunu oldukça net görebiliyoruz. Bu nedenle oyunun son epizotunda Cumhuriyet ve sonrasını, hatta dünya haberlerinde bahsi geçen tuhaf olayları konuya dahil etmeye çalıştım. Tüm bunları derleyip yazmam yarım yılımı aldı ve ilk provaları Almanya’da, sonrakilerini İstanbul’da aldık.

Anatolia oyunu ne anlatıyor?

On epizotun ilki bir yılan düşü. Düşünde şekillenen oluş, varlık ve nesnellik gerçeğe, gerçeklik de insanda özneye dönüşüyor. İnsan insanı işliyor, alt ile üst oluyor. Düzenler kuruyor, yönetiyor, savaşıyor, göçüyor. Kasırganın en durgun orta yerinden tek başına dışarı fısıldayanlar var. Yunus Emre ikinci epizot. Yunus’un üç döneminden sonuncusu, İslam’ın reddettiği dönem şiirleridir yani, “Merdivenden ittiler yüksekten bakar ise. Yüzüm yerde gerek. Bana rahmet yerden yağar” dediği dönem. Padişaha dalyarak diyen Şair Eşref, 19 bebek kardeşini boğduran III. Mehmed, 60 bin insanı canlı halde kazdığı kuyulara atarak kuyucu lakabını alan Murad Paşa, ayağına demir ökçe taktırarak sarayında görmek istemediği kadınlara geldiğini bildirme yöntemleri uygulayan III. Osman oyunda adı geçenler. Ve Cumhuriyetle birlikte yüzünü Batıya dönen yeni dönem, Dünya haberleri var. Lirik bir serzenişle de perde kapanıyor. 

ANADOLU’NUN TARİHİ 

Oyundaki kurgunun bir nevi Anadolu tarihi kronolojisine dayandığını söyleyebilir miyiz?

Evet, oyunumuzda kronolojik bir akış ve bu akışın tarihte mührü veya halk dilinde sözü olanların kimi durakları var. Osmanlı’nın Venedik, Rusya ve İran savaşlarını yazan tarih kitaplarında aynı zamanın Tiflisli Sayad Novası’nı göremeyiz örneğin. Tarih kitapları Cem Sultan’ın abisi II. Bayezid’le süren taht kavgalarını yazarken, halk Köroğlu’na “Tarih yazın şu dağlara nişane” dizelerini söyletir. Halkın dağlara ve şarkılarına yazdığı tarih okulda okuduklarımızdan farklıdır. Abdülhamit’in şanı mı, Şair Eşref’in sözü mü? “Attığın top sana döner Padişah/ Kerbela’ya çeviren memleketi bahtındır/ Yıkılıp üstüne enkazı yakında ezecek /Bir çürük tahtaya bastın ki o da tahtındır” diyen Eşref’in hicvi daha nice iktidarlara yeteceğe benziyor.

‘İKTİDARIN SADAKATLİ OKURLARI, HİÇ BİR ERMENİ AĞIDI DUYMAMIŞ SAĞIRLARDIR’ 

Sence resmi tarihle halkın şarkıları çelişiyor mu?

Halk kahramanlarının gerçek ve gerçek dışı, yani halkın kendisine söylettiği veya addettiği destansı yanları var. Burada söylence ile izlek bir olduğunda uçan ata dönüşür, Ayvaz olur, lakin kılınçta gerçeklik payı yüksektir, Babailer’in, Celaliller’in sembolüdür. Aynı olgu resmi tarihte olsa da ikisi arasındaki fark, birinin sürdürmeğe çalıştığı egemenliktir. Biri yok etmeye, diğeri yaşamaya dairdir. Bu yönüyle halkın şarkıları resmi tarihle uyuşmaz. Ortaokulda İzmirli bir öğretmenden Çaldıran muharebesini dinlerken, Şah İsmail hakkında söylediği ‘kancık, kaltak’ gibi yakıştırmalara, Yunanlılar hakkında anlattıklarına alaycı şekilde tüm sınıf hep beraber gülerdik. Ancak bağlama çalıp Şah Hatayi nefesleriyle karşılaştığımda, Yunan halk şarkılarını öğrenip söylediğimde bunun hiç de öyle olmadığını görmüştüm. Ermeniler’e  “Afedersin” diyen bir iktidarın sadakatli okurları, hiçbir Ermeni ağıdı duymamış sağırlardır bana göre.

Daha önce tiyatro deneyimin oldu mu?

16 yaşlarında arkadaşlar arasında oynadığımız “Dünya Tersine Dönse” adlı bir oyun yazmıştım. Ardından Nazım Hikmet konulu bir oyuna ve Dario Fo’nun yazdığı “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü”ne müzik yaptım. Sonraki yıllarda Tühringen Şehir Tiyatrosu’nun sahnelediği “Don Kişot” oyununa bestelediğim eserlerle katıldım. Tiyatro deneyimim bu yöndeydi. 

‘GERÇEK DİNLEYİCİ KARŞISINDA SAHNE ALMAK TERCİHİM’

müzisyen kemal dinç

Anatolia yeni sezon açılışını 35. Uluslararası İzmir Tiyatro Festivali’nde yaptı. Aynı zamanda konserler de veriyorsun. Müzik ve tiyatrosever bir dinleyicin oluştu. Ayrıca edebiyat ve resim alanlarında da çalışmalar yürütüyorsun.

Asıl alanım müzik. Seçkin ve gerçek dinleyici karşısında sahne almak tercihim. Kimi konserlerde karmaşık bir kitleyle karşılaştığımı söylemeliyim. Tapan, fotoğraf çektirmek için sıra bekleyen ve gerçekten duyduklarını dinlediğine şüphe duyduğum bir kitle bu. Lumpen, yarı politize olmuş, dinleyici evhamından ziyade dizi izleyicisi bir kitlenin halk müziği ile sanırım sadece köksel bir yakınlığı var, hepsi bu. Belki bu kitleyi de sosyolojik olarak anlamak lazım gelir, ama bu benim tercihim değil. Popülizme oynayan sanatçıların bu kitlelerle karmaşık ilişkilerini de sezebilirsiniz. Çok övenle çok yeren arasında git-gelli bir kitlenin yarın kime oynayacağı benim şimdilik uğraşılarımın dışında. Resim ve edebiyat ise amatör uğraşılarım. Yolculuklarımda daha çok okuyup yazmaya çalışıyorum.

Şimdilerde resim, hikaye ve müziğin (CD) bir araya geleceği bir kitabın hazırlığı içerisindeyim. Okurun, hikayeleri çizimlerle ve müzikle bir arada okuyabileceği bir kitap.

Müzikle ilgili projelerin nelerdir?

Yeni, avantgart eserler icra edebilecek bir bağlama orkestrası kurma çalışmalarımız var. İstanbul, Ankara, İzmir ve Almanya’da buna yönelik atölye çalışmaları başlattık, gençler oldukça ilgili. Diğer yandan yeni sezonda Anatolia oyunu, solo ve oda müziği konser programlarımız da var. 

Anatolia, atölye çalışmaları ve konserler nerede ve ne zaman sanat severlerlebuluşacak?

Şimdilik netleşen tarihlerimiz şunlar: 15 Kasım’da Ankara Yenimahalle’de Anatoila, 16 Kasım’da Çankaya Belediyesi’nde bağlama orkestrası atölye çalışması olacak. Yurt dışında Avustralya’da 9 Aralık’ta Alex Theatre Melbourne, 10 Aralık’ta Bryan Brown Theatre Sydney de Anatoila’yı sahneye taşıyacağız. Önümüzdeki yıl da, Almanya Stadttheater Augsburg’da 27.Ocak, 8 ve 28 Şubat’ta, İngiltere’de ise 2 Şubat’ta Milfield Theatre London’da Anatoila oyununu oynayacağız. 

www.evrensel.net