Ahmet Şık’ın çizdiği büyük resim

Ahmet Şık’ın çizdiği büyük resim

Bu kadar gürültü, hukuka aykırı bu kadar işlem kitaptaki bilgilerin kamuoyuna ulaşmasını engellemek için mi yapıldı? Yoksa bunların başka bir anlamı mı var?İnternette yayılan kopyayı okuduktan sonra kitabın başarılı bir gazetecilik ürünü olduğunu düşünüyorum.Çünkü gazetecilik sadece yeni bilgiler

Cengiz Erdinç

Bu kadar gürültü, hukuka aykırı bu kadar işlem kitaptaki bilgilerin kamuoyuna ulaşmasını engellemek için mi yapıldı? Yoksa bunların başka bir anlamı mı var?

İnternette yayılan kopyayı okuduktan sonra kitabın başarılı bir gazetecilik ürünü olduğunu düşünüyorum.

Çünkü gazetecilik sadece yeni bilgileri ifşa etme sanatı değil. Hatta tersine, uzun yıllara yayılan gelişmeleri bir eksene oturtmak, parça parça anlam taşımayan olayları sorgulayarak bir bütüne tamamlamak çok daha anlamlı, bazen çarpıcı sonuçları olan bir gazetecilik faaliyeti… Bu yanıyla da toplumun bilgi alma hakkının bir parçası.

Ahmet Şık’ın kitabı 2007 Haziran’da Ümraniye’deki gecekondularda bulunan el bombalarıyla başlayan Ergenekon soruşturmasına böyle bakıyor. Ergenekon davasında önemli, ancak görünmeyen bir aktör olan Gülen cemaatini, bu cemaatin polisteki yapılanmasına ilişkin soruşturmaları ve sonuçlarını, en önemlisi de itiraz edenlerin başlarına gelenleri “yeni bir bütün oluşturacak şekilde” bir araya getiriyor…

Hukuku değil cemaat çıkarlarını ön plana alan, istihbarat olanaklarını bu çıkarlar için “yasadışı biçimde kullanan”, adam harcayan bir yapıya ilişkin soruşturulamayan iddiaları sergileyen yeni bir bütün söz konusu. Ahmet Şık, deyim yerindeyse büyük resme bakmamızı sağlıyor.
Böyle baktığımda kitabın peşine bu kadar düşülmesinin, Ahmet Şık’ın tutuklanmasının çok da tesadüfî olmadığını düşünüyorum.

Büyük resme bakmanın ne anlama gelebileceğini başka bir örnekle açıklamak gerek: Dink Cinayetinde Erhan Tuncel İstanbul’a getirilip sorgulanmaya başladığında savcılar Selim Berna Altay ve Fikret Seçen’e ilk cümlesi “Ben polis ajanıyım, söyleyeceklerimin kayda geçmesini kabul ediyorum” oldu. 23 Ocak 2007 günü yapılan bu sorgu ancak 28 Ocak günü kamuoyuna yansıdı. Gizli soruşturmada, böyle sarsıcı bir bilginin kamuoyuna yansımasındaki bu “yavaşlık” bir yana, Dink cinayetinde dönüm noktası olan bu küçük bilgi sayesinde Tuncel’in polisle kurduğu ilişkiler, polisin içindeki çekişme, silinen kayıtlar bütün olmasa bile daha büyük bir resmin parçaları olarak vs. ortaya döküldü. Bunlara rağmen Dink cinayeti soruşturmasına nasıl müdahale edildiği herkes tarafından biliniyor.

Şık’ın kitabından bir örnek vermek gerekirse; eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’un ilk kez Ahmet Şık’ın kitabında yer alan Ergenekon soruşturmasına ilişkin açıklamaları çok dikkat çekici. Uzun 14 Haziran 2001’de ve Şubat 2006’da Tuncay Güney’in “Ergenekon” ifadesiyle ve başta Çetin Doğan’ın bulunduğu 24 kişilik bir generaller listesiyle kendisine gelindiğini anlatıyor. Ancak ifadede öne sürülenlerle liste arasında bir bağlantı göremediği için soruşturmayı kabul etmediğini söylüyor.

Çetin Doğan’ın 2001 yılındaki özelliği şu; 28 Şubat döneminde Batı Çalışma Grubu’nun başkanlığı yapmış ve o sırada Ege Ordu komutanı. 14 Haziran 2001 tarihi ikinci bir önem daha taşıyor. İstanbul’daki Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan “Güney’in bilgileriyle” Gülen Cemaati’ne yönelik bir operasyon hazırlığında. Saçan birkaç hafta sonra Temmuz’da İstanbul Savcılığına başvurarak soruşturma izni isteyecek, ancak soruşturma bir türlü yapılamayacak…

Sabri Uzun’un Ergenekon soruşturması için kendisine gelindiğini söylediği ikinci tarih ise Şubat 2006. Rahip Santoro yeni öldürülmüş. Üç ay sonra, Mayıs’ın 5, 10 ve 11. günleri Cumhuriyet Gazetesi bombalanacak, failler kamera görüntüleri, cep telefonu kayıtları vs. gibi ayrıntılı delillere rağmen soruşturulmayacak ve bir hafta sonra 17 Mayıs günü Ankara’ya gidip Danıştay’ı basacak ve bir hâkimi öldürecek… Sonra 12 Haziran’da Ümraniye’deki gecekonduda el bombaları bulunacak, buradaki kamera kayıtlarında polisin “Ergenekon soruşturmasından” söz ettiği anlaşılacak, ardından o kış, Ekim ya da Kasım’da İstanbul İstihbarat Şube Müdürü (Ahmet İlhan Güler) Ankara’ya çağrılıp “başka bir yere git” denecek... Ve 19 Ocak’ta Hrant Dink suikastı…

Deneyimli bir istihbaratçı olan Uzun’un, “Ergenekon” konusundaki bu öngörüyü Çetin Doğan’la birlikte hatırlatması tek başına dikkate değer, yeni bir bilgi. Bu bilgi nasıl baktığınıza bağlı olarak Ergenekon soruşturmasının “geç bile kaldığını” da gösterir, birilerinin sanki bazı şeyleri önceden bildiğini de… Ahmet Şık’ın bu noktada Ahmet İlhan Güler’e neden “git “ dendiğini sorguladığının da altını çizmek gerek…

Bu bilgilere rağmen kitabın, Ahmet Şık’ın tutuklanmasından kaynaklanan önemli bir eksiği var. O da Hanefi Avcı’ya gönderdiği bir dizi soruya Avcı’nın yanıtları… Haliç’teki Simonlar’ı ciddi biçimde sorgulayan, örneğin Avcı’nın “Dink cinayetinde her şeyin ortaya çıktığı” yargısını sert biçimde eleştiren Şık, sorularının yanıtlarını alabilseydi büyük resmi biraz daha yakından görebilecektik… (HaberVs)

www.evrensel.net