Kime gitsem, kime sığınsam “Önce bedenin” diyor

Kime gitsem, kime sığınsam “Önce bedenin” diyor

Nerden başlayacağımı bilmiyorum. İsmimi vermek istemedim çünkü korktuğum ve böyle yaşamak zorunda kaldığım bir hayatım var. Ben bir tekstil fabrikasında çaycı olarak çalışıyorum. 2 çocuk annesiyim. Biri 4 diğeri 7 yaşında iki çocuğum var. 14 yaşımda evlendim. Aslında ailem okumamı çok istedi fakat okul hayatımdaki

Uşak’tan bir kadın işçi

Nerden başlayacağımı bilmiyorum. İsmimi vermek istemedim çünkü korktuğum ve böyle yaşamak zorunda kaldığım bir hayatım var. Ben bir tekstil fabrikasında çaycı olarak çalışıyorum. 2 çocuk annesiyim. Biri 4 diğeri 7 yaşında iki çocuğum var. 14 yaşımda evlendim. Aslında ailem okumamı çok istedi fakat okul hayatımdaki arkadaşlarımla, evdeki fakirliğin verdiği hayat arasında sıkıştım. Önüme çıkan kişinin beni o güzel hayata götüreceğine inanarak o küçücük yaşta kaçarak evlendim. Tabi babam geri getirdi beni kaç kere ama ben hep kendi isteğimle geri döndüm. Döndüm de ne oldu sanki hayatım çekilmez bir ıstıraba dönüştü. 15  yaşında oğluma hamile kaldım ve eşim dediğim insan “bu çocuğu aldıracaksın” diye günlerce dayak attı. Zaten söylediği cümleler de yakıyordu, “kendi isteğinle geldin, ben mi zorladım” diyordu. Ablamın da desteğiyle ilk çocuğumu doğurdum. Bu arada ne düğün gördüm ne gelinlik… Halen içimde bir uhdedir. Şimdi verseler hiç düşünmeden giyerim. Oğlum doğduktan sonra fakirliğin de, parasızlığın da üstüne bir de içkici ve esrar çeken kocam daha da azıtınca hayat daha da zorlaştı. Uşak’ta duramadık borçtan alacaklıdan, evimizin yolunu aşındırmalarından bıktık, Antalya’ya kaçtık. Antalya’da serada işçi olarak çalışmaya başladım. Sabahın dördünde elimde çocuğumla giderdim akşamın altında dönerdik eve. Bir de bunun üstüne eve gelince yemek öncesi koca dayağı. 2 yıl sonra kızıma hamile kaldım. Tabi kocam onu da istemedi, hatta “benden değil bu çocuk” dedi. Ama o kadar dayağa rağmen o da doğdu. Daha sonra Uşak’a tekrar döndük. Artık 20’li yaşlarımdaydım. Etrafımda fark edilmeye başladım. İnsanların daha kolay yoldan para kazandıklarını farkettim. Bu yola ben de başvurdum. Zaten çalıştığım fabrikada göze batmaya başlamıştım. Kocamınsa umrunda değildi, “para getir de ne yaparsan yap” diyordu. Aldığım maaş çocukların karnını doyurmaya, kocanın içki parasına zar zor yetiyordu. Olmuyordu hep tekliyordum. Patronumun ilgisini çektiğimin farkındaydım. Buna tepkisiz kalamadım. Parası çoktu. Her istediğimi yapıyordu, çocuklarımın istekleri oluyor, borçlarım ve evimin kirası ödeniyordu. Daha sonra vicdanıma sığmayan, içimi acıtan durumlar yaşamaya başladım. Bunu patronuma söylediğimde bana güldü ve “sen benim maşamsın, yapmak zorundasın, yoksa koyarım kapının önüne” dedi. Kocama söylesem zaten ölüm fermanımı yazmış olurum. Aileme gitsem zaten yanımda yoklardı, tümden kaybederdim onları. Mecburen kabullendim bu durumu. Patronum 55 yaşında bense 20 yaşımdaydım. Çıkamıyorum bir türlü işin içinden. Kime gitsem, kime sığınsam “önce bedenin” diyor. Artık ben de ne yazıkki kendimi sadece bir et parçası olarak görüyorum. Çocuklarımın kurtuluşu için birinin kendini feda etmesi gerekti diyorum . Böyle kendimi ve vicdanımı rahatlatmaya çalışıyorum.

Dergimizi pdf formatında görüntülemek için tıklayın

www.evrensel.net