Heba olmuş uykuların doğusunda bir Kafka: Hasan Ali Toptaş

Heba olmuş uykuların doğusunda bir Kafka: Hasan Ali Toptaş

Cem Keser, ‘Yazmadığım ya da yazamadığım zaman ben olamıyorum’ diyen Hasan Ali Topbaş’ı yazdı.

Cem KESER
İstanbul

“Ben her şeyden önce yazmanın dışında kendimi var edemediğim, dengemi kuramadığım, kendimi en iyi bu yolla hissedebildiğim, bu yolla keşfedebildiğim ve (varsa) hayatın anlamına ancak bu yolla erişebildiğim için yazıyorum. Yazmadığım ya da yazamadığım zaman ben olamıyorum.” (Hasan Ali Toptaş-Cumhuriyet 5.9.1996)

Kısacası, “yazamayınca kendimi hissedemiyorum” diyor Toptaş, peki yazarın adeta ‘nefes almak’ olarak nitelendirdiği yazın eylemine bu kadar sıkı bağlanmasının nedeni nedir? Cevap yazarın hayatında gizlidir. Çocukken Denizli’nin Çal ilçesinde dolmuşçu olan babasına yardım etmeye başlayarak atılır hayata, liseyi de bu ilçede bitirir. Liseden sonra Uşak Meslek Yüksekokuluna geçer fakat burada ancak bir sene okuyabilir. 1987 yılında ‘Bir Gülüşün Kimliği’ başlıklı öykü kitabı ile yazın dünyasına merhaba der. 1988 yılı, Toptaş’ın hayatında bir kırılma noktasıdır. Yazar bu yıl Maliye Bakanlığı’nın kursunu bitirip Sincan Vergi Dairesinde icra memuru olarak göreve başlar. Yazar hayatın en acımasız yüzünü görmeye başlamıştır.

Hayatın tüm acımasızlığına katlanmak ama buna rağmen “vicdan eşiğine” sarılmaya devam etmek, bireysel güçsüzlüklerini görmekten kaçmayıp, onların üstüne gidip; kitaplarının konusunu bu “yüzleşmekten kaçınılmayan güçsüzlüklerin” üzerine inşa etmek...

“Ben güçlü görünmenin görüntüsünü bile üzerinde taşıyamayacak kadar zayıf, ürkek ve tedirgin bir insanım.”

‘KAFKA’YA ÇIKAN SOKAK’

Toptaş’ın hayatında yazarı yazı yazmaya iten “dönem noktasını” memurluğa başladığı zaman olarak belirleyebileceğimiz gibi memur Toptaş’ı her haliyle daha iyi hissettiği yazar Toptaş olmaya iten hususları; huzursuz ve güçsüz hissettiren bir meslek, genel bir ferdi melallik hali (kişisel bunalım hali) ve “şiddetli somutluktan” kaçmak isteyen bireyin yazmaya sığınması olarak dile getirebiliriz. Toptaş’ı yazmaya iten nedenler ve yaşam tarzı onu Kafka’ya benzeten en önemli unsurlardır dersek abartı yapmış olmayız. Kafka bir sigorta memurudur ve mesleğinden kesinlikle hazzetmemektedir. Yazar yaşadığı bu sıkıntılı durumu imgeli bir söylemle metinleştirerek ‘Dönüşüm’ romanını yazmıştır. Dönüşüm romanının baş karakteri, Samsa ailesinin ekonomik hayatını garanti altına almakla yükümlü bir memurdur ve bir sabah kalktığında bir böceğe dönüşür. Buna rağmen Samsa hala işine gitmekte ısrarcıdır. Toptaş ise monoton ve acınası olarak baktığı işini kendi ifadeleri ile hedef tahtasına koyar. Çocukların önünden televizyonlarını alan bir icra memurudur o.

İşinden dolayı hayatla sürekli çatışan ve çevresiyle anlaşmazlık içinde olan “insan”, iki yazarın da uzmanlık alanıdır. Kafka’nın ‘Dava’sındaki Josef K ile Toptaş’ın uykuların doğusunda ismi belli olmayan radyocu birbiriyle temel anlamda benzerlikler taşır. İkisi de hiyerarşik otoritenin altında ezilen bireye örnek olarak verilebilir. Davada, banka şefi olan Josef K’ya kendisinin bile bilmediği bir nedenden ötürü soruşturma açılır, Josef mahkemeye çıkarılır. Uykuların doğusunda ise isimsiz kahramanımız bir radyocudur. Fakat atandığı yerde kendisine göre bir iş istedikçe üstündeki otorite onu ezer ve sürekli horlanır. Görüldüğü gibi iki yazar da otoriter hiyerarşinin bireyi nasıl ezdiğini göstermeye çalışmıştır.

‘SOKAĞIN ÇIKMAZI’ YAZI EVRENİNDEKİ İSİMSİZLİK

Son dönem post modern yazarların eserlerinde hep bir belirsizlik ya da anlamsızlık durumu söz konusudur. Yazar bu belirsizliğin okuyucuyu sıkmakta olduğunun farkındadır fakat kurgusunun hemen kavranılmasını istemez. Bu bakımdan post modern yazar, zamanı ve mekanı sürekli değiştirmeye çalışır, gerçeklik onun için geçerli bir durum değildir. Postmodern yazar gerçekliği romanında bir kenara bırakır. İhsan Oktay Anar’ın kitaplarında bir “Osmanlı esintisi” vardır fakat ne Puslu Kıtalar Atlası’nda ne de Amat’ta belirli bir zamandan bahsedilemez. Orhan Pamuk’un Beyaz Kalesi’nde ortada bir padişah ve üstad vardır fakat ikisinin de ismi bile belli değildir. Uykuların Doğusu’nda radyocunun ismi belirsizdir. İsim belli olsa bile okuyucu bin hüzünlü haz’ın kahramanı Alaadin’in kim olduğunu anlamaya çalışır. Kafka’da da isimsizlik, yazarın romanda belirsizliği arttırmak için kullandığı bir araçtır. Dava romanında ana karekter Josef’in soyismi belli değildir. Tüm bu saydığımız isimsiz ya da “ismi belli olup fikri belli olmayan” karakterler romanda pek tabi ki bilinçli kullanılmıştır. İsimsiz bir karakter sürekli muallak ve şüphe uyandıran bir yapıyı temsil eder, okuyucu tüm kitap boyunca karakterin kişisel özelliklerini anlamaya hatta algılamaya çalışır. Böylece karakter bütün romana yayılır, roman büsbütün karakterin kendisi olur. Heba’da ki Kenan ve bin hüzünlü haz’da ki Alaadin bu durumun en belirgin örnekleridir.

Denizli’nin Çal ilçesinde doğan Anadolulu Toptaş yarattığı karakterler ve kullandığı üslubuyla artık tüm dünyaya sesleniyor. Anlamsızlığa anlam veren yazar “çok çarpıcı ya da sürükleyici hikayeler ya da romanlar” yazmayı reddedip “okuyucuyu tembelleştirmeyen ve sürekli düşünmeye sevk eden” eserler kaleme almayı düstur haline getirmiştir. Türkiye edebiyatına yeni bir bakış getiren Toptaş, heba olmuş bir doğunun yani Türkiye’nin Kafkası’dır.

Son Düzenlenme Tarihi: 06 Kasım 2017 14:19
www.evrensel.net