'Direniş olmasa da birbirimize sahip çıkmamız gerekiyor'

'Direniş olmasa da birbirimize sahip çıkmamız gerekiyor'

50'şer metre arayla direniş çadırı kuran direnişteki DHL Express ve Kod-A işçileri dayanışma içinde direnişlerini sürdürüyor.

Fırat TURGUT
İstanbul

İstanbul’un Bahçelievler ilçesi bugünlerde iki direnişe tanıklık ediyor. Yalçın Koreş Caddesi’nde bulunan DHL Express ve Kod-A’da, sendikalaştıkları için işten atılan Türk-İş’e bağlı TÜMTİS ve DİSK’e bağlı Sosyal-İş üyesi işçiler, 50 metre arayla kurdukları çadırlarda, çay ikram ederek ağırlıyorlar bizi. Hemen her gün olan destek ziyaretlerine, gittiğimiz gün de rastlıyoruz. Destekçiler iki tarafa da mutlaka uğruyor. “Bu ziyaretlerden güç alıyoruz, bize moral veriyor” diyor işçiler. Direnişteki işçiler de birbirleriyle dayanışma sergiliyor. Bir tarafta bir açıklama etkinlik yapılacaksa diğer taraf da dahil oluyor.

“Kod-A işçileriyle taleplerimiz ortak. Farklı konfederasyonlara bağlı sendikalara üyeyiz. Bunun çok bir önemi yok. Çünkü buradaki her deneyim sınıfın deneyimi oluyor. Birbirimizden güç alıyoruz. Sendikamız da bize maddi manevi destek oluyor” diyor DHL Express İşçisi Sinan Tursun.

Kod-A işçisi Tugay Güngör de benzer şeyler söylüyor: “Patronlar yıllardır işçileri sömürüyor. Özellikle son dönemlerde işçilerin haklarını vermemekten öte elindekini de aldı. Burada DHL işçileriyle başladı, bizimle devam etti. Hadımköy’de Türk-İş’e bağlı Petrol-İş üyesi AKKİM işçileri direniyor. Biz burada bir direniş sürdürüyoruz ama aynı zamanda işçi sınıfının adına sergileniyor bu direniş. Biz burada direniyorsak, bizden önce direnen DHL işçilerinden etkilendiğimiz içindir biraz da.”

‘BİRLİK BÜYÜRSE SORUNLAR KOLAY ÇÖZÜLÜR’

Direnişteki işçiler kendi aralarında birliğini sağlamış. Ancak Kod-A işçisi Yasin Aslantaş işçiler açısından daha büyük bir ihtiyacın olduğunu ortaya koyuyor: “DHL işçileri direnişe başlamasaydı onlarla buluşacak mıydık? Hayır.” Sonuna kadar direnmeye devam edeceklerini ifade eden Aslantaş şöyle devam ediyor: “Kazandığımız takdirde şu anda çalışmakta olan arkadaşlarımız daha iyi şartlarda olacak. Yine DHL’deki arkadaşlarımız için de öyle. Ama esas mesele direniş olmasa bile işçilerin tamamen birlikte hareket etmesi. İşçilerin birliği ne kadar büyürse, sorunları o kadar kolay çözülür.”

İşçilerin işyerleri dışında ortak bir alanlarının olmadığını dile getiren Aslantaş, “Bir fabrikada çalışan işçiler belki zaman geçirebilir birbirleriyle ama başka işyerlerinde çalışan işçiler zaman geçiremez. Birbirimizden haberimiz yok açıkçası. Sendikaların işçileri buluşturması lazım. İşçileri buluşturmak derken, ‘Biz bir yerde oturalım. Onlar konuşsun biz dinleyelim’ değil. Farklı iş kollarından işçileri bir araya getirmeleri lazım” diyor.

‘İŞÇİNİN DAHA BÜYÜK BİR GÜCÜ HİSSETMESİ LAZIM’

Kod-A işçisi Tugay Güngör de şunları dile getiriyor: “İşçi hakkı söz konusu olduğu zaman sendikası, konfederasyonu, dini, dili yoktur. İşçi hakları için savaşır. Bir kere işçi bilinçsiz, iktidar baskı altına alıyor, işsiz kalma korkusu var. İşçi, işyerindeki baskıdan işten atmaya kadar birçok sorun yaşadığında sendikası arkasında ama diğer sendikaların, diğer sendikalara üye işçilerin de arkasında olduğunu hissetmesi lazım. Daha büyük bir gücü hissetmesi lazım. Burada da sendikalara görev düşüyor. Biz bugün DHL işçileriyle dayanışma içindeyiz ama, direniş olmasa da birbirimizin mücadelesine sahip çıkmamız gerekiyor.”

‘İŞÇİ KENDİ BİRLİĞİNİ YAKALAYABİLİR’

DHL Express İşçisi Ferhat Sönmez de “İşçilerin birliği için sendikalara ve konfederasyonlara da görev düşüyor. Sonuçta şu konfederasyona bağlı sendika kötü, diğerine bağlı sendika iyi diyemeyiz. Ülkede bulunan 3 işçi konfederasyonunun söz konusu işçi olduğu zaman bir araya gelebilmesi lazım. Normal koşullarda sendikaların ve konfederasyonların işçilerin birliğini sağlaması gerekiyor. Bunun için de işçilerin de sendikalara sahip çıkması gerekiyor. Sendikaların içinin boşaltılmasına izin vermemeleri, sendikalarda örgütlenmeleri lazım. İşçi sahip çıktığı anda o sendikanın içinin boşalmayacağını görecektir. İşçi kendi birliğini de böyle yakalayabilir.”

OHAL FİİLEN DE HUKUKEN DE ETKİLİYOR

İki direniş de OHAL uygulaması altında sürüyor. Kod-A işçisi Tugay Güngör, OHAL nedeniyle kendilerine bir müdahalede bulunulmadığını belirtiyor ancak şunu ekliyor: “Ama OHAL’de bir günde bir yasa çıkararak işçinin elindeki hakkı alabilirler. OHAL döneminde işçilerin grevlerinin yasaklandığını biliyoruz.”

DHL Express İşçisi Sinan Tursun ise OHAL baskısını yaşadıklarını ifade ediyor: “Direnişimize ilk başladığımızda ‘OHAL var burada oturmayın, slogan atmayın, anons yapmayın’ denildi. Biz ısrarlarımız sonucu bunları aştık. Bizi böyle etkiliyor, genel anlamda da işçileri olumsuz etkiliyor. Grevler yasaklanıyor. Elindeki en büyük koz elinden alınıp patrona karşı çaresiz bırakılmak isteniyor. Bizim işe iade davalarımız var. Aynı zamanda patronun yetkiye itiraz davası var. OHAL koşullarında adalet de yavaş işliyor. Bizim başlattığımız hukuki süreç de uzuyor. Benim davamın 3. duruşması 16 Eylül’deydi, hakim olmadığı için ertelendi.”

‘VERGİLER ARTTIKÇA GEÇİM DERDİ BÜYÜYOR’

İşçilerin tepki gösterdiği konulardan biri ise vergi. Kod-A İşçisi Tugay Güngör, “Asgari ücret alan bir işçi bir kere nasıl geçineceğini şaşırıyor. Ödediği faturaların içinde vergiler de var. Bir insanı asarsınız, üstüne yakarsınız. Bu aynı öyle oluyor. MTV’de önce yüzde 40’la geldiler, sonra yüzde 25 dediler. ‘Düşürdüler’ algısı yaratıyorlar. Ama yokken geldi bu yüzde 25 vergi. Asgari ücrete zam yapılırken neden bu kadar yapılmıyor da vergiye yapılıyor?” diyor.

Kod-A İşçisi Yasin Aslantaş devam ediyor: “İnsanların gelirleri giderlerini karşılamıyor. İnsanların hayat şartları gitgide zorlaşıyor. Asgari ücretle çalışanların çoğu 3 kuruş daha fazla almak için mesaiye kalıyor. Kalmayanlar da ikinci bir iş yapıyor. Çünkü çoluğu çocuğu, bir ailesi var. Bir de vergiler arttıkça insanların geçim derdi daha da büyüyor.”

DHL Express işçisi Ferhat Sönmez ise “Ben evliyim bir çocuğum var. Biz zaten temmuz ayından itibaren vergi dilimine de giriyoruz. Maaşımızı aldıktan sonra alışveriş yaparken tekrar vergi ödüyoruz. Çocuğuna bir kıyafet alınca, onun üzerinden tekrar vergi veriyorsun. Aslında şirketten aldığımız parayı, yaşamak için devlete veriyoruz. Burada birçok işçinin babası da çiftçilik yapıyor. Lüks tüketim vergileri düşük ama çiftçiden alınan mazot, tohum vergileri yüksek” diyor.

‘İŞÇİLERİN KENDİNİ İFADE EDECEĞİ BİR PARTİ OLSA GÜZEL OLUR’

İşçiler hem OHAL’in, hem vergilerin üzerlerinde bir yük olduğunu belirtiyor. Üstelik sadece kendileri de değil. Özellikle geçim sıkıntısı söz konusu olduğunda, AKP’ye oy veren işçilerin de tepki gösterdiklerini anlatıyor. İşçilerin bu ifadesi, “Peki neden AKP’ye oy vermeye devam ediyorlar” sorusunu ortaya çıkarıyor. Kod-A işçisi Tugay Güngör bu durumu şöyle açıklıyor: “İşçinin oy verirken de kendince bir mantığı oluyor. Bilinçten bahsetmiyorum. Bir işçinin hayatı boyunca düşündüğü şey geçim derdi. Çünkü sürekli bir sıkıntı içerisinde. Yarınım ne olacak düşüncesi var. Oy verirken de bunu düşünüyor. Evet geçim sıkıntısı yaşanıyor, ama bir kıyaslama yaparken daha kötüsü üzerinden yapıyor. İşsiz kalma gibi. İnsanlarda bir seçeneksizlik de var. Bu insanlar da iyi diye kötüye oy verdiklerini biliyorlar. Zaten kötünün iyisi diyorlar. İşçilerin bir kısmı benim düşünceme uyuyor deyip sorgulamıyor ama bir kısmı da başka şansımız var mı, bana daha iyisini göster diyor. Bunların sayısı da az değil. Başka bir partiyi gösterdiğinde ya onun da şusu busu var diyor.” Güngör sözlerine şunları ekliyor: “İşçilerin kendini ifade edebileceği, sadece işçilerden oluşan bir parti güzel olur.”

ÖNEMLİ OLAN İŞÇİ SINIFININ BİRLİK İÇERİSİNDE ÖNÜNE GELEN ENGELLERİ AŞMASI

TÜMTİS İstanbul 1 No’lu Şube Başkanı Ersin Türkmen:

TÜMTİS İstanbul 1 No’lu Şube Başkanı Ersin Türkmen: Biz bu işyerinde yasal çoğunluğu sağlamıştık. İşveren birtakım bahanelerle yetkiye itirazda bulundu. Bir taraftan dava devam ederken bir taraftan arkadaşlarımızla birlikte direnişimizi sürdürüyoruz. Hemen hemen her gün direnişimize ziyaretçiler geliyor. Bu da bize ayrı bir güç katıyor. Bizim burada alacağımız kazanım işçi sınıfının kazanımı olacak. Ağır şartlarda, kölece çalışan işçiler için bir umut olacak. İşyerinde toplusözleşmeli bir düzen kurana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Tabii öncelikli talebimiz atılan arkadaşlarımızın burada sendikalı olarak işe başlaması. İşveren de bu davayı işi uzatmak için açtı. Sendikadan kurtulmak için zaman kazanma peşinde. Biz de işten atılan arkadaşlarımızın işe iadesi ve sendikal tazminat talebiyle dava açtık. O da sürüyor. 

Kölece koşullarda çalışan işçilere sendikalar ellerini uzatmak zorunda. Kod-A işçileriyle her ne kadar konfederasyonlarımız farklı olsa da duygularımız aynı. Önemli olan işçi sınıfının birlik içerisinde önüne gelen engelleri aşması. Yoksulluk gittikçe artıyor, hayat sıkıntısı artıyor. İş güvencesi tamamen ortadan kalkıyor. İşçinin hukuki olarak hak araması kimi yasalarla engelleniyor. Konfederasyonlar her ne kadar farklı da olsa işçilerin temel sorunları etrafında bir araya gelebilir. Bu meseleyle ilgili de bize düşen görevi yapmaya hazırız ve bütün sendikalara da görev düşüyor.

www.evrensel.net