Cam işçisi inisiyatifini ortaya çıkaracak örgütleri kurmalı

Cam işçisi inisiyatifini ortaya çıkaracak örgütleri kurmalı

Emek Partisi Lüleburgaz İlçe Başkanı Aytekin Bulut cam işçisinin direnişi ile ilgili izlenimlerini yazdı.

Aytekin BULUT
Emek Partisi Lüleburgaz
İlçe Başkanı

3 Ekim’de başlayıp 23 Ekim’de biten, 21 günlük bir direniş… Bu 21 günlük direnişin 16 günü, Kristal-İş Trakya Şubesi ve Lüleburgaz Belediyesinin önünde kurulan çadırda, şehrin göbeğinde sürdürüldü. 16 gün boyunca direniş yeri, bayram yeri oldu! Gece gündüz; direniş türküleri, marşlar çalındı/söylendi, sloganlar atıldı, konserler verildi, şiirler okundu, tiyatrolar oynandı, belgeseller izlendi, direniş çadırı ziyaretçilerle doldu taştı!

Direniş boyunca işten çıkarılan cam işçilerinin kendi aralarındaki örgütlülüğü çok iyiydi. Hemen ilk gün, dört kişilik bir yürütme komitesi seçtiler… Komite, her kararı işçilere danışarak, işçilerle tartışarak aldı. Direniş alanının temizliğinden, gelen yiyeceklerin dağıtımına, gelen misafirlerin karşılanmasına, basın sorumlusuna, bildiri dağıtımına kadar işçiler, kendi aralarında bir görev dağılımı yaptı ve her işçi aldığı görevi canla başla yerine getirdi.

Eşleri -aynı zamanda anne, baba ve çocukları da- çok kısa zamanda örgütlenip direniş çadırına geldiler; stantlar açıp imza topladılar, bildiri dağıttılar, işten atılma sebeplerini eşe/dosta/Lüleburgaz halkına anlattılar…

HALK DİRENİŞİ SAHİPLENDİ

Bu örgütlü halleri, başta Lüleburgaz halkı olmak üzere, çevre il, ilçe, belde ve köylerde yaşayan halkın dikkatini çekti, sempatisini kazandı. Lüleburgaz halkı cam işçilerinin direnişini kendi direnişleri gibi sahiplendiler. Basın açıklaması, binlerce kişinin katıldığı bir miting ve yürüyüşe dönüştü. Muhtarlar, mahallelerinden direniş çadırına doğru halk yürüyüşleri başlattı! Siyasi parti temsilcileri, dernekler, sendikalar, yerel basın; direnişi destekledi. Bölge milletvekilleri, belediye başkanları direnişe kayıtsız kalamadılar, desteklediler.

Başta Evrensel olmak üzere, emekten yana ulusal basın ve bazı haber siteleri, direnişin ülke kamuoyuna duyurulmasında etkili oldular. Örneğin; ilk günlerde Evrensel’in cam işçilerine ayırdığı manşet haberin, sabah programında Fox TV’de okunması, işçiler arasında büyük sevinç ve umut yarattı!

16 günün sonunda işçiler, dışarıdan gelen öneriler sonucu, İstanbul/Tuzla’da bulunan Şişecam Genel Müdürlüğü önüne yürüme kararı aldılar. İki gün, büyük bir destekle süren yürüyüş, üçüncü gün, OHAL gerekçe gösterilerek yasaklandı. Trakya Döküm ve Salat Yağ Fabrikası işçilerinin gösterdiği dayanışmanın yol üzerindeki diğer fabrikalara da sıçrama potansiyeli taşıması, yürüyüşün yasaklanmasında etkili oldu. Ve işçiler son 3 günü, Muratlı kavşağında mola verdikleri bir akaryakıt istasyonunda, Şişecam’ın alacağı kararı beklemekle geçirdiler. 

DEVLET OHAL’LE MÜDAHİL OLDU 

Bu sürece kadar cam işçisi ve Şişecam arasında ki soruna, devlet açıktan OHAL’i öne sürerek müdahil oldu. Artık cam işçisinin karşısında; Şişecam, Kristal İş ile birlikte, OHAL’ı arkasına alan devletin kolluk güçleri de saf tuttu. Ama, cam işçisi bu duruma göre pozisyon alamayınca istediği sonucu almadan yürüyüşü tamamlamak zorunda kaldı.

Bütün bu süre içinde 90 cam işçisinin işten atılmasından Şişecam, “Dilekçe verin, ben uygun gördüklerimi seçip Eskişehir’e göndereceğim” noktasından, “90 işçinin tamamını aynı haklarla ve aynı statüde Eskişehir’e alacağım” noktasına geldi. İşçilerin talebi, Trakya’daki fabrikalarda kalmaktı, üstelik işçilere göre bu talep yerine getirilebilecek bir talepti. Ama olmadı, işçiler, “İş, aş, adalet için yola çıktık… ‘İş’i aldık, ‘aş’ı aldık, ama ‘adalet’i alamadık, ne yapalım, sendikasız bu kadar oldu!..” diyerek, direnişi sonlandırdılar.

Peki, niye olmadı?

Cam işçileri

SENDİKA YÖNETİMİ DESTEKLEMEDİ

Eksik olan, sendika yönetiminin ve çalışan işçilerin desteğiydi ki; bu ikisi, birbirinden bağımsız değildir.

Çünkü sendika yönetimi direnişi desteklemedi. Tam tersine, toplusözleşmede yer alan 53. maddeyi, (Son giren ilk çıkar) anımsatarak, işe yeni giren ve sözleşmeli işçilere, “Onlar gelirse siz çıkarsınız” diyerek direnişi kırmaya çalıştı. Böylece çalışan işçilerin, özellikle de yönetime oy veren işçilerin direnişe desteğini engelledi. Çalışan işçiler de, “iktidar” ve “muhalefet” diye bölündüklerinden, sendikal bürokrasi engelini aşıp inisiyatif alma ve kullanma konusunda yetersiz kaldılar.

Oysa, dışarıda kamuoyunun büyük desteğini almış olan direnişçi güçle, içerideki üretimden gelen güç, yani çalışan işçiler buluşamazsa ve ellerindeki o muazzam gücü, yani üretimden gelen gücü kullanma kararlılığını Şişecam’a gösteremezse eğer, kazanmanın zor olacağını, başta direnişteki işçiler olmak üzere, herkes biliyordu!..

Direnişçi İşçilerin Sözcüsü Aydın Şahin daha ilk gün yaptığımız görüşmede, bütün olumsuz tutumuna rağmen, sendika ile birlikte çalışan işçilerin desteğinin alınması gerektiğini çok açık bir dille belirtmişti. Ve direnişçi işçiler, bu desteğin alınması konusunda, eksiğiyle/gediğiyle, yanlışıyla/doğrusuyla, bir hayli çaba gösterdiler, ama başarılı olunamadı.

Sendikacıların ve dolayısıyla çalışan işçilerin desteğinin alınması konusundaki çalışma çok cılız kaldı, plansız/programsız yürütüldü.

İNATLA BİR ÇALIŞMA YÜRÜTÜLSEYDİ...

Daha ilk günden, daha çok işçiyle konuşulmalı, “iktidar”-”muhalefet” ayrımına gidilmeden, ileri işçilere toplantı ve görüşme çağrıları yapılmalı, ortak kararlar alınması ve hayata geçirilmesi konusunda ısrarcı olunmalı, tabanda, “iktidar” ve “muhalefet” diye bölünen işçileri birleştirmeye, ortak tutum almaya dönük çalışma örgütlenmeliydi. Çünkü yönetime oy verenler dahil, işçilerin büyük çoğunluğu, duygu olarak, direnişçi işçilerin yanındaydı. Bu çalışmalar inatla yürütülseydi eğer, çalışan işçiler arasında karşılık bulacak ve sendika yönetimi de bulunduğu pozisyonu değiştirmek zorunda kalacaktı.

Fakat;

* Konuştuğumuz, çalışmanın içine sokmaya çalıştığımız işçilerin çoğunda, bunun olabileceğine inanmama ve görev almama tutumun yaygın olunduğu görüldü. 

* Direnişçi işçileri de çalışmanın içine katan bir çalışma yürütülemedi. 

* İşten atma tehditleri direniş boyunca, (İddialara göre sendika yönetimince) sürekli gündemde tutuldu. Bu tehditler, özellikle sendika yönetimine muhalif olan işçiler arasında, korkuya neden oldu.

* ‘Muhalefet’ diye adlandırılan yapı üzerine düşeni, kendinden bekleneni yapamadı, çok etkisiz kaldı. Bir işçi, “Trakya Döküm işçileri kadar olamadılar!.. Destek ziyareti için, bir çağrı bile yapamadılar!” demişti. Gerçekten de muhalefetin, işçileri birleştirmeye, direnişi büyütmeye, fabrika içinde ve dışında sonuç alıcı eylemler yapmaya yönelik, bireysel çabaların dışında, örgütlü, planlı, programlı hiçbir çalışması olmadı. 

* Bunlar olmayınca işçiler kendi güçlerinden ziyade; sadece CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun Şişecam Genel Müdürü Ahmet Kırman’la görüşmesine, Şişecam yönetiminde bulunan CHP’li milletvekillerinin girişimlerine, yaratılacak kamuoyu baskısına, CHP Lüleburgaz İlçe Yönetimi ve bölge milletvekillerinin çabalarına umut bağladılar. Bu durum mücadelenin kendi gücüne güvenerek ilerlemesini engelleyen bir rol oynadı. Konuştuğumuz birçok ileri işçide bile bu beklentiyi gördük!.. 

Bunlar önemliydi, tabii ki yapılması da gerekiyordu… Ama sonucu belirleyecek asıl güç, üretimden gelen gücü elinde bulunduran çalışan işçilerin desteğiydi, kararlılığıydı. Bu sağlanamayınca, sendikanın iş birlikçi ve uzlaşmacı tutumu da değiştirilemedi.  

Ancak tüm bunlar bir yana; ortada küçümsenmeyecek bir başarı ve kazanım vardır!.. Cam işçileri, bundan önceki yıllarda olduğu gibi, yine, ‘işçi sınıfı mücadele tarihi’ne önemli bir sayfa eklediler. Bu yüzden kendilerini kutlamak gerekir.

Bu mücadeleden çıkarılacak en önemli sonuç; 

Cam işçisinin kendi inisiyatifini ortaya çıkaracak örgütlerini kurma ihtiyacı acil bir görev olarak durmakta. Ancak, bu örgütleri ile kendi birliğini sağlayabilir ve sendikal bürokrasisinin ayak oyunlarının üstesinden gelebilir.

www.evrensel.net
ETİKETLER Cam işçileriEMEP