Esenyurtlu kadın işçiler: Yaşamaya ne zaman var ne para!

Esenyurtlu kadın işçiler: Yaşamaya ne zaman var ne para!

Esenyurt'ta farklı sektörlerde asgari ücrete çalışan kadınlarla yaşam ve çalışma koşullarını konuştuk.

Elif Ekin SALTIK
Eren ERGİNE
İstanbul

İstanbul’un büyük işçi havzalarından biri olan Esenyurt’tayız. Sabahın en erken saatleri, neredeyse zifiri karanlık... İş merkezlerinin yükseldiği Cumhuriyet Meydanı’na doğru ilerliyoruz. Burası Esenyurt’un da merkezi aynı zamanda. Tarihi çeşmenin yakınındaki durakta kadınlı, erkekli işçiler servis bekliyor. Kimi erkek işçilerin ellerinde poşetler var; günlük işler için bekliyorlar, birçoğu inşaat işçisi. Biz, kadın işçilere yöneliyoruz. 

Türkiyeli ve Suriyeli kadınlar, yorucu bir iş gününe daha başlayacak olmanın bezginliği içinde, zihinlerinde kimbilir hangi sorular ve sorunlarla servislerini bekliyor. Yalnız başına bekleyen çekingen davranıyor, iki-üç kişi bir arada olanlarsa daha rahat. 

Gıda sektöründeki bir fabrikada çalışan üç işçi kadın işçiyle konuşuyoruz önce. Sonra bir arkadaşları daha katılıyor. Çikolata ve benzeri ürünlerin üretiminde çalıştıklarını söyleyen kadınlar, memnun değil çalışma şartlarından da aldıkları ücretten de... Asgari ücret aldıklarını belirterek, “Eşlerimiz de çalışıyor ama hiçbir şeye yetmiyor aldığımız para” diyorlar, “Ama mecburuz, yoksa bu paraya bu koşullarda çalışılır mı!” İçlerinden biri, “Üniversiteye gidebilseydik, okuyabilseydik, böyle mi olurdu? Bir mesleğimiz yok, o nedenle de bu koşullara mahkumuz...” diyerek, ‘kabahat’i yine kendilerinde arıyor. 

Servisleri gelince röportajımız da sona eriyor. Onlar hızla servise yönelirken, biz metal fabrikasında çalışan iki kadınla sohbete başlıyoruz. 

10 YILDIR ÇALIŞIYOR, HÂLÂ ASGARİ ÜCRETLİ 

Genelde kadın işçilerin çalıştığı bir elektronik fabrikasında çalışıyorlar. Sabah sekizden akşam altıya kadar çalışıyorlar, hafta sonraları da tatil. Fakat kaç yıllık işçi olursan ol, aldığın asgari ücret! İşçi kadınlardan biri 22 yaşında. Daha bir yıldır bu fabrikada, diğerinin kıdemi ise 10 yılı aşmış. Genç işçi, “Hafta sonu tatil olduğu için iyi” diyor. Çalışma koşullarını öğrenmeye çalışıyoruz. Anlatmak istiyor fakat diğerinin yanında konuşmaktan çekiniyor gibi. Kıdemli olan işçi kadın alıyor sözü; “Bizim fabrikada kimse kimseye sesini yükseltmez, kötü söz söylemez. Ustamız bir şey isterken rica ederek ister. Maaşımızı zamanında alıyoruz. Başka fabrikalarda neler neler duyuyoruz...” 10 yıldır çalıştığı halde hâlâ asgari ücret mi aldığını soruyoruz, yanıtı kısa oluyor; “evet!” 

ÇOCUKLARA YAKINLAR BAKIYOR, EVLER BİRLEŞİYOR... 

Tek başına servis bekleyen başka bir kadın işçiye yanaşıyoruz. Matbaada çalışıyor. Çalıştığı yerde 10-15 kadın işçi var, çoğunluk erkek. Başta bu kadar erkek işçiyle bir arada çalışmak zor gelmiş, ama sonra alışmış. Erkek işçilerin kadınlara saygılı davrandığını, kimsenin kötü davranışı, lafı, tacizi ile karşılaşmadığını söylüyor. “Ya ücretin, hayat koşulların?” diye sorunca asgari ücret aldığını belirterek, “Ben bekarım. Annemle yaşıyorum. Ama evli, çoluklu çocuklu insanlar için bu ücrete geçinmek zor. Çocukları varsa yakınları bakıyor, kimisi eşinin ailesiyle ortak yaşıyor” diyor. 

SOSYAL YAŞAM DA NE!

Bir erkek, iki kadından oluşan bir işçi grubuna yaklaşıyoruz. Tekstilde çalışan kadınlar, “Koşullarımızdan memnunuz, bir sıkıntımız yok” diyor. “İzin günlerinizi nasıl geçiriyorsunuz, sosyal yaşamınız var mı?” diye soruyoruz. İçlerinde en atılgan olanı “Ne yapalım, çoluk çocuk var, onlarla ilgileniyoruz. Sosyal yaşam nerede? Zaman mı var, para mı var sosyal yaşama!” diyor. 

tekstil işçisi

Markette çalışan bir kadının yanındayız bu kez. Marketin mutfak bölümünde çalışıyor. O da asgari ücretli... daha hava aydınlanmadan çıkıyor evden, akşam hava karardığında dönebiliyor ancak... Yine de mutfakta olduğu için koli dizme, reyon düzenleme gibi sıkıntılar yaşamadğını söylüyor. Çocukları var. Bir oğlunu evlendirmiş; gelini de çalışıyor. “Çalışmazsa geçinemezler ki” diyor. Bir çocuğunun da sağlık sorunları olduğunu, bu nedenle okula gidemediğini söylüyor. Rahatsızlığını sorunca yaşlar dökülmeye başlıyor gözlerinden hemen. Ancak “Geçmiş olsun” diyebiliyoruz... 

İşçiler durakları boşalttığında gün de tamamen aydınlanıyor. Yollar, sokaklar iyice kalabalıklaşıyor. Sonra dolmuş bekleyen kadınlar geliyor. Çoğu ev temizliğine giden, gündelikçi kadınlar. Dolmuşa binme telaşı içindeki kadınlarla çok fazla konuşamıyoruz. Haftada iki üç gün temizliğe gittiklerini, sosyal güvenceleri olmadığını söyleyebiliyorlar ancak. Sıkış tıkış dolmuşlara binip, kendilerininkinden çok uzak, başka dünyalara doğru yol alıyorlar.

SURİYELİ EMİNE: GELECEK MİSİN ÇALIŞMAYA?

Suriyeli Emine

Elinde poşetle koşuşturan iki genç kadının bize doğru yaklaştığını görünce hemen atılıp nerede çalıştıklarını soruyoruz. Şaşkınlıkla bakıyorlar yüzümüze. Anlıyoruz ki Suriyeliler, Türkçeyi pek konuşamıyorlar. Anlamaya çalışıyorlar yine de. Fotoğraf makinesini gösterip gazeteci olduğumuzu anlatmaya çalışınca “Hee!” diyorlar, kendi aralarında bir şeyler konuşup gülüşüyorlar. Zar zor anlayabildiğimiz kadarıyla; tekstilde çalışıyorlar, 1200 lira ücret alıyorlar, sigorta yok... Onlar servisi gözlerken başka bir kadın yaklaşıyor yanımıza. O da Suriyeli. Halep’ten gelmiş. Adı Emine... 

Emine’yle daha iyi anlaşabiliyoruz. Bir tekstil atölyesinde ütücü olarak çalışıyor. Günde 55 lira alıyor. Hiçbir güvencesi yok. Beş çocuğu var; ikisi Almanya’ya gitmiş, biri evlenmiş, biri de hasta... 

- Kocan ne iş yapıyor?

- Çalışmıyor o, evde, yatıyor (Gözleri buğulu). Ben çalışıyor. Elektrik, su, kira... 

- Türkiye’de yaşam nasıl senin için?

- Zor. Suriye’de her hafta bir elbise alırdık. Burada mümkün değil. Zeytinliklerim vardı orada, evim vardı. Savaş bitince Suriye’ye dönmek istiyorum. 

- Ben şimdi gelsem seninle iş var mı bana?

- Var, gelecek misin, çalışacak mısın?

- Türkiyeliler sana kötü davranıyor mu?

- Kötü davrananlar var...

Öyle sıcak, öyle içtendi ki Emine. Gözlerinin içi gülüyor, gülünce siyah bir çizgi oluyordu gözleri. Sevecenlikle sarıldı, fotoğraf çektirdik birlikte. Servisi gelince binmeye yönelirken dönüp sordu: 

- Gelecek misin çalışmaya? 

HURDACI TUĞBA: ERKEK ELİNE BAKMAMAK İÇİN GİRDİM BU İŞE 

Hurdacı Tuğba

Esenyurt’un Kıraç Mahallesi’nde yaşayan Tuğba, hurdacılık yaparak geçimini sağlıyor. Dükkanına gidiyoruz onunla görüşmek için. Ayıklanacak çuvalları yığmış dükkana. Demir, kağıt, naylon, çuval... Aklınıza atık olarak ne gelirse fabrikalardan toplayıp dükkanına getiriyor, tek tek ayıklayıp sınıflandırıyor ve geri dönüşüm yapan ham maddecilere tekrar veriyor. 

13-14 yıldır yapıyor bu işi. “Emekli paramı da kendim yatırıyorum. Bir iki seneye emekli olacağım. Fabrikaya gidiyorum; kumaş, naylon, çuval, demir, paslanmaz... Geri dönüşüme alıyorum. Demiri dükkana getirmiyor, direkt hurdacıya götürüyorum. Artık ne kalırsa parası... Çuvalı, naylonu getiriyorum dükkana seçiyorum. Çuvalı ayrı satıyorum, naylonu ayrı satıyorum. Çuval ayrı, naylon ayrı fiyat” diye anlatıyor yaptığı işi. 

Cevval, girişken bir kadın Tuğba. Bu işe nasıl başladığını soruyorum: “Azıcık göz açıklığı, uyanıklıkla girdim. Yozgat Çekerek’e bağlı Çakırköy var. Oranın insanları başlamıştı ilk olarak. Genellikle erkekler çalışıyor, kadınlar dükkanda bekliyordu. ‘Onlar kadar beynim yok mu? Ben de bu işi yapayım’ dedim. Eşimden gizli gittim kamyonumu aldım. Eşim o zaman inşaatçıydı, inşaatın parası iyiydi ve bırakmak istemiyordu. Çocuklar küçücüktü, aldım çocukları yanıma dilenci gibi fabrika fabrika gezdim. Tabii ki şartları çok zordu.”

ÇOCUKLARIMI KAMYONDA BÜYÜTTÜM

Hurdacı Tuğba

Okumayı çok istemiş. Sağlık lisesini bitirmiş. Liseden sonra, kendi deyimiyle “akıllı olduğu için” alelacele evlendirmişler. Gerisini ondan dinleyelim: “Eskiler, bir kız gözü de açık olunca, hemen evlendirelim derdine düşerdi. Şehirde büyüdüm, köye gelin gittim ben. Köy hayatının ne demek olduğunu bilmiyordum. Oradan da İstanbul’a geldik. Eşim çalışıyordu, güzel çalışıyordu ama yetmiyordu. Çocuklarımı kamyonun içinde büyüttüm. İlk aldığım kamyonum büyüktü, o kamyonun içinde büyüdüler. Bırakacak, güveneceğim kimse yoktu. Biraz büyüdükten sonra da evde bırakmaya başladım. Çok akıllılardı, bekliyorlardı beni. Evimin işini, yemeğini gece yarılarına kadar yapıyordum. ‘Sen bu kadar işe nasıl yetişiyorsun?’ diye soruyorlardı bana.

Gençliğimin en güzel çağlarındaydım. Üç küçük çocuğa rağmen yoksulluktan, erkek eline bakmamak için girdim bu işe. Biliyorsun bizim insanlarımız kadına değer vermiyor, her ihtiyacını kadın kendisi aldığı için çalışmak istedim. Ekonomik özgürlüğümü elime aldım, bütün ihtiyaçlarımı, çocuklarımın giderlerini karşıladım. Çocuklarımı okuttum. İkisi üniversiyeti bitirdi, birisinin de üniversitede son senesi. En küçükleri 13 yaşında, okuyor. 

HURDACILIKTAN KALAN ZAMANDA EV İŞÇİLİĞİ 

Çektiklerim anlatmakla bitmez. Bilhassa bedenen, fiziken çok yoruldum. Erkeğin yapabileceği işleri ben yaptım, 80 kiloluk çuvallarla boğuştum. Servise gidiyordu eşim, bir kamyon malı getirip tek başıma dükkana indiriyordum, sabah 5’e kadar seçiyordum ki mahcup olmayayım, yüzümün akıyla çıkayım diye. 

Hayatım boyunca her tür işi yaptım. Tuvalet temizledim; hurdacılıktan boş bulduğum zamanda ev temizliğine gidiyordum. Çocuklarım daha rahat etsin istiyordum.

Benim gibi hurdacılık yapan başka kadınlar da var. Birkaç kadın, fazla değil. Onlarla mal verdiğim yerlerde karşılaşıyorum. Samsunlu bir kadınla tanışmıştım. Yanında bir kadın daha vardı, birlikte çalışıyorlardı. Eşi felç geçirmiş. Kağıtlarını yıktı, parasını aldı gitti. Benim çok hoşuma gitmişti. Başına bir şey gelmiş çalışıyor, ama erkeğe bağımlı değil. ‘Ne kadar güzel’ dedim. 

TACİZ EDİYOR, ÖLDÜRÜYOR, BİR KRAVATLA SERBEST KALIYOR

Kadınların önünde her daim bir engel oluyor. İstanbul’un göbeğinde kadınlar tacize, tecavüze uğruyor. Çocuklarım açısından çok kaygılıyım. Eskiden çocuklarımı iki kere ararsam şimdi 10 kere arıyorum. Elim yüreğimde yaşıyorum. Erkekler taciz, tecavüz ediyor; öldürüyor ama bir kravatla indirim alıyor, serbest kalıyor.”

Yaşamını çocuklarına adayan bu kadına “Nasıl bir hayat isterdin, kendin için ne isterdin?” sorusunu yöneltiyoruz. “Hayalini bile kuramıyorum” diye karşılık veriyor. Ancak liseden sonra okula devam edememek içinde uhde kalmış: “Güzel bir okul okuyup, iyi bir meslek sahibi olup, çalışmak isterdim. Engellenmesiydim, aklım da kesiyordu...” 

www.evrensel.net