Birleşen çelik tekellerinde işçi kıyımına hazırlık

Birleşen çelik tekellerinde işçi kıyımına hazırlık

Alman çelik tekeli TKS ve Hindistan merkezli TATA çelik devlerinin birleşmesi sonucu, en az 4 bin işçinin işsiz kalması bekleniyor.

Serdar DERVENTLİ 
Köln

Dünya çelik piyasasında aşırı üretim kapasitesi artıyor ve tekelleşme eğilimi güç kazanıyor. İnşaat, otomotiv gibi kilit sanayilerin tedarikçisi konumundaki çelik sanayisini birçok ülke korumak, koruyamadığı durumlarda ise stratejik ortaklıkları teşvik ederek hegemonya alanında kalmasına çaba gösteriyorlar. Alman çelik tekeli TKS ve Hindistan merkezli TATA çelik devlerinin birleşmesinde işçilerin korunması yerine üretim merkezinin korunması fikri ağırlıkta. En az 4 bin işçinin işini kaybedeceğinden bahsediliyor. 

Yaklaşık 1.5 yıldır ThyssenKrupp Steel (TKS) ve TATA Stell Group (TATA) arasında kapalı kapılar ardında devam eden görüşmelerin ilk sonucu eylül ayında kamuoyuna açıklandı. Dünyanın en büyük 10 ve 15’inci çelik devleri, 2018 başına kadar tüm bürokratik sorunları aşıp birleşme sürecini başlatacaklar. 

TKS ve TATA hissedarları bu birleşmeden yıllık 400-600 milyon avro (Bazı kaynaklarda 500-900 milyon avro deniliyor) arası tasarruf etmeyi hedefliyor. 

AŞIRI ÜRETİM KAPASİTESİ HIZLA ARTIYOR 

Çelik sanayinde birleşme/devralma yönelimi yeni bir fenomen değil. TKS’nin yakın geçmişine bakıldığında bu rahatlıkla görülmekte. Bir zamanların ezeli rakipleri Hoesch, Krupp ve Thyssen bugün TKS adı altında birleşmiş durumdalar. Hoesch’ün adı bile artık anılmıyor. Bir zamanlar Almanya’nın “kalbi” olarak anılan Ruhr Havzası’nın önemli bir bölümünü bugün terk edilmiş çelik fabrikaları ve boş madenler oluşturuyor. 

Ruhr Havzası’nda 200 yıl önce başlayan çelik üretimi on yıllarca adeta milyonlarca emekçinin kaderi haline gelmişti. Fakat gelinen yerde teknolojik ilerleme sayesinde fabrikaların üretim kapasitelerinin hızla artması, dünya piyasalarındaki rekabet, devlet tarafından kurulan çelik kartelleri (Almanya’da 1967-1971 arası) tüm bunlar sorunları çözmek bir yana daha da büyümesine neden oldu. 

1980 yılında Almanya’da 288 bin çelik işçisi çalışırken bu rakam 2016’da 85 bine düştü. 36 yıl içinde işçilerin sayısı yüzde 71 düşerken üretkenlik aynı süre zarfında yüzde 226 arttı. 1980 yılında işçi başına 152 ton çelik üretilirken bu rakam 2016 yılında 495 tona çıktı. Benzeri tablo bütün gelişmiş kapitalist ülkeler için de geçerli. 

Diğer yandan bir süre öncesine kadar ciddiye alınmayan ve az gelişmiş/gelişmekte olan ülkeler olarak tanımlanan ülkelerde çelik üretimi katlanarak arttı. Örneğin 1980 yılında Çin’in yıllık çelik üretimi 37 milyon ton iken bugün bu rakam 800 milyon tonu aşmış bulunuyor. 

SENDİKALARIN ROLÜ 

Almanya’da (ve ‘Batı’ dünyasında) yaşanan çelik krizlerinde sendikaların onurlu bir rol aldıkları söylenemez. Çelik iş kolunda yaşanan krizlere sendikalar tabanın baskısıyla yer yer daha farklı alternatifler üretseler de (Örneğin: 1978/79 Almanya çelik iş kolunda 35 saatlik çalışma haftası için grev) genelde devletin korumacı tutumunu daha da pekiştirmesini isteyen bir rol üstlendiler. 

Bugün de bu durum çok değişmedi. 2016 yılında Çin’e daha yüksek gümrük vergisi alınması için Avrupa çapında eylemlerin yapılması, çelik tekellerinin AB genelinde geçerli olan çevre yasalarından muaf tutulması talebi, çelik tekellerine ucuz enerji verilmesi (vergi indirimi yoluyla) talepleri, sendikaların ileri sürdükleri taleplerin başında geliyordu. 

Haftalık çalışma sürelerinin kısaltılması, emeklilik yaşının düşürülmesi, izin günlerinin artırılması gibi işçilerin yaşam/çalışma koşullarını iyileştirecek, işsizliğin artmasını engelleyecek/yavaşlatacak talepler ise gündeme getirilmiyor. Sendikanın bildiri ve bültenlerinde “üretim merkezinin korunması”, “rekabet gücünün artırılması” vb. safsatalar hakim. 

ORTAK MÜCADELE GELİŞTİRİLMELİ

TKS ve TATA tekellerinin çelik bölümlerini birleştirme konusunda da sendikalar/temsilcilikler aynı tutumlarını sürdürüyorlar. Sınırları aşan, tekel karşıtı ortak bir mücadeleyi örgütlemek yerine “Biz kendi başımıza başarırız” ve “yeni şirketin merkezi ve üretim ağırlığı bizim burada olmalı” görüşü ağır basıyor. 

İki tekelin birleşme planlarını engellemek veya işçilerin aleyhine olmasının önüne geçmek için her iki taraftaki sendikalar ortak bir strateji geliştirmek zorundalar. Birleşmeyi engellemek istiyorlarsa o zaman ya bu planlar geri alınıncaya kadar süresiz greve çıkılacak ya da “Tamam birleşme olsun, ama şu şartlarda” denilerek yine grev silahıyla hareket edilecek. Bu şartların başında “Birleşme nedeniyle tek bir işçi dahi atılmayacak, haftalık çalışma süreleri 30 (veya 28) saate çekilecek” gelmeli. 

Böyle bir yönelim sadece TKS ve TATA işçileri için olumlu olmayacaktır, bu aynı zamanda tüm dünya çelik sektörü için de olumlu bir sinyal olacaktır. Tabii bunun için sendikaların ve temsilciliklerin işçiler arası rekabeti değil enternasyonal duygularla ortak mücadelesini ilerletme eğilimi içinde olmaları gerekmekte.

www.evrensel.net
ETİKETLER TATATKS