Bir Anadolu kızı: Fahişe Çika

Bir Anadolu kızı: Fahişe Çika

Eftelya’yı (namı diğer Çika)1989 yılının haziran ayında İstanbul’da, Yunan Konsolosluğunun önünde tanıdım. Orada cüzi miktarda parasal yardım bulmaya çalışan son trajik fügürlerden biriydi. Bu çok çekmiş kadının hayat hikayesini kendi ağzından dinlediğim gibi kaydettim. O zaman seksen yaşında olan güzel

Sevda Aydın

Yazar Thomas Korovinis Eftelya’yla karşılaşmasını böyle anlatıyor. Eftelya’yla tanışıyor, onunla trajik hikayesine, 70 yıl öncesine doğru yola çıkıyor. Fahişe Çika’nın hikayesini dinledikten tam sekiz yıl sonra yayımlamaya karar veriyor. 20. yüzyılın ilk çeyreğinin sonuçlarının altında dağılan, parçalan hayatlardan sadece biri Fahişe Çika.
Türkiye’de 50 yıl önce kesintiye uğramış Rumca yayıncılık “İstos” yayınevi ile yeniden başladı. İstos’un ilk yayımladığı kitaplardan biri olan Fahişe Çika Giresun’da Pontuslu bir Rum aileye doğan Eftalya’nın hayatını kendi ağzından anlatıyor.
1989 yılında Yunan Konsolosluğunda maddi yardım için bekleyen ve seksenli yaşındaki
Giresunlu Pontus Rumu Eftalya ile Yazar Thomas Korovinis’in karşılaşması sonucu bu hikayeye ulaşıyoruz. O yıllarda Türkiye’de Rum, Ermeni veya Süryani olarak doğmanın nelere mal olduğunu birebir yaşayan Eftelya’dan dinliyoruz.

PONTUS RUMU EFTELYA’NIN FAHİŞE ÇİKA OLUŞUNUN HİKAYESİ

Giresun’da Rum bir ailenin kızıdır Eftelya. Çocuk hafızası daha ilkokula başladığı ilk gün acı, sürgün, işkence ve ölümle tanışır. Okulun ilk günü eve dönerken havadaki gerginlik yol ilerledikçe köşe başlarında asılan bedenlere dönüşür. Pencerelerin, kapıların sıkı kıya kapandığı sokaklardan geçerken, jandarma ve elleri silahlı adamlar ‘git buradan’ dedikçe korkarak koşmaya başlar.
Eftelya’nın bu anlattıkları Erzincan Mütarekesidir. Babası işkencelere götürülür. Mütareke annesini, ninesini ve kardeşini alır. Herkesin, komşularının, akrabalarının ölüme gidişlerini izler. Elbiseler karaya boyanır, yas tutmak için. işkencelerden geçen babası İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından Yunanistan’da öldürülür. Ve Eftelya’nın yolu ‘Poli’ye,  İstanbul’a düşer. Yapayalnız kamıştır artık 1900’lerin başında İstanbul’da.
Eftelya’nın dili Rumca, Türkçe, Pontusçanın bir karışımı. Thomas Korovinis Eftelya’nın dilinin bu karışımını bozmadan, gerektiğinde küçük anekdotlar ekleyerek aynen olduğu gibi yayımlamış.
İstanbul’da Osmanlı bir kadının yanında yaşar önceleri Eftelya. Sonra tesadüfler o dönemlerde Beyoğlu’nda genel ev işleten halasına götürür. Savaştan kaçıp başka bir savaşın içine düşer. Eftelya bazen daldığı hikayesinden başını kaldırarak hayatının özetleyen cümleler kuruyor. ‘Anladın mı nedir hayatım? Bu duyduğun, işte budur hayatım. ‘Gübreden çık boka gir. Boktan kaç gübreye düş.’
Yazarın da dediği gibi güzel bir kadındır Eftelya. Savaşa gelen askerlerden, Beyoğlu’nun çapkın erkeklerine kadar geniş hayranları, aşıkları vardır. Türkler, Lazlar, ona ‘Çika’ diyen İspanyollar...  Sonrası beklemekle geçer. Acılarla, yoksullukla gecen hayatından bir an önce kurtarılmak ister. Bu beklemeler çok uzun yılları alır. Artık umudu, beklemeyi değil, “en kıymetli hazine”sini, kendisini gösterir.
1953’de Selanik’te doğan Thomas Korovinis, Yunus Emre, Karacaoğlan, Yaşar Kemal gibi yazar ve ozanların eserlerini Yunancaya çevirmiş bir yazar. Rum tarihi, Rebetiko ve Yunan müziği üzerine de araştırmalar yapan yazar aynı zamanda gazeteci. Ve bir gazeteci sorumluluğuyla dinlediği Eftelya’nın hikayesi Fahişe Çika, genç bir kadının, 20. yüzyılın başlarının Anadolu’sundan İstanbul’a uzanan yolculuğunun yanı sıra bir tarih okuması da aynı zamanda.


Fahişe Çika.
Thomas Korovinis,
Çev:
Frango Karaoğlan
Istos Yayınları,
67 sayfa

www.evrensel.net