Yoksulluk kadınların üzerine yapışmış durumda!

Yoksulluk kadınların üzerine yapışmış durumda!

Araştırmacı Ülker Şener, kadın yoksulluğunu, nedenlerini ve sonuçlarını Evrensel'e değerlendirdi.

Elif Ekin SALTIK

Türkiye’de yoksulluğun özellikle de kadın yoksulluğunun giderek derinleştiği ve kadınların bir ‘çıkar yol’ arayışında olduğu tablosu ile karşı karşıyayız. Geçim derdi; çocuk, yaşlı bakımı gibi sorunlarla başetmeye çalışan kadınlar bu sorunları aşmak için ya esnek, güvencesiz, kayıt dışı işlerde çalışıyor ya erkeklere mahkum oluyor ya da bir lütufmuş gibi sunulan sosyal yardımların peşinde koşturmak durumunda kalıyor.
Araştırmacı Ülker Şener TÜİK’in uzun zamandır kadınların yoksulluğunu analiz etmediğini, ancak kadınların daha yoksul olduklarını anladığımız bazı veriler olduğunu söylüyor: Kadınların istihdama katılım biçimleri, eğitim ve ev içi bakım hizmetleri. Şener çarpıcı bir rakam daha veriyor ki o da sürekli yoksulluk. Türkiye’de sürekli yoksulluk oranı yüzde 14.6. Yani yoksulluk her 100 kişiden 15’ine yapışmış durumda. Bakım hizmetlerini üstlenen kadının yoksullaştığı, yoksullaşan kadının da çocuğuna yiyecek, giyecek bulabilmek, ayakta kalabilmek için sosyal yardımlara başvurduğu Türkiye tablosunda Ülker Şener’le kadın yoksulluğunu, nedenlerini ve sonuçlarını konuştuk. 

Ülker Şener
Araştırmacı Ülker Şener

Türkiye’nin son 15 yılına bakacak olursak yoksulluk açısından nasıl bir tablo ile karşı karşıya?

TÜİK 2016 Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması verilerine göre, Türkiye’de nüfusun yüzde 21.2’si yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bu Türkiye’de her 5 insandan birinin yoksul olduğu anlamına geliyor. Bir de sürekli yoksulluk oranı var; yüzde 14.6. Bu oran yoksulluğun belli kesimlerde artık kalıcılaştığını, onlara yapıştığını gösteriyor. Yüzde 14.6 hiçbir biçimde yoksulluk sarmalının dışına çıkamayan, hayatları boyunca yoksul kalan ve yoksul kalacak olan kesimi gösteriyor. Bu nedenle önemli bir veri. Belli haneler, belli kesimler açısından yoksulluğun kalıcılaştığını, yaşamın kendisi, olağan hali olduğunu ifade ediyor. Özcesi, yoksulluk rakamlarına bakıldığında Türkiye’de durum çok iç açıcı değil. 

Peki ya kadınlar?

TÜİK uzun zamandır yoksulluğu kadın, erkek olarak ayrıştırmıyor, elinde böyle bir veri varsa da paylaşmıyor. Genel yoksulluk düzeyini biliyoruz; ancak cinsiyete göre ayrıştırılmış veriye sahip değiliz. Bir nevi bireyler hane içinde eritiliyor. Ancak kadın yoksulluğunu anladığımız, erkeklerden daha yüksek olduğunu bize gösteren durumlar, veriler söz konusu. 

Bu verilerden ilki, kadınların istihdama katılım durumları ve istihdamda kadınların hangi işleri yaptığı, nerelerde yoğunlaştığı; ikincisi eğitim yani eğitim olanaklarından kadınlar ve erkekler ne kadar yararlanıyor? 

Yoksulluğun en önemli nedeni gelirden yoksun olmak ve kadınlar şu an bu koşullarda istihdama daha az katıldıkları için daha az gelir elde ediyorlar ve erkeklere daha bağımlı bir hayat yaşıyorlar. Bugün sadece kadınların yüzde 27’si istihdama katılıyorsa ve geri kalan kadınlar katılmıyorsa, bu kadınların erkeklerin elde ettiği gelir üzerinden hayatlarını sürdürdüğü anlamına geliyor. Bu ilişki kendi kararlarını vermede bağımlılık ilişkisi teşkil ediyor ve kadınlar kendi kaderini tayin etme hakkına da sahip olamıyorlar. Şiddete maruz kaldıklarında ilişkinin dışına çıkmakta zorlanıyorlar. Çocuklarına kendileri tek başına bakamayacaklarını düşündükleri için o evde kalmak zorunda kalıyorlar. Birçok şeye göz yummak durumunda kalıyorlar. 

YOKSULLAR İÇİNGÜVENCESİZ İŞLER BİLE AZALIYOR

İstihdama katılan kadınlar kayıt dışı, esnek, güvencesiz çalışma ile yüz yüze. Bunun yoksullukla nasıl bir ilişkisi var?

Yoksul kesim için konuşursak güvencesiz işlerde alanın daraldığını gözlüyoruz. Örneğin; Ankara’da plastik toplayan kadınlar var artık. Eskiden kadınlar kağıt, plastik toplayıcılığı yapmazdı, şimdi kadınlar da yapıyor. Ve plastik toplayan kadınlar eskiden plastiğin kilosunu 1 TL’ye sattıklarını, şimdi daha çok kişinin plastik toplaması nedeniyle kilosunun 50 kuruşa düştüğünü söylüyor. Daha fazla yoksul, enformel sektörlerde güvencesiz dediğimiz alanlarda görülmeye başlandı ve bunların içinde kadınlar da var. Kısacası sanki yoksullar için güvencesiz işler de azalıyor. Ya da varolan bu işleri daha fazla kişi yapmaya başlıyor. 

Fason işlerde de -ister mahalle aralarında kurulan atölyelerde yapılsın isterse evde - kadınlar günlük 10-15 TL gelir elde ediyorlar. Bu ayakkabı yapımında çalışan kadınların elde ettiği gelir. Kına seti hazırlayan kadınların elde ettiği gelir 10 TL’yi geçmiyor. Yoksullar için olan bu yapı güvencesizliği beraberinde getiriyor, evet, ama aynı zamanda gelir yoksulluğunun çok derin bir biçimde yaşanmasına da neden oluyor. Fason işlerde çalışan yoksullar, iyi eğitim alamamışlar ki bunda da bir önceki neslin anne-babalarının yoksul olmasının etkisi var; başka iş olanaklarına giremiyorlar, başka alanlarda kendilerini var edemiyorlar, pek çok şey onları fason çalışmaya itiyor ya da sokakta kağıt toplayıcılığına, plastik toplayıcılığına itiyor.

KADINI GÜÇLENDİRMEDEN, YOKSULLUK ÇÖZÜLEMEZ 

Yoksulluğa karşı, kadınların bakım aylıklarına başvurmasına, sosyal yardımlarla geçinmeye çalışmasına karşı devletin sorumluluğu ne?

Türkiye’de sosyal yardımlar başvuru üzerine yapılıyor ve en çok kadınlar sosyal yardımlara ulaşmaya çalışıyor. Normalde sosyal yardımların başvuru üzerine değil ihtiyaç üzerine yapılması gerekir. Devletin kimin ihtiyaç duyduğunu bilmesi ve oralara kendiliğinden o yardımı götürmesi ve gerekli olan mekanizmayı kurması gerekiyor. Türkiye’de durum tam tersi. Sosyal yardımları alabilmek için SYDV’nın yoksulluk kriterlerine uymanız gerekiyor. Üzerinizde hiçbir şey; eviniz, arabanız, malınız olmayacak. Asgari ücretle çalışıyorsanız dahi yardım verilmiyor. Türkiye’de yardım mekanizması yanlış bir yerden kurulmuş. İhtiyaç analizi yapılmıyor ve ihtiyaç üzerinden verilmiyor. Örneğin bir insanın zar-zor aldığı başını soktuğu bir evi olabilir ama hiç geliri olmayabilir, ancak devlet bunu kabul etmekte zorlanıyor. 

* Belli politikalar önerildiğinde bunlar toplumsal cinsiyet rollerini, buna dayalı işbölümünü güçlendirici politikalar olmamalı, kadını birey haline getiren özgürleştirici politikalar uygulanması gerekiyor. 

* Yoksulluk iki şeye bağlı, birincisi istihdam diğeri de eğitim. Türkiye’de eğitim alanında belli ilerlemeler kaydedildi ama istihdam meselesini çözmek gerekiyor. Bakım sorunu kadınların sırtında olduğu sürece istihdam sorununu çözmek pek mümkün değil. Bakım hizmetlerinin toplumsallaşmasını yeniden gündeme getirmek gerekiyor. 

* Eğer kadın ya da erkek yoksulsa sosyal yardımlardan yararlanmalı ve bu yararlanma ihtiyaç üzerine olmalı. Sosyal yardımlar bir haktır, devletin verdiği bir lütuf değildir.

‘ZAMAN YOKSULU’ KADIN GELİRDEN DE YOKSUN KALIYOR

Eğer biz yoksulluğu sadece bir gelir yoksulluğu olarak ele almayacaksak, geniş anlamda yoksunluk olarak ele alacaksak, kadınlar kamusal alana ne kadar çıkıyor; kendini ne kadar gerçekleştirebiliyor, kendisine ne kadar zaman ayırabiliyor, ne kadar kaliteli bir hayat yaşıyor gibi göstergelere de bakmamız lazım. 

Kadınların yoksul olmasının bir nedeni de ev işleri ve bakım hizmetleri. Çünkü kadınların istihdama katılmasındaki en önemli engeller bunlar. TÜİK 2016 yılı Aile Yapısı Araştırmasına göre 6 yaş altı çocuğu olan kadınların yüzde 24.6’sı çocuğa kendisi bakıyor. Çünkü başka bakacak kimsesi yok. Babaanne ve anneannelerin çocuklara bakma oranı ise yüzde 32. Bunlar yoksulluğun etkisi aslında. “Çocuklar işlerinden olmasınlar, gelir elde edebilsinler” diyerek bir önceki kuşak kadınlar çocuk bakım işini üstleniyorlar. Kadınların bakım hizmetlerini üstlenmesi uzun vadede yoksulluğu daha da artıran bir etken. 

DEVLET POLİTİKASI:

KADINI AYAKTA TUTACAK KADAR  GELİR OLMASIN!

Yoksulluk

Türkiye'de kreş hizmetleri çok pahalı, çok pahalı olduğu için de kullanılmıyor. 2016 verilerine göre kreşte veya anaokulunda gündüz bakımı alan çocukların oranı yüzde 2.8. Kamu yararına verilen bir hizmette bile kreşin maliyeti 500 TL üzerinde yer alıyor. Özel kreşleri düşündüğünüzde asgari ücret alan bir kadının, hatta evde 2 asgari ücretlinin olması durumunda bile, çocuğun buralara gönderilmesi mümkün değil. Bu noktada kuşaklar arası dayanışma ortaya çıkıyor. Anneanne, babaanne ne kadar yaşlı yorgun olursa olsun çocuk onlara bırakılıyor. 
Yoksul kadınların gelir elde etmede önemli dayanaklarından biri gündelikçilik. Özellikle eğer kadının eğitim durumu düşükse enformel işlere yöneliyor, mesela evlere temizlik işlerine gidiyor, bina temizliği yapıyor. Genellikle orta sınıf veya üniversite mezunu olan kadınların evlerini başka kadınlar temizliyor. Bu hem ayakta kalmanın yollarından biri, hem de bir süre sonra geçici bir arayış olmaktan çıkıp pek çok kadın için iş haline geliyor. Ancak her kadın temizlik işçisi ya da fason işlerde çalışamayabiliyor, çünkü bu işler belli bir yaş ve sağlık da gerektiriyor. Kadın bu sektörlerde de çalışamadığı zaman sosyal yardımların peşinde koşuyor. 

Toplumda genel bir muhafazakarlaşma var ve belli politikalar da bunu destekliyor. Yarı zamanlı çalışmanın ya da aile ve iş hayatını uyumlulaştırma deyince kamu kurumlarının aklına kadının gelmesi muhafazakarlaşmanın bir göstergesi. Şöyle bir politika şimdi gündemde; kadınlar çalışsınlar para kazansınlar ama aynı zamanda ev işlerini de yapsınlar. Yarı zamanlı çalışan kadın hem ev işlerini yapar, hem çocuğa bakar hem de para kazanır. Elde ettiği gelirin de çok fazla olmasına gerek yok, kadını ayakta tutacak kadar bir gelir olmasın! Bu da kadını ister istemez aile içinde tutacak. Çünkü yarı zamanlı çalışan kadının aldığı para ile tek başına ayakta kalabilmesi mümkün değil. Kadının emeği üzerinden giden bir aile yapısı düşünülüyor. 

DEVLET, BAKIM AYLIĞI ALAN KADINLARI KAYIT DIŞI ÇALIŞTIRIYOR

“2007 yılından itibaren evde bakım ödeneği/maaşı uygulaması başlatıldı. 2014 yılı itibarıyla 450 bin kişi bu ödenekten yararlanıyor, şuan sayısının 500 bin civarında olduğu söyleniyor. Evde engelli, yaşlı, hasta bakan kişilere - ki, bunlar genellikle kadınlar- bir ödeme yapılıyor. Ödeme yapılan kadınlar da yoksul kadınlar. Hanede kişi başı gelir asgari ücretin üçte ikisinden az ise bu ödenekten yararlanılabiliyor. Bir nevi yoksul hanelere bakım hizmetlerinin karşılığı olarak bir transfer gerçekleştiriliyor. Sosyal devletin sorumluluğunda olan bakım hizmetlerini devlet, hanenin yani kadının sırtına yükleyerek çözmeye çalışıyor. Bu işin bir yanı. 

Diğer yandan ise TÜİK evde bakım ödeneğinden yararlanan kişileri çalışıyor olarak görüyor, istihdama katılım rakamının içerisinde sayılıyorlar.  Gerçekten de çalışıyorlar, ancak sigortaları yok. Yani bir taraftan devlet bu yardımları alanları işçi olarak görüyor diğer taraftan da bunlara herhangi bir sigorta kaydı yapılmıyor. Evde bakım veren kadınlar, bakımın kendisi yoğun bir emek gerektirdiği için zaten dışarı çıkamıyor, kendisine zaman ayıramıyor ve gelir elde etmesi bakıma ihtiyaç duyanın varlığına bağlanıyor. Bu kişinin ölümü, bakım veren kişiyi, kadını tamamen dayanıksız ve desteksiz bırakıyor. Tüm emeğini duygusal-zihinsel ve bedensel emeğini bakıma harcayan kadının yeniden istihdama katılması, kendisine başka bir yol çizmesi zorlaşıyor.

Kısacası, bakım ödeneğinin kendisi toplumsal cinsiyet rollerini yeniden üretiyor. Kadını hem eve kapatıyor hem de bakım hizmetleri tamamen kadının üzerinden yürütülüyor. Bakım hizmeti devletin görevi olmaktan çıkarılıp haneye yükleniyor.” 

SOSYAL YARDIM ALANA ‘KÖLELİK’ DAYATMASI

Yoksulluk

Hükümet, sosyal yardım ve istihdam arasındaki ilişkiyi kuracağı, sosyal yardım alan kişiye İŞKUR üzerinden bulunan işi kabul etmeyenin sosyal yardımlarının kesileceği bir sistem kuruyor...

Yanlış bir yerden hareket ettiklerini düşünüyorum. Çünkü insanın iradesini, özgürlüğünü hiçe sayıyorlar. Bana göre kölelik durumu. Belki de hiç yapmak istemediği, hayatında hiç düşünmediği bir işi zorla yaptırmak istiyorlar. İnsanın yapacağı işi seçebilme özgürlüğü olmalı. Hepimiz istediğimiz işi seçemeyebiliyoruz; ama iş seçimi aç bırakılma tehdidi altında yapılmamalı, sosyal yardımlar bir tehdit olarak kullanılmamalı, bu insan haklarına aykırı bir uygulama olur. 

www.evrensel.net