Köydefestival: Felsefe, sanat, duyarsızlaşma

Köydefestival: Felsefe, sanat, duyarsızlaşma

İzmir Karaburun’un ev sahipliği yaptığı Köydefestival, 23-26 Eylül tarihleri arasında düzenlendi.

23-26 Eylül'de İzmir Karaburun'da organize edilen Köydefestival gerçekleştirildi. Doç. Dr.Mehmet Kuyurtar moderatörlüğünde, Doç. Dr. Zeynep Günsür Yüceil ve  Dr.Agâh Aydın’ın katıldığı “Felsefe, Sanat, Duyarsızlaşma” konulu söyleşiyle başlayan festivalin açılışında Ezgi Serim konser verdi. Dört gün süren festivalin ardından; Kadir Has Üniversitesi Tiyatro Bölümü Başkanı Zeynep Günsür Yüceil, Piyanist Ezgi Serim, Psikiyatrist Agâh Aydın ve Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü akademisyenlerinden Mehmet Kuyurtar ile konuştuk.

‘SANATSAL ÜRETİM DEĞİŞİMİN ÖNEMLİ BİR PARÇASI’

Zeynep Günsür Yüceil:
Zeynep Günsür Yüceil

Bu yıl ilki gerçekleşen köydefestival açılışında “Sanat, Felsefe, Duyarsızlaşma” konulu disiplinler-arası söyleşide, içinde bulunduğumuz durumun sebep ve getirilerini değerlendirdiniz. Sanatsal üretim ve duyarsızlaşma ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz ?

Zeynep Günsür Yüceil: Bugün sanat ve siyaset arasındaki ilişkinin yeniden şekillendiği büyük bir dönüşüm içindeyiz. Siyasi yapı olarak ulus-devlet, Lev Kreft’e göre, yegane merkezi kendisi olan bir iktidardır ve başarısı tiyatro oyunu gibi etkisinin yaratılmasına bağlıdır. 
Bugün ulus-devlet yapısı sarsılıyor- bunun bir çok farklı nedeni var, post kapitalist üretimden tutun da internetin etkisine hatta doğa felaketlerine kadar pek çok farklı katmandan bahsedebiliriz ama sonuçta alışık olduğumuz iktidar biçimleri, sosyal platformlar,ekonomik ve politik ilişki biçimlerinin dönüşüm içinde olduğunu gözlemliyoruz. Sanatsal üretim de bu değişimin önemli bir parçası, zaman zaman geleceğin tellallığını yapan bir tarafı da olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla artık ulus-devlet yapısı içinde kendi özerkliğini koruyan ve alışık olduğu ekonomik yapıyı devam ettiren sanatsal üretim biçimlerinin yanında bundan oldukça farklı, başka bir dünyaya konuşan sanat yapma biçimleriyle de karşılaşmaya başladık. Bu anlamda duyarsızlaşma diye adlandırdığımız ruh hali de eski düzene ait olan sanat yapma biçimlerine karşı bir duyarsızlık olabilir diye düşünüyorum.

‘SORGULAMAYAN BİR HAKİKAT ARAYIŞI OLAMAZ’

Ezgi Serim
Ezgi Serim

Gazeteci Serdar Kızık’ın Köydefestival hakkındaki yazısında, “Başkalarının bana koyduğu kurallar dahil hiçbir sistemle tamamen barışık olamadım” diyorsunuz. Bu tavrınız profesyonel kayıplara yol açıp daha büyük sonuçlara ulaşmanızı engellemiyor mu ? 

Ezgi Serim: Evet, bu durum ciddi kayıplara yol açıyor elbette ama kimin neyi kaybettiği nereden baktığımıza bağlı. Profesyonellik konusuyla ilgili genel fikrim; bu kavramın çok kaygan bir zemin üzerinde kurulu olduğu. Hepimiz aynı sistemin içinde yaşıyor olsak da, bu koşullar altında nicel verileri esas alarak kendimi düzenlemem söz konusu olmadı, olmaz, çünkü benim esaslarım kendi değerlerime bağlı. Yani mesleki ve insani değerlerin birbirinden tamamen bağımsız olabileceğini hiçbir koşulda düşünemeyiz. 

Aynı yazıda “Sanat her şeyi değiştirebilir” demiştiniz. Sizce bu değişim ne şekilde mümkün olabilir ? 

Ezgi Serim: Agâh Aydın’ın söyleşide de üzerinde durduğu çok şeffaf bir ifade var; “sanat bir hakikat arayışıdır” diyor. Bu arayışa değil teşebbüs etmek; kulak vermek bile bizi kendiliğinden değiştirir. Saplandığımız her şeyi beklenmedik şekilde sorgulamaya başlayıveririz, dönüşümün yolu da pekâlâ buradan geçebilir bence. Yoksa, haydi hep beraber el ele gerçeğin peşinde koşalım demek gülünç olur, herkesin kendi kararıdır neyin peşinde koşacağı. Ancak zannettiklerimiz ve kişisel kararlarımız, gerçeği ve gerçeğin etkilerini değiştirmez. Son olarak şunu belirtmeliyim; uzmanlık gerektiren bir araştırmanın ve sorgulamanın olmadığı bir çalışma için bilimsel diyemiyorsak, felsefesi olmayan bir performansa da -bize ne kadar güzel gelirse gelsin- sanatsal diyemeyiz. Çünkü felsefesi ve değerleri olmayan; sorgulamayan bir hakikat arayışı olamaz.

‘İNSAN BİLGİYİ DEĞİL SEVGİYİ ARAR’

Agâh Aydın
Agâh Aydın

Sanatı, bir hakikat arayışı olarak tanımladınız. İnsanın hakikat arayışı ile anlam arayışı arasında nasıl bir bağ kuruludur ?

Agâh Aydın: Bana göre Freud’un metapsikolojisi (psikanaliz) bedeni ve içine doğduğu kültürün etkisiyle ortaya çıkan insan yavrusunun zihnini bütünlüklü olarak kavrayabileceğimiz, yer yer varsayımlarla (ödipus kompleksi) ilerlese de elimizdeki yegâne yoldur.

Bilinçdışının varlığını kabul etmek, insan yavrusunun dürüst ve masum olduğu safsatasından da vazgeçmek anlamına gelir. Ancak insan yavrusu bu bilginin vereceği acıya katlanamadığı için bilinçdışının bilgisine, başka deyişle kendisinin ne olduğu, kendine dair bilgiye direnir. Kendi hakikatini gizleyebilmek için de daha çok bilmek ister. İnsan anlam arayan değil, anlamı bulduğuna inanan bir varlıktır. Dahası bulduğuna inanma ihtiyacı içindedir.

Bulduğumuz, bildiğimiz her şeyin gerçekliğinden şüphe duymalıyız gibi bir çıkarımda bulunuyorum söylediklerinizden ?

Agâh Aydın: İnsan yavrusunun gerçeği bilme arzusu, göründüğü kadar ciddi değildir. Bilmeye direndiğini, bilmeye de direnir.
Herkes her seferinde dünyayı ve kendini yeniden yanlış anladı. Yoksa kimse kendisine ‘ben’ diyemezdi. Her ‘ben’ yeni bir yanlış anlamadır.
İnsan bilgiyi değil sevgiyi arar. Kişiyi ne demek istediği ya da ne anlatmak istediği değil, ne söylediği ve nasıl söylediği ele verir. Psikanalistler analizandın (analiz eden/analize gelen/hasta/danışan) ne demek istediğiyle değil, ne söylediğiyle ilgilenirler. Analizandın ne demek istediğiyle ilgili ısrarını ters yüz edip, ne söylediğiyle, ağzından çıkanla, imleyenin çok anlamlılığına yönelmesine imkân sağlarlar. İnsanın gerçeği; unutulan, şaşırılan, utanılan; söze düşmeyendedir. Ya da kekelenen, sürçülen, birden ağızdan kaçıveren sözlerde gizlenendir.

‘KÖTÜLÜK VE BUDALALIK’

Mehmet Kuyurtar
Başlık

Duyarsızlaşma meselesini ortaya koymaya çalışırken ‘kötülük’ ve ‘budalalık’ arasında bir karşılaştırma yaptınız ve budalalığın kötülükten daha tehlikeli olduğuna dikkat çektiniz. Karşılaştırma ilginçti. Niçin böyle düşünüyorsunuz ? 

Mehmet Kuyurtar: Felsefe-Sanat ve Duyarsızlaşma söyleşisini açmak için yaptığım sunuşta kötülük ve budalalık hakkında söylediklerim, açıkça söylemeliyim ki bana ait sözler değildi; Lars Fr. H. Svedsen adlı Norveçli bir felsefeciye ait sözlerdi. Duyarsızlaşma konusunda bir söyleşiye katılacağımı söylediğimde bir arkadaşım dikkatimi çekmişti, sözler bana da çok ilginç geldi. Çünkü aslında duyarsızlığın, duyarsızlaşmanın yayılmasının apaçık kötülüğün sonucu olmaktan çok budalalığın sonucu olduğunu düşündürdü bana.

Svedsen ne diyor ‘kötülük’ ve ‘budalalık’ hakkında ?

Mehmet Kuyurtar: Aslında Svedsen’in kendisi de bu konuya, Hitler’e suikast girişimine katıldığı için idam edilen Dietrich Bonhoeffer’in hatıralarındaki budalalık hakkında yazdığı bir pasaja dikkat çekerek giriş yapar. Bonhoeffer’in saptaması şöyledir: “Budalalık iyiye, kötüden daha tehlikeli bir düşmandır. Kötülüğe karşı çıkılabilir; maskesi düşürülüp, gerektiğinde güç kullanarak önlenebilir. Kötülük, hiçbir şey olmasa, insanları huzursuz ettiği için bile kendi yıkımının tohumlarını daima içinde taşır. Budalalık karşısında ise savunmasızız. Ne karşı çıkmak, ne güç kullanmak tesir eder ona; akıl yürütmek işe yaramaz; kişisel önyargılarla çelişen olgular basitçe kuşkulu kılınabilir -gerçekten de, budala bunları eleştirerek karşı koyabilir, bunlar inkar edilemez şeylerse, küçük istisnalar olarak pekâlâ kenara itilebilirler. Demek ki, alçak birinden farklı olarak, budala halinden gayet memnundur; gerçekte ise, saldırganlaşması için fazla şey gerekmediğinden, kolayca tehlikeli hale gelebilir.” (KÜLTÜR SERVİSİ)

www.evrensel.net