İspanya yolsuzluğun üzerini milliyetçilikle örtüyor

İspanya yolsuzluğun üzerini milliyetçilikle örtüyor

Avrupa'nın Gündemi'nde bu hafta Katalonya krizi, İngiltere Başbakanı May'in parti içi tartışmaları, Irak ve Fransa'daki gelişmeler öne çıkıyor.

Avrupa’nın en önemli gündemlerinden birisi Katalonya krizi. Alman Taz gazetesi, İspanya Başbakanı Rajoy’un gözleri kendinden uzaklaştırmak, yolsuzluk skandallarını görünmez hale getirmek için milliyetçiliği kışkırtmak, çatışma ortamı yaratmak istediğini yazdı. İngiltere’de Başbakan Theresa May’in parti içinde yaşadığı kriz gün geçtikçe büyüyor Economist dergisi, Brexit sürecine enerji katabilecek kabine üyelerine ihtiyaç olduğunu, May’in yeni bir lider için de zemin hazırlaması gerektiğini yazdı. 

Öte yandan Irak’taki gelişmeler ve Almanya’nın yeni bir iç savaş riski nedeniyle Kuzey Irak’ta Peşmergelerin eğitimini askıya alması Alman medyasını böldü. German Foreign Policy’deki analizde Almanya’nın 2014’ten beri süren “Irak macerası” mercek altına alınıyor. 

Fransa’da ise Emmanuel Macron hükümetinin zenginlerin hizmetinde olduğu tartışmaları alevlendi. Humanite gazetesi servet vergisini ortadan kaldırmak isteyen Macron’un elinde pimi çekilmiş bir bomba olduğunu belirtiyor.

 


RAJOY’UN ÇATIŞMAYA İHTİYACI VAR

İspanya Başbakanı Mariano Rajoy
İspanya Başbakanı Mariano Rajoy

Rainer WANDLER
Taz

İspanya Başbakanı Mariano Rajoy’un bir yanını kabul etmek zorundayız: Yıldönümü kutlamalarını kaçırmıyor. 15 Ekim Pazar günü Franco diktatörlüğünün cezaevlerine atılan özgürlük savaşçılarının af yasasıyla kurtuluşlarının 40. yıldönümüydü.  Pazartesi günü savcılık, Katalonya Ulusal Topluluğu (ANC) Başkanı Jordi Sànchez ve kültür organizasyonu Òmnium’un yöneticisi Jordi Cuixart’ın tutuklanma kararını çıkardı. Her ikisi de pazartesiden bu yana tutsak. Böylece 40 sene sonra İspanya cezaevlerine tekrar politik suçlular atılmaya başlandı. 

ANC ve  Òmnium, Katalonya bağımsızlık hareketinin bel kemiğini oluşturuyorlar. İki örgütün başkanına da isyana teşvik suçlaması yapılıyor. Halbuki protestolar barışçıl şekilde sürmekteydi. Birkaç polis arabasının tekerinin patlatılması ve üzerlerinin yazılanması dışında kanunlara aykırı birşey yapılmamıştı. İspanyol devleti, isyanın ne olduğunu, umarım olmaz, barikatlar kurulup çatışma başladığı zaman öğrenecek.  

Bask bölgesinin bağımsızlığı için mücadele eden ETA’ya silah kullanmaktan vazgeçme çağrısı yapılırken sürekli; “Diyalog ve barışçıl yollarla herşey mümkündür. Savaşmayın politika ile uğraşın” deniyordu. Katalanlar bu sözü oldukça ciddiye aldılar. Yıllardan beri ANC ve  Òmnium’un bel kemiğini oluşturduğu barışçıl bir bağımsızlık hareketi oluşturuldu.  Bu iki örgüt olmasaydı yasağa rağmen bağımsızlık referandumunun gerçekleştirilmesi imkansızdı. 

Madrid hükümeti, politik bir problemi, politik yollarla  yani diyalogla çözmek yerine saldırı yolunu tercih ediyor. Rajoy’un bile bile çatışma ortamı yarattığı, yangına körükle gittiği açık. Neden mi? Rajoy ve çevresindekiler hakkında düzinelerce rüşvet, yolsuzluk davası başlatılmış durumda. Bu davaşlar öyle böyle değil, milyarlık davalar...  İşte bu yüzden Rajoy, gözleri kendinden uzaklaştırmak, rüşvet skandallarını görünmez hale getirmek için milliyetçiliği kışkırtmak, çatışma ortamı yaratmak istiyor. Görüldüğü gibi, Sànchez ve Cuixart içerideyken gerçek suçlular dışarıda dolaşıyor. 

(Çeviren: Semra Çelik)



BAKANLAR KURULUNU TEMİZLEMEK LAZIM

The Economist 

Altı ay önce (İngiltere Başbakanı) Theresa May mutlak güce sahip olacak gibi görünüyordu. Fakat erken genel seçimin hükümeti güçlendirmesi ve daha büyük bir çoğunluk kazanmasını sağlaması beklenirken Muhafazakarlar’ın milletvekili çoğunluklarını kaybetmelerine ve Başbakan’ın otoritesinin yok olmasına neden oldu. Azınlık hükümeti felç olmuş durumda: Parlamentoda önemli bir kararı geçirmek yeterli üye sayısı yok; Bakanlar Kurulu hiçbir konuda anlaşamıyor ve bunu gizli tutmakta zorlanıyor; üstelik bu zayıf liderini sepetlemiyor çünkü ardından gelecek parti içi savaşın yeniden hareketlenen İşçi Partisi’ne hükümet olma fırsatını doğuracağından korkuyor. 

Theresa May’in ölü hükümeti gibi hükümetler uzun zaman böyle devam edebilir. John Major 1990’larda başbakanlığının altı yılının çoğunu kendisine suikast düzenleyen milletvekillerine karşı savaşmakla geçirdi, ama devlet çarkı dönmeye devam etti. Bugün en büyük fark, İngiltere’nin hızla Brexit adı altında bir uçuruma doğru ilerliyor olması. Sayın May artık direksiyona sahip çıkamazsa, İngiltere Mart 2019’da uçurumdan düşecek. İlk yapması gereken isyankar bakanlarının yerine yeni bakanlar atamak olmalı. 

GÜCÜ GERİ ALMAK

Zamanın kısıtlı olması korkutucu. Brexit görüşmelerinin içeriği seneye bu zamanlar sonuçlanıyor olacak. Önümüzdeki hafta Avrupalı liderler İngiltere’nin Brexit yasası ve İrlanda sınırı konusunda gerekli gelişme elde edilip edilmediği ve bir sonraki aşamaya, yani ticaret ve geçici düzenlemeleri müzakere etme aşamasına geçilmesi konusunda bir karar verecek. (...)Avrupalı liderler, İngiltere’nin hiç bir anlaşma olmasa da AB’den ayrılma konusunda blöf yaptığı konusunda haklı. İngiltere’nin kaos dolu politik durumu zaten böyle bir sonuç yaratacak ama kimse bunun farkında değil. 

Bu kaos, geçtiğimiz ay Başbakan’ın önemli Brexit konuşmasından günler önce bir gazetede 4 bin kelimelik bir Brexit manifestosu yayınlayan ve sonrasında gazetecilerle görüşmesinde hükümetin pozisyonu ile çelişen kırmızı çizgiler çizen Boris Johnson tarafından körükleniyor. Üstelik Dışişleri Bakanı’nın diplomatik yetenekleri bu ihaneti telafi etmek için yeterli değil. Kendisi yurt dışında dalga konusu ve Dışişleri Bakanlığında sevilmiyor. Yakın zamana kadar sanki kendisini kovdurmak için uğraşıyordu, tabii böyle bir gelişme ona parti liderliği için rakip olmasına da bir fırsat doğururdu. Ama artık Brexit taraftarı milletvekilleri bile ondan, Boris Johson’dan sıkıldı. Sayın May artık Boris Johnson’u, kabineden kovmalı. 

Ve bu kadarıyla yetinmemeli. Bakanlar Kurulu, hükümet çoğunluk olduğu zaman bile birşey başaramamış ve artık popülerliğini yitirmiş veya hiç popüler olmayan milletvekilleriyle dolu. Chris Grayling (Ulaşım Bakanı), Andrea Leadsom Enerji Bakanı) ve Priti Patel (Uluslararası Kalkınma Bakanı) artık bakanlıktan çekilmesi gerekenler arasındalar. Theresa May’in Brexit yanlısı bakanları kovması, bu duruma eşitlik sağlamak için AB yanlısı bakanları da kovması yönünde çağrılara yol açacak. Daha yumuşak bir Brexit isteyen, yetenekli Maliye Bakanı Phillip Hammond’ı da görevden almak için bir kampanya başladı. (...)

Bakanlarını değiştirmek Sayın May’in tüm sorunlarını çözmeyecek. Muhafazakarlar yine de İngiltere’nin yüzleştiği en büyük sorun karşısında bölünmüş olacak. Ama yeni insanları bakanlıklara getirmek, yenilik ve biraz da yetenek katacak, böylece Brexit’le daha iyi ilgilenebilme fırsatını sağlayacak. Aynı zamanda Sayın May’in yeni bir parti liderine partiyi teslim etmesi için iyi bir zemin hazırlayacak. Yeni nesil milletvekilleri birçok seçenek sunuyor. Mevcut bakanlar sadece utanç veriyor. 

(Çeviren: Çınar Altun)


IRAK’TA ALMAN SİLAHLARIYLA

Irak

German Foreign Policy

Alman ordusu Irak’taki Kürt Peşmergelerinin askeri eğitimini geçici olarak durdurdu. General Volker Wieker, Peşmerge ile Irak ordusu arasındaki çatışmanın Kuzey Irak’ta gerilimi arttırdığını söyleyerek kararı duyurdu. Berlin, referandum planıyla Irak hükümetinin tepkisini çekmiş olan özerk bölge Erbil’i son ana kadar destekledi. 25 Eylül’deki referandumdan bir kaç gün önce Alman silahları bölgeye teslim edildi. İç savaşın başlamasından bir hafta önce Peşmergelerin eğitiminin hiç bir sınırlandırma getirilmeden devam edeceği açıklandı. Erbil’deki politikacılar Berlin’e umut bağladıklarını bildirdiler. Birkaç gün önce ise Irak devletine bağlı kurumların barış ve stabilite amaçlı dönüşümü için bölgede bulunan AB misyonunun yöneticiliğine bir Alman polis atandı. 

Geçen hafta Kerkük’te Irak ordusu ile Kürt Peşmergeler arasında çatışma başladı. Gerekçe Irak Kürt bölgesinde yapılan referandumdu. Kısa süre içinde Irak ordusu Kerkük’teki askeri havaalanı, askeri üs ve petrol yataklarını ele geçirdi. Peşmerge geri çekildi, çok sayıda milis öldürüldü. Sivil halk bölgeyi terk ederken Erbil, referanduma bağlı olarak ayrılma planından vazgeçilmediğini açıkladı. 

ALMAN ASKERLERİ HALA ERBİL’DE

Alman ordusu askerleri hala Erbil’de bulunuyor. 2014 ortasından beri IŞİD’e karşı mücadelede Peşmergeleri eğitip destek veriyorlar. Resmi açıklamalara göre şimdiye kadar aralarında Ezidilerin de olduğu çoğu Kürt 14 binden fazla Peşmerge’nin askeri eğitimi tamamlandı. (...)Alman Savunma Bakanlığı tarafından  Peşmerge Bakanlığı’na bağlı, ordunun gelecekte güçlenmesini ve kendi kendini savunur hale gelmesini amaçlayan Almanlardan oluşan bir askeri danışma grubu oluşturuldu. Tüm bunlar, ülkenin tümünden sorumlu Irak ordusundan bağımsız ve herhangi bir kısıtlama olmaksızın gerçekleşti. 

‘MERKEL YARDIM EDERSE’

Referandum öncesi bölgede gerilim aşırı ölçüde artmıştı. Bağdat, referandumu tanımadığını ve ‘uygun’ yöntemlerle cevap vereceğini açıklamıştı. Türkiye ve İran ise Kürt özerk bölgesinin sınırında bir tatbikat başlatarak, sınırı aşacaklarını belli etmişlerdi. İran Devrim Muhafızlarının dış operasyonlardan sorumlu komutanı Kasım Süleyman, Şii Haşdi Şabi milislerini zor tuttuğunu duyurmuştu. Buna rağmen Erbil’deki 150 Alman askeri Irak ordusuna karşı savaşla karşı karşıya olan Peşmergeleri eğitmek ve danışmanlık yapmaktan vazgeçmedi. 9 Ekim’de Kuzey Irak’taki eğitim görevinin sınırlandırılmadan sürdürüleceği, “Tümen değişimi yapılacağı, biraz gecikme olsa da rutin çalışmanın 16 Ekim’den itibaren devam edeceği” sözleriyle bildirildi. Ancak 13 Ekim’de iç savaş patladığında General Volker Wieker, Erbil’deki Alman askerlerinin görevlerinin geçici bir süre için askıya alındığını duyurdu. 

Berlin, Peşmerge’nin donanımı da son ana kadar aksatmadı. 2014’ten bu yana Alman ordusu Peşmerge’ye 32 bin hafif silah, 30 milyon mermi, en az 20 bin el bombası, 400 bazuka, en az 1000 güdümlü füze, vb.  savaş materyali yanında gece görme ve ses alma, mayın tarama cihazları ve zırhlı transport araçları gönderdi. 

Referandumdan bir hafta önce, 19 Eylül’de Leipzig/Halle’den kalkan bir Antonov AN-124 uçağı, içindeki askeri malzemelerle Erbil’e indi. Ordunun verdiği bilgiye göre içinde arıtma ve düşmanın attığı patlamamış bombaları bulup imha etmeye yarayan materyal vardı. Erbil, Almanya’dan gelen yardımlara bakarak, ayrılma referandumunda Merkel’in desteğini aldığına güveniyordu. Barzani’nin partisi KDP’nin bir yöneticisi, “Bayan Merkel bize yardımcı olmaya devam ederse ayrılma sürecini başarıyla tamamlarız” açıklamasını yaptı. 

ABD’NİN HIZLI REFERANDUM TEPKİSİ

Washington ise IŞİD’e karşı mücadelede Irak ordusunun yanı sıra Peşmerge’ye de askeri donanım gönderip eğitiminde rol oynamasına rağmen bölgede gerilimi arttıracağı gerekçesiyle ayrılma referandumuna oldukça erken tepki gösterdi. 

Pentagon, daha Ekim ayı başında, geçen yıl 36 bin Peşmergenin askeri maaşını üstlendiği mali programı durdurdu. ABD hükümeti referanduma karşı açık tavır aldı. Bu tavır, Kürt özerk bölgelerine karşı olduğundan değil şu sıralardaki bir bölünmenin iç savaşa yol açacağı, bunun da ABD çıkarlarına ters düşeceğinden kaynaklanmaktaydı. Yoksa ABD, 1990’dan bu yana özerklik çabalarını desteklemiş, hatta 1991’de savaşın başlamasına bağlı olarak Kuzey Irak üzerinde savaş uçaklarına uçuş yasağını kabul ettirmişti. ABD yönetimi, şu an gerçekleşecek bir ayrılmanın iç savaşa yol açıp, zayıflayan IŞİD’in güçlenmesini sağlayacağı için riskli olduğu düşüncesindeydi. 

ALMAN POLİSİ YÖNETİMİNDE

Bu gelişmeler devam ederken AB Dışişleri Bakanları, Irak’taki askeri olmayan AB misyonunun yöneticiliğini bir Alman’ın üstlenmesini kararlaştırdı. AB, bu yılın sonuna kadar Irak güvenlik stratejisinin hayata geçirilmesi ile barış ve çatışmaların engellenmesini güvence altına alacak kurumlara refakat edilmesi için 35 görevliyi  Bağdat’a gönderiyor. Bu misyonun ilk yılı için 14 milyon avroluk bir bütçe ayrıldı. Misyonun yöneticiliğini ise 2009- 2011 yılları arasında Afganistan’da bir polis; 2012-2013’te de Güney Sudan’daki havaalanı projesini AB adına yöneten Alman Polisi Markus Ritter üstlenecek.

(Çeviren: Semra Çelik)


EMMANUEL MACRON SERVET VERGİSİ BATAKLIĞINDA

Paule MASSON
Humanite – Başyazı

Fransa'da hükümet ne kadar da elindeki bombanın pimini çekmemeye uğraşsa da, eşitsizliklere karşı zaten ver olan duyarlılık bu bombanın hükümetin elinde patlamasına neden olacaktır. Büyük yaygaralarla Emmanuel Macron’un büyük yoksulluğa karşı mücadele ve “polis güvenliği” konularında gündem oluşturmaya çalışması da bir şey değiştirmez. 

Servet vergisini kaldırılması gerçek yüzünün görünmesine, yani seçilmesi üzerinden henüz 5 ay geçmiş olmasına karşın zenginlerin tarafında olduğunun görünmesine neden oldu. 

Hükümet milyarderlere olan bu destek bataklığına düşmüşken 120 milletvekili ise yeni bir el bombasının pimini çekerek hükümete en zengin 100 ailenin bu vergi indiriminden hangi düzeyde faydalandığını bildirmesini talep etti. Baskılar karşısında Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire bombanın fitilini kendisi yakmak zorunda kaldı: “Servet vergisi veren ilk 1000 aileye  400 milyon avro geri ödeyeceğiz” diye açıklamada bulundu. Bu miktarla bir yıllık ev yardımı APL karşılanabilinir, oysa ki hükümet toplumun en yoksullarının faydalandığı ev yardımlarını kesme kararı vermişti. Bu yoksulların ev yardımlarından her ay 5 avro kesilecek. Bugüne kadar, tüm hükümetler servet vergisini değiştirmek istediklerinde duvara toslamışlardı, zira toplumsal bilinçte bu verginin ortak bir halk olabilmenin gerekliliği olarak zorunlu bir dayanışma vergisi olarak işlemiştir. 

Macron Hükümeti de bu öfkeden muaf tutulmayacaktır. BVA araştırma şirketi tarafından yapılan ankete göre, 3 kişiden sadece 1’i tartışılan devlet bütçesinin alım gücüne olumlu yansıyacağını düşünüyor. Üstelik buna bir de daha kamuoyu tarafından bilinmeyen, fakat atom bombası etkisi yaratacak tavan vergi hesaplamasını da eklemek gerekiyor. Bu dev indirim, finansal gelirlerden alınan vergilere yüzde 30 tavan oranı belirleyecek. “Eşitsizlikleri gözlemleme kurumu”na göre, büyük servet sahipleri için hayata geçirilen bu vergi muafiyetleri 2 milyar avroya yükselecek, yani 5 yıl boyunca ev yardımlarının düşürülmesinden elde edilen miktar kadar. 

(Çeviren: Kıvanç Demir)

www.evrensel.net