Geleceğimize ışık tutacak hikayeler

Geleceğimize ışık tutacak hikayeler

PROF. Dr. Ahmet Cihan’ın yeni çalışması “Ebrûli Kitap Farklı Yüzler ve Renkler Kenti Diyarbakır” okur karşısına çıktı. Prof. Dr. Cihan, kitabında Ermenilerin yaşadığı tehcirin mağdurları üzerinden tek tek örnekleri ele alarak bir döneme ışık tutuyor.Akademik Kitapları’ndan çıkan çalışma,

Şerif Karataş

PROF. Dr. Ahmet Cihan’ın yeni çalışması “Ebrûli Kitap Farklı Yüzler ve Renkler Kenti Diyarbakır” okur karşısına çıktı. Prof. Dr. Cihan, kitabında Ermenilerin yaşadığı tehcirin mağdurları üzerinden tek tek örnekleri ele alarak bir döneme ışık tutuyor.

Akademik Kitapları’ndan çıkan çalışma, öykülerin yaşandığı yerlerin geçtiği fiziki mekanların gezilmesi ve aynı ortamda bulunanlarla yapılan görüşmelerin ardından tamamlandı.

Kitaba ismini veren “ebrûli” kelimesini de Osmanlı İmparatorluğu’nun çok uluslu yapısından yola çıkarak, yaşanan farklı kültürlere dikkat çekmek için kullanan Prof. Dr. Cihan, bu farklılığın Osmanlının son dönemlerine kadar yaşadığını görüşünü dile getiriyor.

BÜTÜN EVLERE ATEŞ DÜŞTÜ

Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı için “hayat memat” savaşı olduğunu belirten Prof. Dr. Cihan, savaşın şiddetinin artmasıyla birlikte evlerde acılara ait dumanların tütmeye başladığını ifade ediyor. Ardından Osmanlı’da dönemin hükümetinin acıları dindirmek adına güttüğü politika ise başka acılara yol açacaktır. “Komşuların ateşi, gönül koru hep birbirine karışıyordu. Gökten inen mermiler, yerden yükselen bomba parçaları ve daha niceleri ölüm saçıyordu. Ölümün yaydığı acı, feryat ve figan; inilti, stres, depresyon, travma, adı her neyse sel olup dereler ve çaylar halinde birleşerek, Dicle’nin yatağında buluşup; kandan, kinden ve nefretten oluşan kocaman bir nehre dönüşüyordu.” (s.23) artık Ermeniler için...

Osmanlı’nın dağılmasıyla birlikte yaşanan sonra gelişmeyi ise yazar şöyle açıklıyor: “Zorlamayla, baskıyla, şiddetle oluşturulmuş; doğallıktan uzak, çatışmacı bir yeni yapıdadır bu. Sonrakiler bunun birer tezahürüdür. Ancak Osmanlı ebrusuna yapılan müdahale sonunda ortaya çıkan bu tabloda, bazıları tüm renkleri, “tek”e indirgemek isterken; bazıları ise tuvaldeki renklerin hiç birinin diğer renklere etkisi olmadığını “mozaik” sözcüğü ile kavramlaştırmak istemektedir. Böylece kadim geleneğe zorla yeni bir ideoloji anlam yüklenmektedir.” (s.8) Yazarın sözüne ettiği dönem ise Cumhuriyetin kuruluş yıllarıdır. Anadolu toprakları üzerinde yaşayan halklar Türkleştirme ve İslamlaştırma girişimin yaşandığını anlatan Prof. Dr. Cihan, “gerek kimsesiz ve velisiz kalan ailelerin yabancı ve Ermeni nüfusunun yer almadığı köy ve kasabalarda barındırılması, gerekse dul ve genç kadınların Müslüman erkeklerle evlenmesinin teşvik edilmesi, yetim kalan çocukların Müslüman aile yanına yerleştirilmesi sırasında merkezi hükümetin belirli bir planı olduğu gerçektir. Burada, siyasetçilerin böyle bir planı uygulamaya koyarken hedeflerinin yeni bir ulus yaratma düşüncesi olduğu sezinlenmektedir” diyor.

EMANET EDİLEN ÇOCUKLAR

Yazarın kitabına konu olan öykülerden bazıları, tehcir döneminde Ermenilerin çocuklarını güvendikleri ve tanıdıkları Müslüman ailelerine “emanet çocuk” olarak bırakılanlardan oluşuyor. Yine sayıları oldukça fazla olan kimsesiz-sahipsiz çocukların kamu yetimhanelerinde barınma ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanmamasından dolayı bir kısmı zengin Müslüman ailelerin yanına hizmetçi ya da normal çocuk olarak verilen ve “evlatlık” olarak alınan çocukları ele alınıyor.
Ermeni çocukları Ermeni aileler tarafından güvendikleri komşularına “emanet edilmesi” ve yine bazı Müslüman ailelerin çocukları “evlatlık” olarak alınması ise halklar arasında yaşanan kardeşlik duyguların göstergesi olsa gerek. “Evlatlık” olarak Anadolu topraklarında kalan Ermenilerden çok azı geride kaldı. Ama geride bıraktıkları zengin hikayeleriyle geleceğimize de ışık tutuyorlar. Tabi doğru okuyabilirsek. Bu hikayelerden bazıları Prof Dr. Ahmet Cihan’ın kitabında bizi bekliyor! (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net