Yeşil yandı!

Yeşil yandı!

Silivri cezaevinde tutuklu İlhan Sami Çomak, Selahattin Demirtaş’ın 'Seher' adlı öykü kitabına ilişkin yazdı.

İlhan Sami ÇOMAK
Silivri Cezaevi

Hakikati olduğu haliyle ifşa etmek, edebiyatta etkili bir ifadedir. Dilin kullanımı, kurgu ve hikayenin kendisi ifşa etme çabasında merkezde olan ögeler. Ama hakikat özen ister. Sadece görmek değil aynı oranda hem incelik hem de hakkının teslim edilmesini emreder.

Bu satırların, Selahattin Demirtaş’ın kısa zamanda 100 bin dolayına varan satışıyla ve içerikleriyle küçümsenmeyecek bir etkiye yol açan “Seher”  adlı ilk öykü kitabı bağlamında daha bir haklılık kazandığını düşünüyorum.

 

Selahattin Demirtaş bilinen ve kendine has üslup ve hitabıyla yaşamdaki muadillerinden çok farklı bir yerde durarak zaten ilgi çeken biriydi. Bunun elbette kişisel özelliklerinin, siyaset yapma pratiğinin yanında dünya görüşüyle kopmaz bir bağı var. Ama hayata ve insana bakışının aynı oranda sanatla hemhal olan ufuk ve hayal dünyası ile entelektüel birikimince de desteklediğini, kurduğu sağlam öykülerden bize söyledikleriyle anlamak zor değil.

Siyaset, tekrarın kaçınılmaz olduğuna demagojik şekilde dikkatimizi celp edip bizi buna iknaya kendini görevlendirenlerin temayüz ettiği uğrak yeri. Ülkemizde durum bu, maalesef. Demirtaş bunun dışında durmak çabasında oldu hep, hem gençliğinin dinamik gücüyle hem de tekrara değil hakikatin kuşatıcı anlamını siyaset diline dökme kabiliyetiyle. “Seher” i bu gerçeğin edebiyattaki doğal bir yansıması olarak görmek yanlış olmayacaktır.

KATLEDİLEN VE ŞİDDET MAĞDURU BÜTÜN KADINLARA…

“Katledilen ve şiddet mağduru bütün kadınlara…” ithaf edilen 139 sayfalık kitapta 12 öykü yer alıyor. Her öykü Bahar Demirtaş’ın çizdiği, konuyu açıklayan bir resimle desteklenmiş. Kitap, ithaftan da anlaşılacağı üzere kahramanları kadın olan öykülerden mürekkep. Gizli ve açık şekilde öyküler e hep kadınlar yön vermiş. Erkekler günlük yaşamda sıkça deneyimlendiği gibi şiddetle varlıklarını duyuruyor eserde! 
Tekrar meşrulaştırıcı bir özelliğe sahiptir. Demirtaş bunun bilincinde ve öykülerini kurarken hakikati tekrar tekrar dillendirip anlam kaymasına düşmek tehlikesine karşı, onun farklı veçhelerine, özellikle günlük olana odaklanmış. İşte bu durum esere başarı getiren yön oluyor.
Günlük olana odaklanma, ifşa etme çabasından daha çok hakikatin dönüşümüne ısrarla ve çok geniş bir çerçevede vurgu yapmak imkanı vermiş Demirtaş’a. Esas olarak kadınlar üzerinden yürüyen öyküler olsa da, açlığa, tecavüze, aşka, şiddet ve ölüme dair hayatın pek çok netameli alanında bu dönüşümün izini sürmek mümkün oluyor eserde.

DÜŞÜNDÜREN BİR GÜLÜŞ DE ARMAĞAN EDEBİLİYOR

Hakikatin dönüşümü zamana ihtiyaç duyar. Oysa eserdeki öykülerde görüldüğü gibi yıkım, savaş ve trajediler acıyı katmerleştirirken, beraberinde zamanı hızlandırıp dönüşüm için çok tercih edilmese de etkili bir güç olabiliyor. Zamanı kısaltan bir görev yüklenip, geleceği yakına çekme işlevi görüyor acılar.

Zaman ve ona yüklenmiş acıyla sınanıp kimlik ve tercih bahsinde bir denge ve kararlılık sağlanıyor çoğu zaman. Özellikle Kürt kadının siyasetteki yeri ve kuşatıcı  isteğini bu çerçevede ele almak öğretici olabilir.

“Seher”, dil ve öykülerin içeriği bakımından muhtasar bir eser. Demirtaş, uzun cümlelere başvurmamış pek. Mesajın vurgusunu artıran kısa cümlelerle aynı düzeyde oldukça sade ve direkt bir dil kullanılmış öykülerde. 

Şüphesiz ki böyle bir yönelim asla yavan ve tatsız bir okuma sunmuyor. Zira Demirtaş, tıpkı siyasette ona farklılık ve yenilik hası veren, doğallığından taşan mizahı öykülere de kararında yedirmiş. Kötülük ve vicdan yoksunluğunun eril yüzünü açıklıkla söyleyen öyküler, aynı zamanda insan ruhunun kendini onarma isteğinin mizah olarak size düşündüren bir gülüş de armağan edebiliyor öyküler.

ZEVKLİ BİR OKUMA VADEDİYOR

Kitabın kısa zamanda yeni baskılar yapıp çok okunmasını Demirtaş’ın siyasetçi kimliğine ve insan olarak seviliyor olmasına yormak kesinlikle yanlış olacaktır. Bu özelliklerinin bir etkisi olabilir. Ama bununla açıklanmayacak bir eser var ortada. Temiz ve özenli bir dil, uğraşa didişe yakalanan edebi düzey, ifade yeteneğinin ısrarla yaratıcı ve özgün olana evriltilmeye çalışıldığı öykülerde böyle bir değerlendirmeyi daha başından geçersiz kılıyor Demirtaş.

Yer yer öykü ile anlatı arasında gidip gelindiğini görüyoruz. Bunu yaşananın sahiciliğini aktarmak bağlamında başarı, anıları kurgulayıp öyküye hakkıyla yedirerek tahkiyeleştirme bağlamında bir zaaf olarak ele almak mümkün. Ama bunun tercihen böyle yapıldığını düşünmek olası. Yine de “Sonu Muhteşem Olacak” adlı öyküde siyasal referansla öğretici olma çabasının yarattığı gediği bir yana koyarsak, tüm öyküler zevkli bir okuma vadediyor.

Sağlam öyküler yazıyor Demirtaş! 

Son Düzenlenme Tarihi: 25 Ekim 2017 19:02
www.evrensel.net