Yine sezon sonu geldi çattı, 400 bin kişi işsiz kaldı

Yine sezon sonu geldi çattı, 400 bin kişi işsiz kaldı

Yaz sezonunun sona ermesiyle yaklaşık 1 milyon turizm işçisinin işsiz kalması bekleniyor.

Mustafa YAHYAOĞLU
Devrimci Turizm İşçileri Sendikası Genel Başkanı

Her yıl olduğu gibi, yine ekim ayı geldi, ’deniz, kum, güneş’ diye özetlenen, yaz turizminin, sezon sonuna geldik.

Her yıl olduğu gibi, yine sezonluk turizm işçileri kışı işsiz, aç geçirecekler. Sadece Antalya’da çalışmakta olan 600 bin turizm işçisinin, 400 bini işsiz kalmak üzere. Bu sayı Türkiye genelinde bir milyonu buluyor.

Sanki bu durum ülkeyi ve işletmeleri yönetenlerin, patronların değil, sadece işsiz kalan bu turizm işçilerinin sorunu. Nimetler onlara, külfetler işçilere. Bütün bir sezon, açlık sınırında bir ücretle, günde 12-14 saat çalıştırılan, işletmeleri omuzlarında taşıyan, kadın, çocuk, genç bu turizm işçilerinin hak ettikleri son bu değil, bu olmamalı.

Son birkaç yıldır, Gezi eylemleri, direnişler, Rus uçağının düşürülmesi, Mısır, Suriye, Irak, İran meseleleri, seçimler, referandumlar, Ankara Garı katliamı, her yerde patlayan bombalar, 15 Temmuz Darbe girişimi, OHAL, Kanun Hükmünde Kararnameler dönemi, gazeteciler, akademisyenler, siyasiler, görevden almalar, kayyım atamaları, gözaltılar, tutuklamalar Eyy… Almanya !!!, Eyy… Hollanda !!!, Eyy… Amerika !!!, söylemleri, rehineler, Amerika’yla vize krizi, turizm battı, turizm patladı, derken, sezonlar geldi geçti.

OTELLER, ACENTELER KAZANDI

İşletmeciler, oteller, acenteler, tüccarlar, üç aşağı beş yukarı, aradığını buldu. Hükümetin sağladığı bedava işgücü, İŞKUR stajyerleri ve İŞKUR’dan gönderilen, vergisi sigortası işsizlik kasasından ödenen işçiler, okullardan gönderilen bedava iş gücü, çocuk emeği, stajyerler sayesinde paralarını kazandılar. Bütçeleri fazla bile verdi.

Emeği ile geçinenler, işçiler, esnaflar geçen yıllardaki sorunlarla yine yüz yüze idiler. Sabahın köründe işe başlayıp gece yarılarına kadar çalışarak, açlık sınırı altında bir ücret ya da kazanç için, emeklerini, umutlarını, sanatlarını ortaya koydular.

HER ŞEY PATRONLAR İÇİN

Yasaların tanıdığı haklar ve sınırlar, istersen uyacağın, istemezsen uymayacağın kurallar değildir. çalışma süreleri, sigorta hakları, ücretler, izin hakları, tazminat, vs haklar. Turizm patronları dertli, ’işçiler fazla çalışmalarla, tazminatlarla, ücret alacakları ile ilgili açtıkları davaları kazanıyorlarmış’. Çalışma Bakanlığı bu duruma bir çözüm bulmalıymış. İşçiler açtıkları bu davaları kazanamasın. Yani yasaların işçilere tanıdığı hakları uygulamayacaksın, on binlerce mağdurdan birkaçı hakkını arayabilmenin kanallarını, yolunu bulabilmiş ve haklılığını mahkemelerde kanıtlamış ve davasını kazanmış olacak, bunu bile içine sindiremeyeceksin. Yeni yasal düzenlemeler isteyeceksin ki haksızlıklarında bile haklı çıkabilesin.

İŞÇİYİ DEĞİL MALİYETİ DÜŞÜNÜYORLAR

Çalışma sürelerine uyulmadığında, şoförler ölümlü kazalara karışıyorlar. Teknik servislerde, yorgunluk ve dikkat dağınıklığı, kazan, pano patlamalarına, elektrik çarpılmalarına, ölümlü sakatlanmalı iş kazalarına sebep olabiliyorlar. İşçiler, turistler bu ölümlü kazalarla karşı karşıya kalıyorlar. Birçok iş kazasında işçilere tembih ediliyor; ’iş kazası yazdırma’ diye. Kayıt dışılar da, iş kazası yazılmaz. Bütün bunlara rağmen, yani açık ara Avrupa’da birinciyiz. ’Bir işçi eksik çalıştıracağım, üç kuruş daha fazla para kazanacağım’ derken ölümlere sebep oluyorlar. İşçi sağlığı ve İş Güvenliği Yasası ki çıkan yasa İş Sağlığı Güvenliği diye çıktı, içinden işçi çıkartıldı. Bu ölümlü iş kazalarının önüne geçmeyi hedeflemeli idi.

Ülkenin yöneticileri, işçi hakları, işçi hayatı mı, işçi maliyetleri ve rekabet mi dendiğinde,  tabii ki maliyet ve rekabet önemli diyorlar. Kapıda bekleyen milyonlarca işsiz var, yenisini alır, işimizi yürütürüz diyorlar.

YILKI ATLARI GİBİ

Şimdi sezon bitti, sezonluk işçiler ’Yılkı atları’ gibi kaderlerine terk edilecek. Kışı geçirebilenler, yeni sezonda toplanıp, yaz boyu yine, boğaz tokluğuna çalıştırılacaklar.

Sezon sonlarında, işletmeciler bütün bir sezon çalışıp, hizmet üretmiş personellerine, bir teşekkür ifadesi ve motivasyon unsuru olmak üzere ‘personel geceleri’ yaparlardı ve sezon sonu işçilere bir ikramiye verirlerdi ki, bu işçiler gelecek sezon gelecekler ve işletmeye yine hizmet edecekler, süreklilik arz eden bu işçiler, tesislere kazandıracaklar, diye. Birçok işletme kış aylarında daimi sezonluk personeline yarım ücret uygulaması yapardı.

Otellerde yetişmiş eleman sıkıntısından bahsedenler için, bu anlattıklarım masal gibi gelebilir. Ancak profesyonel yöneticiler bu uygulamaların verimliliği, kaliteyi, sürdürülebilirliği sağlamanın en önemli argümanları olduğunu çok iyi bilirler.

Ne yazık ki, yetişmiş elemanların da, profesyonel yöneticilerin de kıymetini bilecek, turizmi bilen, işletmeciliği özümsemiş patron zor bulunuyor. Yetişmiş patron sorunu, turizmde bindiği dalı kesmeye devam ediyor.

TURİZM BARIŞI SEVER

Bir ayağı tarımda, köyde, bir ayağı turizmde olan beş ay çalışıp yedi, sekiz ay işsiz kalan, bu genç işçiler ve çocuk emeği sömürüsü diyebileceğimiz ‘stajyerler’ ile turizmde politikasızlık sürdürülüyor.

Her geçen yıl kaliteyi biraz daha düşürerek, satış fiyatlarını da ucuzlatmak zorunda kalarak, ülkeye de, işletmelere de, çalışanlara da zarar veriliyor.

35 yaş üstü işçilere yaşlısın diyerek kapı kapatanlar, 65 yaşında emekli olunacak bir ülkede, sosyal barışın da temeline dinamit koyduklarını, bilmeliler.

Turizm barışı sever. Barış, komşu ülkelerle olacağından daha önemlisi iç barıştır, sosyal barıştır, iş barışıdır.

YÖNETENLER ÇÖZÜM ÜRETMELİ

Ülkeyi yönettiğini iddia edenler, çözüm üretmelidirler.

Her sezon sonu işsiz kalan, yüz binlerce işçisi, işsizlik sigortasından neden yararlandırılmaz?

Son üç yılda 600 gün prim ödemiş olma, son iş yerinde 120 gün çalışmış olma, askıya alınmamış olma ve işçinin işyerinden kendisi, haklı bir nedene dayanmaksızın, istifa etmemiş olması şartları bir araya getirildiğinde, neredeyse hiçbir turizm işçisi, ömrü boyunca prim ödese de, işsizlik parası alamaz.

 172 sayılı ILO sözleşmesi, turizm çalışanlarının, çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirin, diyor. Türkiye, uluslararası bu sözleşmeyi neden imzalanmıyor ve uygulanmıyor?

İşletmeler, 12 ay turizm yapacak düzenlemeleri neden yapmaz? Ülkenin bu kadar zengin olanakları varken, alternatif turizm ile istihdam, neden yaratılmaz?

İşsizliğin bu kadar yüksek olduğu bir ülkede, turizmin istihdamda yaratabileceği olumlu etki neden değerlendirilemez?

Tüm bu ve benzer, sorularımızın cevabı ne yazık ki, eksik ve ayıplı demokrasimizde, sendikasız ve güvencesiz olmamızda, haklarımıza sahip çıkamıyor olmamızda.

Tüm çalışanlara ve işletmelere daha güzel günler, daha güzel sezonlar, daha güzel sezon sonları ve hatta, 12 ay Turizm, 12 ay iş ve 12 ay ekmek, söylemimizi, elbirliği ile sağlayabilmeliyiz.

Savaşsız, sömürüsüz, insanın insana kul edilmediği, insanca çalışılabilen, insanca yaşanabilir bir ücret ve gelir elde edilebilen bir ülke ve dünya mümkün.

www.evrensel.net