Alevi çalıştaylarından bugüne geldik

Alevi çalıştaylarından bugüne geldik

3 yıl önce siyasi iktidarın bir çağrısıyla başlayan bu çalıştaylar silsilesi yaşamımızın içinde bulunarak ömrümüzü tüketen darbeler gibi, programlı, yavaş yavaş olgunlaştıkça topluma sunulmaya başladı. Siyasi iktidar Alevilerle ilgili bu sunuşların kendilerine yakın kesimlerince tepkilerinin ne olduğunu öl&cce

Emel Sungur

Siyasi iktidarın sadece yandaş toplamak, asimile etmek, yok etmeye çalışmak üzere yarattığı bu süreç ve sonrası ortada olan tek şey var DEVLET ALEVİLİĞİ.

Alevi Çalıştaylarını “izleyelim bu sürece müdahil olmalıyız” diyerek belki büyük bir safiyet gösterenler, belki de şeytanca sunulan bu projeye ortak olanlar, o zamanlar da siyasi iktidarın yarattığı bu geleceği göremeyenler veya ticari, siyasi kaygıları nedeniyle binlerce yılın inancını, binlerce yılın direncini kırmaya çalışanlar çeşitli farklı gruplaşmalar, farklı bakışlarla gelinen somut durum bugünkü durum.
 Aleviliği kendi düşündükleri gibi yaratmaya çalışanlar, siyasi iktidarın sözcüleri ve doğuştan ana- babasının Alevi olması nedeniyle Alevi ! olan yandaşları Kızılbaşlığı dönüştürme de asla başarılı olamayacaklar. Her dönemde “PADİŞAHIM ÇOK YAŞA” diyenler ve bu inancın ulularını tanımayanlar, ritüellerini bilmeyenler umutlanmasınlar bu inanç bu karanlık, tek tipçi, faşizan zihniyete asla teslim olmayacaktır.

3 yıl önce başlayan Alevi çalıştaylarının devamında ki gelişmeleri Aleviler, Alevi örgütleri, toplumun farklılıklarına saygı duyan kesimler büyük bir dikkatle izlediler. Alevilikten götürülmeye çalışılanları ve yaratılmak istenenleri inanan yola can vermeye hazır olanlar gözledi. Siyasi iktidarın bütün bu çabalarının sonunda ortaya çıkan tek şey vardı yeni bir Alevilik; camide bizim cemevi de bizim, biz en iyi Müslüman’ız diyenlerin yarattığı Alevilik. Bu yeni Alevilik!  yüzyılların geleneklerini ortadan kaldıracaktı ve siyasilerin hazırlayıp sunduğu şeytanın sözcülüğünü yaptığı ustaların sunduğu dama taşları yerlerine teker teker yerleştirilecekti. Bir bölüm Alevi önderleri!  bu sürecin içinde olmaya çalıştı bazıları için iktidar tarafından toplantılara çağrılı olmaları çok önemliydi de. Siyasi iktidar nedeni belli olmaz bir şekilde Kızılcahamam gibi gözden ırak mekanlarda ağırlıyordu bu konuklarını ve ne yazık ki bu bir kısım Aleviler bundan öylesine mutluydu ki unutmuşlardı adeta yüzyılların yaşanan kavgasını, geçmişindeki direnenleri ve dik duruşlarını, adeta bir teslimiyet söz konusuydu. Örgütler bu süreçte ne yazık ki kendi aralarında büyük sorunlar yaşadılar. Yönetimler kendileriyle paylaşılmayan sadece başkan veya belirli kişilerin ortak olduğu bu sürece ortak olmak istememenin sıkıntısını yaşadılar. Zaman uzamaya başlayınca orada olan arkadaşların sayısı azalmaya başladı terk edenler, gelişi görenler oldu, sonuçtan kaygı duymaya başlayanlar oldu. En sonunda siyasi iktidar, benimsediği bazı Alevi isimler, DİB, İlahiyatçılar ve bazı bürokratla götürmeyi sürdürdü bu süreci.

Aslında tüm bunların hiç biri yaşanmadan yapmamız gereken tek şey vardı bir üst kurum tüm Alevi örgütlerini ortak bir toplantıya çağırıp tek bir talepler sıralamasını sunacaktı düzenleyenlere. Ben kavgası nedeniyle buna gücümüz yetmedi gücü yetenlerse kendi adlarına bir şeyler yapmaya karar verdiler. Bunu yerine getirebilseydik verilen birlik görüntüsü, sunulan talepler bildirgesi Aleviler adına ne istendiğinin bilindiği ve örgütlü bir toplum mesajına dönüşmüş olacaktı. Bunu da yapamadık meydan kaldı AKP ve yandaşlarına ve bu süreç bu biçimde devam etti. Alevilere ve Aleviliğe dair her şey fetva verenlerce topluma istenildiği gibi sunulmaya başladı.

Alevilerin demokratik taleplerini dile getiren örgütlerin gerçekleşmesi mümkün görünen talepleri yerine Alevi olmayanlarca tartışılmaya başlandı Alevilik ve Aleviler. İlk toplantıda söylendiği gibi toplantı sahipleri ısrarla Alevilik tarifi gibi bir söylemin peşine takılarak o günden bugünün açılımını hazırlıyorlardı.
Bu güne gelinen süreçte bu kadrolar tarafından binlerce kez yeni Alevilik tarifleri yapılırken her tarifin sonuna düşülen tek bir not vardı Devlet Aleviliği tarifi. Ve bundan sonra ki süreçte değerlerimiz bazen kelimeler arasına sıkıştırılarak, bazen açık bir dille ifade edilerek Alevilik örseleniyordu. Mecliste hayat bulan “Elleri kaldır, yasa geçti “ uygulaması toplumda baskıya dönüşmeye başladı. Yaşam zorlaşıyordu, iktidarsa arkasına almış olduğu rüzgarın, şükürcü, fırsatçı kitlesinin güvencesiyle onlarca değerimizi, inanç ritüelimizi, gönül birliğimizi örselemeye ve dağıtmaya devam ediyordu.

Alevi çalıştayı süreci bizleri bu günlere taşıdı. Bizler kendi aramızda, belki de büyük ölçüde birbirimizle tartışırken, biraz da kaba bir dille dalaşırken Aleviler adına fetva veren ulemalar bugüne değin söyleyemedikleri, ifade edemedikleri yüzyılların zihinlerine yerleşmiş duygularını yasalara ve yaşama uygulamak üzere kurguladıkları planlarını gerçekleştiriyorlardı.

Toplum sığınacağı limanları bulamadığı kaygı ve korkularını evine çekilerek beklemeye başladı. Örgütlü oluşumlar yani bizler ne yazık ki onların bekledikleri güveni yeterince sağlayamadık ve sığınacak bir siyasi limanda yoktu bu da ne yazık ki insanlarda yeniden kimliklerini saklama, başkaları gibi yaşama, Sünnileşme ve daha doğrusu koşullara uyum sağlamayı hızla getirdi.

Artık Aleviler “En fazla Müslüman benim” sözleriyle başlıyorlardı bazen inançlarını ifade etmeye bir savunma mekanizması içindeydiler. Ve ne yazık ki unutuluyordu o dünyanın kuruluşundan bu yüzyılla taşınan aydınlık, inanç dünyası Kızılbaşlıktı onların inançları.

Alevileri devlet Alevisi yapmak adına başlayan Alevi çalıştayları devam etmektedir. AKP, kendi adına kurulan içinde ne kadarı Alevi olduğu belli olmayan örgütler kanalıyla değerlerimizi örseletmeyi yaşamımıza müdahale etmeyi sürdürmektedir. Bazı kendi koyduğu kuralları toplumun talebi gibi birkaç kişi aracılığıyla sunarken Tarafsız Yargı! Karar veriyor “Alevilerin Cemevi İnanç Merkezi değil” diyerek bir yasa adamı böylesi bir değerlendirmeyle nokta koyuyor. Nerelere danışarak diye bakarsak devletin kurmuş olduğu en resmi ve bugün en zararlı kurumlardan biri olan D.İ.B’den  fetva alarak bu kararın altı çiziliyor. Daha yeni AKP’nin kullandığı ve sorduğu bir dille ben de sormaz mıyım “Yargıtayı, yargıyı mollalar mı yönetiyor” diye. Bu kararın altına imza atanlar biraz eksik bilgi almışlar DİB’den aslında bilinmesi gereken kutsal olan en önemli şey Kızılbaşlık’ta  cem ayinidir. Kızılbaşlığı bugüne taşıyan, korkuyla baskıyla, köy evlerinin en geniş odaları, büyük mutfaklardır cemevleri.

Haydi yasaklayın cem yapmamızı da basın bakalım eskiden olduğu gibi cemlerimizi de.  Cem yapmamıza kim engel olabilmiştir yapın da görelim, bu güne değin gelen bu inanç elbette devam edecektir. Ama artık bizler bu toprakların asıl sahipleri olan bizler itaatkar, uyumlu, korku ile yaşayan Aleviler değiliz elbette utanan Aleviler! varsa onun karşısında bizi bugünlere taşıyan Pir Sultanların, Kalender Çelebilerin, Şeyh Bedrettinlerin yolunu takip eden Kızılbaşlarda var onu da unutmayın. Bunu söylerken aslında inciniyorum da ama belden gelenler mi, yoldan gelenler mi sözcüğünün karşılığını çok arıyorum. Belden gelenlerden birinin son yapılan AKP’nin kurdurduğu Alevi örgütlenmesine iftar vesilesiyle yapmış olduğu ev sahipliğini görünce yoldan gelmenin ne denli önemli olduğunu bir kez daha gördüm. Ticari kaygılar anlaşılabilir, yaşama dair idealler anlaşılabilir ancak bir bireyin en önemli dünyası olan inanç dünyası, yaşam biçimi yok olduktan sonra han, saray ne işe yararın yanıtını bulmuş değilim. Kaldı ki bugün kapısını AKP’ye açan şahıslar dün de sosyal demokrat bir partinin belediye başkanı adayı idi ve Aleviler yeterince sahip de çıkmışlardı. O zaman insanın yazık diyesi geliyor da “neye yazık” karşılığını buluyor.

Yapmayın yazık etmeyin bu hepimizin dünyasını tüketmeyin ticaretiniz, siyasetiniz için.
Gelelim AKP dışında bizlere;  neredesiniz yöneticiler, Aleviler neredesiniz bu fetva veren siyasi iktidara yanıt vermek sayfiye yerlerinden olamaz, büyük ölçüde ayni dili konuşan Alevileriz artık her ne kadar AKP kendince bir örgüt yaratmış olsa da binlerce inançlı Kızılbaş bu iktidarın dümen suyuna asla girmez haydi önümüze düşün bunları hep birlikte yanıtlama zamanı şimdi değil de ne zaman.

Muhalefet partisinin sözcüleri biliyor musunuz ki o katıldığınız yemek Kızılbaş ruhundan uzak yoldan uzak olanların uzlaşmacıların yemeği, oyunu aldığınız Alevilere neden cemalinizi çevirmiyor da boşluklarda geziniyorsunuz.

Şimdi sıra sözünü söyleyen, yoluna inanan, Aşkı bitmeyen, yolu taşımak için hizmet için yola çıkanlar da; bu bedenler, bu canlar ayni toprağın isyanı depremlerde olduğu gibi taşacak ve belki çok şeyi yıkıp götürecek ve sakinleşip yoluna devam edecektir. Deprem yıkıp tüketir binlerce insanı ama önceden uyarır DİKKAT! der. Şimdi yine dikkat diyor inananların yüreği, Aşk ile yola çıkanlar bu etrafımızı saran bizi yok etmeye çalışan, kirleten, sevgisiz dünyanın çemberine tutunup sadece kendimiz için mi yaşayacağız yoksa hep direncinden, inancından bahsettiğimiz Pir’in yoluna mı devam edeceğiz. Siyasi partilerde etiket sahibi olmak için mi yönetici olacağız, makam sahibi olmak için mi, yaşamda yaptığınız yanlışların ayıbını aza indirmek için kendimiz aklamak için mi yoksa gerçekten Aşk için mi? Bu yola hizmet için yola çıkanlara Aşk olsun.


SİYASİ İKTİDAR BİZİ KENDİLERİNE DÖNÜŞTÜRÜYOR

Alevi çalıştayları sonrası bütün eksikliklerimize rağmen bu çalıştaylardan Aleviler adına olumlu bir şeyler çıkmaz diyerek açıklama yapıp çekilenler oldu. Çalıştayların başından beri itirazlarını ifade eden Alevilerin durumunu gören siyasi iktidar bu yapıdan bir destek çıkmayacağını anlayınca yeni kurduğu örgütlerle taraftar toplayarak yaratmaya çalıştığı devlet Aleviliğini onların eliyle örgütlemeye, Alevileri Alevi elleriyle! asimile etmeye çalışmaya başladı.
 Bir yandan elinde tuttuğu yazılı ve görsel basında sahte Alevi sempatizanlığı yaratmaya, anlatmaya çalışırken bir yandan da beslediği basın organları eliyle Sivas Katliamı’nın katillerini aklamaya, mağdur durumuna taşımaya ve en kötüsü katledilenleri kirletmeye çalışıyordu. Sivas Katliamı eskiden anlatılarak kulaktan kulağa bu güne taşınan bir katliam tarihi değildir herkesin gözleri önünde yaşanmıştır, kare kare belleklere yerleşmiştir. Hem otelin önünde “Allah Allah” nidalarıyla insan yakanları, hem belediyenin yangın aracının merdivenini, hem de otele sırtını dönüp güruhla konuşup oradan ayrılan Tugay Komutanının fotoğrafını kim zihinlerimizden yok edebilirdi ki. İşte şimdi provokatörlük yapan yandaş Akit gazetesi daha önceki yıllarda da bu görevini yerine getirmişti. Ayni dönemin ayni cani, katleden dünya görüşünün kalemşorları Taraf dergisinde yazdığı nefret ve kin dolu yazılarını siyasi iktidar toplum belleğinden silebilecek miydi? Artık dünya eskinin sadece rivayetlere dayalı tarihini yazan dünyası değildi. AKP zihniyetinin eskiden karşı olduğu teknoloji, bilim bizlerin zihinlerini tazeletiyor ve unutulanı bize yeniden anımsatıyordu. Gazeteye manşet olarak konulan resimler insanlık düşmanlarının ve tarihin yüz karalarının yarattığı bir katliamın acılarıydı,  onlar film sahnesi değil, bir katliamın belgeleriydi.  Elbette bu dava sonuçlanmamıştı, daha bu katliamın sorumlularından yüzlercesi başta Başbakan olmak üzere, yardımcısı, valisi, bakanı, belediye başkanı ve en önemlisi bu toprakların yaşandığı Sivas ve Sivaslılar henüz o günün suskunluğunun varsa acısı ve sorumluluğu dışarı yansıtmamışlardı, ellerinin arasına başlarını alıp “Biz yanlış yaptık” dahi dememişlerdi. O nedenle bu dava bitmeyecektir, ancak AKİT GAZETESİNİN yazdığı gibi katliama uğrayanlar değil katliamın gözcüleri, sözcüleri top yekun vicdan yoksunları mahkum olacaktır katliam sorumlusu olarak.

*Pir Sultan Abdal Vakfı Genel Başkanı

www.evrensel.net